yugoslavya iç savaşı

Yugoslavya İç Savaşı Nasıl Başladı?

Yugoslavya iç savaşı nasıl başladı? Balkanlardan yükselen sosyalist bir federasyon, Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti, Mareşal Tito önderliğinde tek yurmuk halinde tutulan devlet başarılı liderin ölümünden sonra nasıl dağıldı? Nasıl neticelendi?

Bu sorulara sade, yüzeysel ve objektif bir açıdan cevaplar vereceğim. Tabii öncelikle bu meseleyi daha iyi kavrayabilmemiz için bu ütopik devletin nasıl kurulduğuna da bir göz atmakta fayda var.

Slav Birliği Nasıl Kuruldu?

I. Dünya Savaşından sonra, önüne geçilemez bir hal alan milliyetçilik furyası neticesinde; Osmanlı İmparatorluğu, Avustuya-Macaristan İmparatorluğu gibi içinde çeşit çeşit etnik grupların yer aldığı güçler dağılmış, haliyle Balkan coğrafyasında büyük bir siyasi boşluk açığa çıkmıştı. Bu siyasi boşluğu ise balkan halklarından teşekkül küçük devletler, doğal olarak, doldurmaya başladı. I. Balkan Savaşları ile tamamen Balkanlar’dan def edilen Osmanlı’nın ardından coğrafyanın en iddialı devletlerinden biri olan Sırbistan, II. Balkan Harbi ve Dünya Savaşı sonucunda her ne kadar yorgun düşmüş olsa da, yerini koruyordu.

Ayrıca I. Dünya Savaşı’ndan sonra parçalanan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’ndan kopup bağımsızlığını elde eden slav kökenli ülkeler, Sırbistan ile birleşip yepyeni bir Slav Devleti’nin temellerini attılar. Bu devletin adı daha sonra 1929 yılında Kral I. Aleksandar tarafından “Yugoslavya” olarak değiştirildi. Böylece ülkenin etnik çeşitliğinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan azınlık milliyetçiliğinin önüne geçilmesi amaçlandı.

1941 yılına geldiğimizde, İkinci Dünya Savaşı’nın sebep olduğu yıkım Yugoslavya’yı da vurmuştur. Yugoslavya ordusundaki Sırplar tarafından gerçekleştirilen dış kaynaklı askeri darbenin akabinde, İttifak Devletleri ve özellikle İtalya eliyle Yugsolavya işgal edilmişti.

İşgal sonucunda devletin yönetici organları ülkeyi terk etmişti, bu nedenle işgal güçleri tarafından baskı ve katliamlara maruz kalan halk; vatanını kendi imkanlarıyla kurtarmak için örgütlenmiş, yerel direniş kuvvetleri oluşturulmuştu. Zira Yugoslavya ordusu işgal karşısında oldukça etkisiz kalmış, kısa sürede dağılmış ve zapt edilmiştir.

Yukarıda bahsettiğimiz yerel direniş kuvvetleri arasında olan, Josip Broz Tito emrindeki Komünist Parti Partizanları nihayet 1944’te işgal kuvvetlerini ülkeden temizlemeyi başardılar. Yugoslavya’nın düşman işgalinden kurtulmasının akabinde seçimlerde de galip gelen partizanlar hükümeti kurdular ve bu yorgun devletin en tepesine geçmeye hak kazandılar.

josip broz tito

Josip Broz Tito

Tito ilk iş olarak ülkenin ismini değiştirmiş, Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti olarak devleti adeta yeniden kurmuştu. Sosyalist bir devlet olması sebebiyle doğal olarak doğu bloğuna yanaşan ülke, Stalin ve Tito anlaşmazlığı sonucunda Doğu Almanya ve Avrasya cephesinden uzaklaşmaya başladı. Böylece Yugoslavya Sosyalist Federal Devleti, bir denge politikası gütmeye ve hatta zaman zaman batı ile yakın temaslarda bulunmaya başlamıştı. Bu politika öyle bir hal almıştı ki, Yugoslavya Ordusu hem Varşova’dan hem de NATO’dan askeri yardımlar alıyor, böylece Balkanların en güçlü ordusu olma unvanını gururla taşıyordu.

eski yugoslavya sınırları

1960’lı yıllara gelindiğinde ise devlet yönetiminde bir kez daha radikal kararlar alındı ve köklü değişimlere gidildi. Genel olarak Sırp milliyetçiler ve yenilikçiler arasında cereyan eden anlaşmazlıklara Tito bizzat müdahale etmiş, ülkenin bir iç siyasi karışıklığa kurban gitmemesi için birtakım reformlar gerçekleştirmiştir. Bu reformlar çerçevesinde 6 cumhuriyet (Bosna Hersek, Slovenya, Hırvatistan, Makedonya, Sırbistan, Karadağ) ve 1 özerk bölgeyi (Kosova) kapsayan Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti‘nde bundan böyle merkeziyetçi politikaların bir kenara bırakılması, bu cumhuriyetler ve özerk bölgelere anadilde eğitim gibi haklar tanınması kararları kılındı. Ayrıca Komünist Parti’deki, Sırp ve Hırvat ırkçıları da görevlerinden uzaklaştırıldı.

Uyguladığı denge politikası ile birleştirici tutumu ve kararlı devlet adamlığını birleştiren Tito; Yugoslavya’yı ölene kadar idare etmeyi başarmış, ülkeyi bir arada tutabilmişti. 1980 yılında vefat ettiğinde ise artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, Josip Broz Tito’nun yokluğunda ülke yavaş yavaş kaçınılmaz sona yaklaşacaktı.

Yugoslavya İç Savaşı ve Parçalanmanın Ayak Sesleri

Devletin içinde bulunduğu ekonomik buhran, Komünist Parti’de tekrardan nükseden Sırp ve Hırvat ırkçıları, Yugoslavya’ya bağlı olan cumhuriyetler ve yer yer halkın protestolara başlamas; henüz Tito öldükten 2-3 yıl sonra gerçekleşen hadiselerdi. Deneyimli devlet adamı dünyaya gözlerini kapattıktan sonra merkeziyetçi devlet anlayışı gütmek isteyen yöneticiler, 1974 Anayasası çerçevesinde iç işlerinde ve hatta dış işlerinde neredeyse bağımsız birer devlet haline gelen Hırvatistan ile Slovenya gibi Cumhuriyetler; adeta ateş ve barut gibiydi. Baskıcı hükumet karşısında bağımsızlık isteğinde olan devletlerin karşı karşıya gelmesi durumunda ülke önü alınamayacak bir iç karışıklığa doğru yol alabilirdi.

Bu noktada Hırvatistan ve Slovenya’nın üzerinde biraz daha durmakta fayda var. Ülkenin her karışında hissedilen ayaklanmalar olsa da özellikle bu iki cumhuriyetin batı bloğuna iyiden iyiye kayması bu karışıklıkları daha da perçinliyordu. Doğu Almanya’nın yıkılışı, Berlin Duvarı hadisesinden yalnızca 3 yıl sonra Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılması doğal olarak bu iki ülkeyi liberal bir ekonomik anlayışa kaydırdı. Nitekim Yugoslavya’nın en güçlü ekonomisine sahip olanlar yine bu iki devletti. Ekonomik hacimlerini diğer Slav ülkeleri ile paylaşmak istemeyen Hırvatistan ve Slovenya’nın önünde bir tek seçenek kalıyordu; bağımsızlık.

Takvimler 1991 yılını gösterdiğinde o kaçınılmaz sona doğru en geniş adımlardan biri atıldı. Önce Slovenya ve daha sonra Hırvatistan, meclislerinde yaptıkları oylama neticesinde Yugoslavya’dan ayrılmaya karar verdi. Sırp ırkçıları ve artık işlemeyen sosyalist rejimin beraberinde getirdiği ekonomik problemlerin gölgesinde var olmak istemeyen bu iki devlet, diğer slav devletlerine göre sağlam ekonomileri sayesinde bağımsızlık yolunu seçmişlerdi. İki devlet de Almanya’ya, dolayısıyla batı bloğuna iyiden iyiye yanaşmaya başlamıştı.

yugoslavya iç savaşı

Yugoslavya İç Savaşı

Aynı zamanda Sırbistan’da Slobodan Miloseviç gibi oldukça ayrıştırıcı bir ismin başa geçmesi de Yugoslavya Halk Ordusu’nun radikal Sırp milliyetçiliği için adeta bir araç haline gelmesine sebebiyet vermiştir. Bu sırada, parti içinde her zaman var olan iki görüş daha da keskinleşmiş, ülkeyi yöneten Komünist Parti de tıpkı ülkenin kendisi gibi çatlamaya başlamıştı. Bu çatışmalar sonucunda Sloven Bağımsızlık ve Hırvat Bağımsızlık Savaşları meydana geldi.

Belirttiğim gibi, Sırp milliyetçiliğinin bir aracı olan, mevcudunun yarısından çoğu Sırplardan oluşan Yugoslavya ordusu; bağımsızlık ilan etmesi üzerine Slovenya ve Hırvatistan’a saldırmaya başladı. Ordu ne Slovenya’nın, ne de Hırvatistan’ın bağımsızlığını tanımıyordu. Yugoslavya’nın bölünmez bütünlüğü için bir zamanlar kendi halkı olan bu insanlara namlu doğrultmaktan geri durmuyor, Sloven ve Hırvat şehirlerinin asfaltını tank paletleri eziyordu.

yugoslavya iç savaşı tank

Bu bir iç savaştı. On yıllar boyu birlikte yaşamayı başarabilmiş Sloven ve Sırp halkları, Tito’dan sonra birbirlerine silah çeker ve bomba atar hale gelmişlerdi. Slovenya’da Yugoslav bayrakları teker teker indiriliyor, kendini rüzgarın insiyatifine bırakma sırası Sloven bayrağına geliyordu. Aynı zamanda Slovenya Hükumeti, Sırplardan teşekkül Yugoslavya Halk Ordusunu işgalci olarak tanımlamış, halkı topyekun mücadeleye davet etmişti.

Bu karışıklık çok uzun sürmedi. Avrupa ve ABD’nin siyasal baskıları sonucunda iki taraf da mücadeleye ara verdi. Avrupa’da yeni bir iç savaşı kimse istemezdi.

İşte Kosova’dan Bosna’ya binlerce insanın, ailenin katledileceği ve Balkanların eski parçalanmış günlerine geri döneceği iç savaş böyle başlamıştı. Bir yandan etnik çeşitliliğin doğurduğu mikro milliyetçilik, bir yandan Tito’dan sonra iyice ayyuka çıkan Sırp ırkçılığı ve ekonomik buhranlar ile artık beyin ölümü gerçekleşen sosyalizm akımı bu ütopik federasyonun sonunu getirmek üzereydi. Tabii ki Yugoslavya İç Savaşı’nda, Slovenya’da ve Hırvatistan’da yaşananlar yer yer çıkan çatışmalardan ibaret olmayacaktı.

Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin Sonu

1991 yılında Makedonya’da halk oylaması ile birlikte Yugoslavya’dan ayrılıp bağımsızlığını ilan etti, 1991 yılında Federal Cumhuriyet’ten ayrılan üçüncü ülkeydi. Bir yıl sonra Bosna Hersek’in de ayrılması ile kan adeta gövdeyi götürdü.

Bosna Hersek’in bağımsızlığını ilan etmesi sonucunda iç savaş iyice kızıştı ve soykırım diye nitelendirebileceğimiz hadiselere, maalesef ki, insanoğlu şahit oldu. Bosna’nın bağımsızlığından sonra el sıkışan Hırvat ve Sırp tarafları, Bosna’da kitlesel katliamlar gerçekleştirmekten geri durmadılar.

bosna halkı
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da en büyük soykırım olarak nitelendirilen Srebrenitsa’daki katliamdan kaçmak isteyen boşnakların kullandığı ve “ölüm yolu” olarak bilinen orman yolunda, dünyanın farklı ülkelerinden gelenlerin katılımıyla 3 gün sürecek “Barış Yürüyüşü” yapılacak. Savaş sırasında, BM tarafından “güvenli bölge” ilan edilen Srebrenitsa’nın, Sırp general Ratko Mladiç komutasındaki askeri birlikler tarafından 11 Temmuz 1995’te işgal edilip, sivillere karşı katliamların başlaması üzerine, bu kentten kaçan halk, 110 kilometre uzaklıktaki Tuzla kentine varmak için orman yolunu kullanarak soykırımdan kurtulmaya çalışmıştı. Orman yolunu kullanarak, katliamdan kaçmaya çalışan sivillerin birçoğu, bu yolda Sırp çetniklerce yakalanıp öldürülürken, Srebrenitsa’dan kaçan çok az kişi sağ sağlim Tuzla’ya varabilmişti. (Arşiv) (Ahmet Bayriç – Anadolu Ajansı)

1995 yılında Bosna Hersek; hem Sırplar, hem de Hırvatlar tarafından tanındı. Bosna halkının üç yıl boyunca çektiği çile nihayet son buldu.

Peş peşe bağımsızlığını ilan eden balkan milletlerinden geriye yalnızca iki cumhuriyetten meydana gelen bir Yugoslavya Federal Cumhuriyeti kalmıştı. Karadağ ve Sırbistan’dan oluşan bu enkaz, 2003 yılında Yugoslavya isminin kaldırılması ile resmen dağıldı. Üç yıl sonra 2006’da Karadağ da Sırbistan’dan ayrıldı. 2008 yılına geldiğimizde ise Sırbistan tahakkümü altında kalan Kosova da bağımsızlığını ilan ederek, tuzla buz olan balkanların bir parçası olarak yerini aldı.

Kısaca Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyet’inden ayrılarak bağımsız bir devlet haline gelen tam 5 devlet vardır. 2 devlet de Yugoslavya’nın mirasçısı olan Sırbistan’dan ayrılmışlardır.

  • Slovenya (1991)
  • Hırvatistan (1991)
  • Makedonya (1991)
  • Bosna Hersek (1992)
  • Sırbistan (2006)

Sırbistan’dan Ayrılanlar

  • Karadağ (2006)
  • Kosova (2008)

Yugoslavya İç Savaşı ve Batı Etkisi

Günümüzde dahi hala tartışmalar sebebiyet veren bu mesele hakkında bu yazıda yorum yapmamayı tercih ediyorum. Bunun sebebi böyle dallanıp budaklanan ve aynı zamanda kısıtlı veriye sahip olunan bir konuyu, bu yüzeysel yazıma almak istemedim.

Tek diyeceklerim: Yugoslavya’nın sosyalist akımın son kalesi olması sebebiyle NATO ve CIA’nın hedefinde olduğu gayet aşikar. Yugoslavya’nın dağılmasında da doğrudan alakası olduğunu her ne kadar söylemeyi tercih etmesem de bu organizasyonların etkisinin bulunmadığını söylemek yalan olacaktır.

Son Olarak

Tarihe şöyle bir göz attığımızda federal cumhuriyetlerde istikrarın uzun süre tesis edilemediği, mikro milliyetçiliğin eninde sonunda baş gösterdiğini görebiliyoruz. Keza bundan daha büyük bir etken de var ki; ekonomi… Sosyalist bir ülke olan Yugoslavya; değişen dünya düzenine ayak uyduramamış, sosyalizmin getirdiği açlık ve sefalete de kurban gitmiştir.

Federal bir cumhuriyetin ayakta kalması için; etnik milliyetçiliğin bir kenara atılması, ekonominin dengeli ve sağlam olması, merkeziyetçiliğin dozunun iyi ayarlanması gerekir. Yugoslavya’da bu üç etkenin de tam oturtulamaması ve bununla birleşen Sırp ırkçılığı zincirleme reaksiyon neticesinde ülkenin parçalanmasına yol açtı.

Bu yazımda Yugoslavya iç savaşı ile ilgili konuştum. Savaşın başlama nedenleri ve sürecin ilk yıllarından kısaca, yüzeysel bir şekilde bahsetmeye çalıştım. Tüm birparcatuhaftik.com okurlarına esenlikler diliyor, okuduğunuz için teşekkür ediyorum.

Kaynakça


Emre ÇAKICI
11. sınıfa giden, okumaya ve bilgilendirmeye çalışan bir Türk genci. 3 yıldır çeşitli konularda blog yazıyor. iletişim: [email protected]