Vatandaş İçin Medeni Bilgiler – 2

Mustafa Kemal’in “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler” eserinin birinci bölümünü geçen yazımda incelemeye çalışmıştım. Bu yazımda eserin ikinci bölümü olan devlet’i incelemeye çalışacağım

İçindekiler

  • İkinci Bölüm: Devlet
  • Birinci Kısım: Egemenlik
  • İkinci Kısım: Devlet Biçimleri
  • Üçüncü Kısım: Demokrasi İlkesinin İçeriği
  • Dördüncü Kısım: Demokrasi İlkesinin Tarihsel Gelişimi
  • Beşinci Kısım: Demokrasi İlkelerinin Belirgin Nitelikleri

Devlet

Atatürk, birinci bölümde yaptığı gibi ikinci bölümde de bölümün konusu olan kelimenin ne anlama geldiğini aramaktadır. Devletin maddi ve manevi varlığının, ulusunu oluşturan bireylerin özgürlüklerinin her türlüsünü güvence altına alabilme gücüne dayandıran Mustafa Kemal devleti şu şekilde tanımlamaktadır: “Belli bölgede yerleşmiş ve kendine özgü gücü olan ve bireylerinin toplam bütünlüğünden oluşan varlığa devlet denir.” Bu cümledeki ‘devletin kendine özgü gücü’ kavramı devletin siyasal gücü olarak açıklanmakta ve bu gücün halk üzerinde uygulanmak ve ulusu dışarıda başka uluslara karşı savunmak yetkilerini bulundurduğu açıklanmaktadır. Fikrimce bu cümleleri şekillendiren koşullar arasında; Cumhuriyet’in ilanı öncesi ve sonrasında ülkemizde yaşanan iç karışıklıklar ile bu karışıklıkları körükleyen Batı devletlerinin bölgemizdeki hareketleri bulunmaktadır.

O bir siyasal güçtür ki, devlet kavramında kendi başına vardır ve devletin, onu halk üzerinde uygulamak ve ulusu dışarıda başka uluslara karşı savunmak yetkisi bulunur. Bu siyasal etki ve erke “istenç ya da egemenlik” denir.

Mustafa Kemal ATATÜRK
Mustafa Kemal Atatürk

‘Egemenlik’ kısmında Mustafa Kemal egemenliğin temel ilkeleri olarak gösterdiği ilkeler şunlardır: Demokrasi ilkesi-halkçılık, temsil edici hükumet ilkesi, anayasanın diğer yasalara üstünlüğü ilkesi. Görülebileceği üzere egemenlik; demokrasiyle, demokratik sürecin sonucu olan hükumetle ve devletin sınırlarını belirleyen anayasayla bağdaştırılmıştır. Egemenlik, anti-demokratik herhangi bir dayanağa sahip olamamaktadır.

Şunu söylemek gerekir ki, devlet bir hukuksal kavramdır. Gerçekte yönetenler egemenliği kullanırlar. Öyleyse devlette yönetenler kim olmalıdır? Siyasal gücün meşru olabilmesi için devletin soyut egemenliği fiili olarak kime emanet edilmelidir? İşte bu sorulara yanıt veren demokrasi ilkesidir.

Mustafa Kemal ATATÜRK

Devlet biçimleri kısmında Atatürk, monarşi-oligarşi-demokrasi üçlüsünün tanımlarını vermektedir. (Monarşide devletin, buyurganın çiftliği olduğunu vurgulanmaktadır.) Bu kısa tanımların ardından demokrasi ilkesinin içeriği kısmı başlamaktadır ve demokrasinin monarşi ile oligarşiye üstünlüğü bu kısımda açıklanmaktadır.

Demokrasi

Demokrasi ilkesinin içeriği kısmında Gazi Paşa monarşi ile oligarşinin zamanı geçmiş geçici çözümler olduğunu iddia etmekte ve demokrasiyi ‘ulusun toplumsal gücünün sonucu’ olarak görmektedir. ‘Ulus yeter ölçüde güçlenince gücü ve erki eline alır.’ cümlesinin ardından bu ele almanın yöntemlerine değinmektedir. Kitaptaki haliyle Kurtuluş Savaşı sonucunda Türkiye’de yaşanan ele alış “devrim’dir.” Çünkü monarşi ile barışçı yoldan bir anlaşma ile gerçekleşmemiştir. Durmadan yükselen bir deniz; demokrasi, Anadolu’da kendisini Türk Devrimi olarak ortaya sermiştir.

Dördüncü kısımda demokrasinin tarihsel gelişimi üzerinde durulmuştur. Sümer, Elam, Akat gibi Türk topluluklarında; Atina-Sparta gibi Yunan medeniyetlerinde ve Antik Roma’da demokrasinin bir türünün uygulandığı açıklanmıştır. (Mezopotamya medeniyetlerinin Türk olduğu yazılması hakkında: Güneş Dil Teorisi ve Türk Tarih Tezi hatırlanmalıdır.) Ardından Orta Asya’da kurulmuş Türk devletlerindeki kurultay kültürüne değinen Atatürk, ulusumuzun demokrasi düşüncesine sanılan kadar yabancı olmadığını savunmaktadır. Kralcı ve padişahçı yönetimlerin dayanağına dinin koyulmasını eleştiren Mustafa Kemal, bu dayandırmaya karşı demokrasi düşüncesinin tavrını özetlemekte ve şunu söylemektedir: “Güç ulusa aittir. Onu yasa çerçevesinde bir hükümdara vermiştir. Kimi durumlarda geri alabilir.”

Eşit Oy İlkesi

İkinci bölümün son kısmı demokrasi ilkesinin ulusal egemenliğe sahip olması gerektiğinin bir kez daha vurgulanması ile başlamakta. Mustafa Kemal; günümüzde sıkça konuşulan ve tartışılan bazı konuları henüz 20.yy’da çözüme kavuşturmuş görünmekte. Bu konulardan ilki demokrasinin maddi gönenç sorunu olarak görülmesi. Demokrasinin düşünsel bir süreç olduğunun altını çizen Atatürk, demokrasinin kesinlikle bir mide konusu olmadığını, demokrasinin yurt sevgisi, aynı zamanda analık-babalık olduğunu savunmaktadır. Yani demokrasi gereği kişi, oyunu atarken maddi bir kazanç beklentisi yahut ekonomik yardım arayışı içerisinde olmamalıdır. Sonuçta oy; bireyseldir, yurttaşın egemenliğe aklen katılmasını gerektirir. İkinci konu ise demokrasi katılımcılarının sosyokültürel ve ekonomik seviyeleri arasındaki farkların tartışmaya açılması. Bu tür bir tartışmanın zaten kendisi temelden demokrasi yoksunu olduğu için konuyu aydınlatmak amacıyla verilmesi gereken tek cevap demokrasinin tanımında yatmaktadır. Mustafa Kemal’den bu cevabı okuyalım…

…Demokrasi eşitlikseverdir; bu nitelik demokrasinin bireysel olması niteliğinin zorunlu bir sonucudur. Kuşkusuz bütün bireyler aynı siyasal hakları taşımaktadır. Demokrasinin bu eşitliksever ve bireysel niteliklerinden “eşit ve genel oy” ilkesi çıkar.

Mustafa Kemal ATATÜRK

Kaan ÇELİK
Kaan ÇELİK, ODTÜ Makine Mühendisliği öğrencisi aynı zamanda METU MECH ve ODTÜ ADT üyesi. Özellikle tarih ve siyaset hakkında okumayı, araştırma yapmayı hobi edinmiş bir genç.