Yerel Radyolardan Sızan Hayaletin Soruları Bellidir-1

Yazarın Notu: Bu hikayeyi okumadan önce lütfen Bir Hayaletin Fotoğrafı adlı hikayeyi okuyunuz. Okuyanlar ise buyursunlar….

*****

Utangaç bir gülümseme yayılmıştı kadının elmacık kemiklerine. Resmiyeti bitmemiş bir ilişkinin cümlesine son bir şahit bırakırmışçasına gülümsedi. Gün ışığının savurduğu konfetiyle sıcaklığını da hissetti kendi yüzünde. Ellerinde, parmak uçlarında….

Perdeler aralık…

*****

Dün bastıran fırtınadan geriye sadece sonbaharın hükümdarlık simgelerinden olan güneşte usul usul kurutulmuş yapraklar, sabahın tesbih çeken zikri ve uzaklardan gelen, her seferinde kilisenin uzunca çalan çanlarını andıran gök gürlemeleri kalmıştı. Kısık ateş misali usulca bir rüzgar, alanı kontrol ediyor, sancağını nereye dikeceğini hesaplayan akınlar düzenliyordu.

Çift kişilik beyaz yatağın ortasında bekledi tane tane. Yastıklarına kaygı dolu çapaklarını bırakıyordu kadın. Varoluşunu sorgulatan sinema karanlığından aydınlığa kalkan kepenklerini, güneş ülkesini bekleyen soru işaretlerini yanına almıştı. Sadece kalkan kepenkleri değil beyin kıvrımlarının kenarlarındaki tezgahtar nöronlar da belirsizliğin içinde sinek avlıyorlardı.

Gördükleri, gerçek içinde yalan, yalan içinde gerçek barındıran ying yang felsefesi mi yoksa Zülkarneyn’in insanlık ile Yecüc ve Mecüc arasında kurdurduğu ulu surlar gibi kesin miydi? Kesin bile olsa hangi tarafta olmuştu? Bunları anlayamıyor, cevapları turkuaz rengindeki örtünün içinde bazen yatağında bazen tavandan bazen de yatağının iki yanında bulunan sarı renkte başlığı olan kahverengi gövdeli avizelerden yardım isteyerek arıyordu.

Bilgi yarışmalarında jokeri kalmadığı için çekilen yarışmacılar gibi örtüyü kaldırıp yatağından çıkmayı becermişti kadın. Gayri nizamda bulunan saçlarını nizama sokma kıvamına getirmek için üstün körü toplamış, kendisini kara deliğe attığı için beynini cezalandırmak istermişcesine kaşımaya başlamıştı. Soru işaretlerini kafasından çıkarıp ellerinde tutmak istedi.

Odaya girmeye çalışan güneş ışınları, yeşil gözlerinin içindeki sinirleri uyandırmak ve mesainin başladığını belirten tonlarını üzerine giymişti. Yalın ayak hole çıkıp yüzündeki sersem uyku hücrelerini bırakmak, yerine kendisine uygun olanları almak için tuvalete gitme kararı aldı. Hole hakim olan ağır sigara kokusu burun direklerini sarsmaya başladı. Uyanır uyanmaz hemen sigara içme gibi bir alışkanlığı yoktu kadının. Sabahları ya da akşam üzeri yaptığı uyku nöbetlerinden sonra zaten ağzının içinde cehennem zebanilerinin kezzaplarıyla uyanırken bir de onlara cila çekmelerine mi izin verecekti?

Kokunun sersemliğinden bir anda ayılıp beyin kıvrımlarının oyunu gerçek mi olmuştu dün gece ve bundan kendisinin gram haberi olmadan mı yapmışlardı? Hızla kokunun geldiği odaya ilerleyip kapalı olan oturma odasına doğru ilerlemiş kapalı olan kapının önünde bir miktar beklemeye koyulmuştu. Önce kulağını kapıya dayayıp içeriden gelebilecek en ufak bir sese bile kulak kesilmişti. Ama odadan tozların kokuşmuş sessizliğinden başka bir ses yoktu. Kulağına herhangi bir sesin gelmediğini anlayınca kapının kolunu yavaştan indirmeye başladı. Kolun çıkardığı ses kadar göz kapaklarının da birbirine baskısı aynı dozda oluyordu. Görmeyi umduğu ya da olmaması istediği şey için kadim dünyanın klasik tüm dualarını okumaya başladı.

Duvara yaslanmış ikili tekli koltuk ve aralarında bulunan sehpanın üzerindeki küllük bomboştu. Odanın içerisine doğru bir gölün kıyısına vuran dalgalar kadar yavaş yavaş ilerledi kadın. Odada bakabileceği tüm yerlere gözleriyle dokunup içeriden gelen ağırlığı dizlerinde hissetmeye başladı. Dizleri daha fazla ağırlığı kaldıramayıp kendini yerin karanlık sularına bıraktı. Kendisi de çok rahat hatırlıyordu. Bu koltuklardan birinde kendisi, diğerinde 4 yıl önce ölmüş olan eşinin hayaletiyle yan yana idi. Karşılıklı sigara içip konuşmuşlardı. Hatta okuduğu kitaplardan, dinlediği müziklerden şikayet ediyordu. Hatta yanlış hatırlamıyorsa hayalet onun mezar ziyaretlerindeki hal ve tavırlarından da bahsetmişti.

Dizlerindeki ağırlığın yavaşça hafiflemesiyle kasları onu gerçeklerle yoğurulmuş rüyasında oturduğu koltuğa itti. Koltuğuna oturup sırtını aralığa yasladığı anda sağında o hayaletin kanlı canlı yansımasıyla tekrar karşılaşmıştı. Hayalet, bitmekte olan sigarasını küllüğe bastırıp onun kendisine bakarken yakalamıştı. Hiçbir şey demeden, kılını hareket ettirmeden sadece hayaletin hareketlerini izliyordu. Emin adımlarla sahne önüne gelip tiradını atan tiyatro oyuncusu edasıyla hayalet, kadının dizlerine kapanıp ellerini kadının elleriyle buluşmasını istedi. Kadının gözlerinden hayaletin yüzüne doğru atılan ateşli oklar vasıtasıyla iletişme geçmeye çalışıyor ama hayaletin o diz çöküş anında neler söyleyip neyi istediğini bir türlü algılayamıyordu. Tüm sinir sisteminin hücum boruları çalsa dahi bu iletişim, ana rahminden çıkan ölü bir çocuk gibi soğuktu.

*****

Yuvasından düşen yavru kuşun çıkardığı acı bir sesin tonuyla çalan kapının zili oturduğu koltuktan ikinci kez uyandırmıştı kadını. Oturduğu koltuğun önünde siyah karanlık bir karartı beklerken geçen hafta aldığı halının desenleriyle karşılaşmıştı. Kapının tellerinden çıkan yavru kuş serzenişi iyice artmıştı. Kadın yaşadığı yoğunlaştırılmış uyarıcıların kırılmalarıyla rüyadan gerçek hayatta geçen müdavim turistler gibi olmuştu. Saçlarına kadar işlemişti bu git gellerin kar taneleri gibi olan benzersiz mutasyonları.

Kendisine durumu açıklayan adımlarla çalan kapının deliğinden gelenin kim olduğuna baktı. Durup tekrardan kapı deliğine yönelip ‘Ceren?’ demekle yetindi. ‘Benim Alçin.’ Kapıyı açıp karşısında duranın gerçekten Ceren mi yoksa onun bir yansıması mı diye bir kaç dakika bakınmakla yetindi. Kahverengi saçları üzerine giydiği uzun siyah paltosuyla dışarıda yön algısını şaşırmış soğuk rüzgara kafa tutan düzgün burnu ve elmacık kemikleriyle tarihi bir kalıntının hiç bozulmayan parçası gibiydi.

Alçin’in burun deliklerine kadar nüfuz etmiş olan bayramda bilinçsiz sahiplerin ellerinde bıçak görmüş kurbanlık hayvan gibi korkunun ve okula velisi gelmiş haylaz bir öğrencinin gözlerinde bulunan kaygının ipuçlarını fark etmişti Ceren. Bu ipuçlarını kendi kesesinde saklayıp Alçin’e hiçbir şey fark ettirmemeye çalıştı. Dizlerinin hemen aşağısında biten çizmelerini el çabukluğu ile çıkarıp olağan adımlarla şöminenin bulunduğu salona doğru ilerledi. Siyah paltosunu çıkarıp salonda ilk gördüğü koltuğun arkalığına bırakıverdi.

Alçin, Ceren’in bu rahat tavırlarına pek anlam veremeyip onun yüzüne tek bir cümle kurmadan yüz mimiklerinde sakladığı duygularını rahatlıkla iletip anlamasını istiyordu. Ceren de Alçin’in bu mimiklerini çok iyi yorumladığından Alçin’in dilden tek bir sinyal bile çıkmadan ne demek istediğini rahatlıkla anlamaktaydı. Oturduğu yerden kalkan Ceren paltosunu bıraktığı koltuktan kirli bir sofra gibi sol koluna asıp kapı ağzında bulunan vestiyere bırakmaya gitmişti.

Arkadaşı paltosunu asıp gelene kadar olması gerektiği yerde olan analog radyosuna ve kahverengi çerçeveli, siyah metalle kendisini sergilemeye yardımcı olan ayaklıklı fotoğrafa her zaman oturduğu sandalyeye kendince pozisyon bularak oturmuş bakıyordu. Acaba onlar da kadının içinde yaşadığı korkuların farkına varmışlar mıydı? Üzerine üzerine gelen kontralara cevap vermeye gelen defansta tek kalan futbolcu gibi hissetti kendi bir an. Dün geceden beri gördüğü ya da bedevilerin çöllerde vaha haberi olarak izledikleri yerlerin sadece bir nefesin görüntüsü kadar net olan hayalleri mi demeli. Kendisini, Araf’ın en yüksek tepesine bırakılmış hissediyordu. Açıklayamadığı şeylerde fabrika ayarlarına geri dönmemek için kafasını oradan çevirip başka şeyleri anlatmak için dişini sıkıp susardı.

Ceren’in yanına oturmasıyla içine girdiği düşünce yarıklarından çıkıp yanında olması gereken sıfatları geldiği yerde bırakmaya çalıştı. Ama bir posta arabasının tozlu yollarda bıraktığı izler kadar bırakmıştı sıfatlarını. Bunun farkına varan Ceren kadının gözlerin fırlayan imlalara dayanarak her zaman konuşmayı başlatan o olmuştur. Bu sefer daha fazla dayanamayan kadın arkadaşına dönüp ”Hayaletler görüyorum desem güler misin bana?”


Tengrininkulu
1994 yılında Adana'da dünyaya geldim. İlkokul, ortaokul ve lise eğitim öğretimimi Adana'da tamamladım. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği bölümünden mezun oldum. Büyülü gerçekçilik ve gerçeküstücülük tarzında hikayeler yazmaktayım.