Wittgenstein

Wittgenstein (1993): Dil, Felsefe ve Tiyatral Bir Film

Ludwig Wittgenstein felsefe tarihinde alışılmışın dışında bir noktada yer almaktadır. 1889 yılında doğan Avusturyalı filozof, ana odağını dil üzerine yöneltmiş, eserlerini bu doğrultuda yazmıştır. Kendi payıma, kendisinin ”dil felsefesi’‘ denilince gelen ilk insan olduğunu belirtmek isterim. Nitekim bu yazının amacı olan filmde de bahsedilen replikler üzerinden de anlaşılacağı gibi, Wittgenstein‘ın felsefeye olan tutumu ve onun filozof sıfatıyla bilinmesi arasında ilginç bir bağ bulunmaktadır; Kendisinin felsefeden nefret eden filozof olarak da anılması nedeniyle, fazlasıyla ilginç bir filozof olduğu rahatlıkla düşünülebilmektedir.

Bertrand Russell’ın, Wittgenstein üzerine etkisi yadsınamayacak derecede büyüktür. Bir deha olan Wittgenstein için Bertrand Russell ile tanışmak ve ondan destek almak, Wittgenstein için büyük bir dönüm noktasıdır.

Wittgenstein, ilk ve en temel eseri olarak ifade edebileceğimiz Tractatus Logico-Philosophicus adlı eserini felsefede yazılması gereken son eser olarak düşünmüştür. Eser aynı zamanda popüler olan şu sözler ile birlikte de bilinmektedir: Söylenebilir ne varsa, açık söylenebilir; üzerine konuşulamayan konusunda da susmalı. Nigel Warburton ise kitabın ana temasını şöyle açıklamaktadır,

Kitabın ana mesajı, etik ve din hakkındaki en önemli soruların anlayış gücümüzün sınırlarını aştığıydı, onlar hakkında anlamlı bir şeyler söyleyemiyorsak, sessiz kalmamız gerekiyordu.

Nigel Warburton / Felsefenin Kısa Tarihi (296.syf)
Wittgenstein

Wittgenstein (1993): Felsefeden Nefret Eden Filozof[1]

1993 yapımı olan Wittgenstein adlı film, filozofun yaşam öyküsüne dair biyografik öğeler içeren bir filmdir. Film özellikle karşılaştığımız ve alıştığımız birçok filmin aksine, tiyatral bir yapıda sunulmaktadır. Tiyatro sahnelerini andıran dekorlar, karakterler, sahne geçişleri gibi unsurlar göz önünde bulundurulduğunda da rahatlıkla bir tiyatro oyunu izlediğimizi düşünebiliriz. Nitekim filmin direkt olarak amacının Wittgenstein’ın yaşam öyküsünü sıfırdan anlatmak olduğunu söyleyemeyiz. Elbette ki film onu anlatmak üzerine kurulu ancak sıfırdan anlatma biçiminden çok bilinen, aşina olunan yaşam öyküsünü anlatmaya yöneliktir.

Wittgenstein’ın 20.yüzyılın bir diğer önemli filozofu olan Bertrand Russell ile olan ilişkisi, Wittgenstein’ın düşüncelerini toparlamak ve eserini yazmak için Norveç’te bir barakada inzivaya çekilişi, Wittgenstein’ın yaşam öyküsündeki bir çok kilit noktalar gibi unsurların filmde işlenişi filozof hakkında fazlaca fikre sahip olmayan izleyiciler için kopuk hissettirebilecektir. Kronolojik bir sıra izlendiğini söyleyebildiğimiz gibi aynı zamanda da bu sıranın dışına çıkılan sahneler de bulunmaktadır. Bu nedenle de film üzerine yapılacak en tutarlı tanımlama: Biyografik öğeler içeren tiyatral bir yapım olduğu yönünde olacaktır.

Çocuklar yetişkinlere inanarak öğrenirler. Şüphe inançtan sonra gelir.

Wittgenstein (1993)
Wittgenstein
Wittgenstein (1993)

Kanımca, felsefe tarihinde alışılmışın dışında tutum sergileyen bir kişiliğe ve düşüncelere sahip Wittgenstein için, böylesi alışılmışın dışında tiyatral bir film seçimi gayet makul gelmektedir. Filozofların yaşam öykülerinin ve düşüncelerinin beyaz perdede ifade edilişi eğer ki gayet güzel olabilirse, izleyicinin zihninde o filozofa dair sağlıklı bir kronolojik çizgi yaratmak başarılı olabilmektedir. Filozof Giordano Bruno’nun anlatıldığı 1973 yapımı biyografik film kanımca tam da bu örneğe en uygun olanlarındandır. Biyografik filmlere yeni bir soluk olarak ifade edebileceğim Wittgenstein (1993) filmi geçtiğimiz yüzyılın en önemli filozofunu anlatmaya yönelik başarılı bulduğum bir yapım olmuştur.

Dipnotlar

  • [1] Burada küçük bir noktayı açıklamakta fayda var. Filmde bir sahnede geçen ”felsefeden nefret eden filozof” repliğine atıfta bulunarak başlığa bunu yazdım. Nitekim bu replik kısmen doğru olsa da tamamen doğru değildir. Dolayısıyla da, Wittgenstein hakkında zihinlerde daha tutarlı bir imaj oluşturmak için şu noktaların eklenmesi gerektiğini düşünmekteyim:
    • Wittgenstein’ın Aristoteles’in bir kelimesini dair okumadığını biliyoruz. Bu onun felsefeye dair alışılmışın dışında tutumuna dair bir örnektir, kendisinin benzer tutumu Hegel’e karşı da görebilmekteyiz.
    • Ancak yine de Schopenhauer, Nietzsche, Kant veya Augustinus okuduğunu biliyoruz. Felsefeye olan nefreti saf ve tamamen değildir yalnızca kendisi bir filozof olarak son derece farklı ve öznel bir tutum takınmaktadır.

Bizleri Instagram ve Twitter hesaplarımız üzerinden takip edebilirsiniz. Diğer içeriklerimize de göz atmayı unutmayın!

Kaynakça

  • WARBURTON, Nigel, Felsefenin Kısa Tarihi, Çev. Güçlü Ateşoğlu, Alfa Yayıncılık, 2020, İstanbul
  • PHILOSOPHY- Ludwig Wittgenstein, The School of Life
  • Wittgenstein’ın barakası: Felsefe inzivada mı yapılır?, ceviriyazilar.blogspot.com
  • Ludwig Wittgenstein, tr.wikipedia.org

Mert Can Ay
Ege Üniversitesi Kimya bölümü öğrencisi. Lisans eğitiminin yanı sıra düşünmekten ve düşlemekten hoşlanan, kendi çapında da felsefeye, edebiyata ve sanata dair merakı neticesinde düşüncelerini aktaran birisi. [email protected]