Var Olmanın Neden Olduğu Ruhsal Bunalımı Anlatan Kitap: İtiraflarım / Lev Tolstoy

Kendi varoluşu hakkında derinlemesine düşünebiliyor oluşu, insanın özü ve ayırt edici biricik özelliklerinden birisi. İnanç kavramıyla bağdaştırılırsa şayet yaşamın hiçliği ve boğucu olan karanlığı fark edilemez olabiliyor. Çünkü var olan dinlerin aktardığı üzere yok oluşumuzun, yeni bir doğuş yeni bir başlangıç olduğu bize aktarılmış oluyor. Yok oluşumuz için çabalayan ve yok olana kadar geçen süre içerisinde de, yok olduğumuz süreç sonrasında var olacağımız o güzel dünyada, çabalarımızın karşılığının alınacağı dinler tarafından bize aktarılan en köklü olgudur. İnançtan kendimizi sıyırdığımızda ise, fark edilen şey koca bir karanlık boşluk, zihnimize üşüşen sorular bütünü oluyor. Gözümüzün önüne gelen o karanlık, o boğuculuk insanın bir hiç olduğunun farkındalığına, ve ruhsal çöküşe itebilmektedir. Kanımca ruhsal çöküşün dürüstçe, açıkça ve sade bir şekilde açıklandığı Tolstoy’un İtiraflarım adlı kitabı hakkında bir şeyler yazmak istemekteyim.

Gözlemleriye Rus Edebiyatının Bilinen İsimlerinden: Lev Tolstoy

Lev Nikolayeviç Tolstoy(1828-1910)

Tolstoy’un, Savaş ve Barış, Anna Karenina gibi, dünya klasikleri arasında yer alan ve onun ününe ün katan kitapları yazdığı Yasnaya Polyana köşkü aynı zamanda onun 1828 yılında doğduğu yerdir. Oldukça zengin ve soylu bir ailenin çocuğu olarak doğan Tolstoy, 1910 yılına kadar sürdüğü yaşam içerisinde söz konusu deneyimleri ve gözlemlerini kuvvetlice kavrayabilen bir şahsiyet olarak nitelendirilebilmektedir. Nitekim orduya katılarak, çeşitli cephelerde savaşması onda savaşın anlamsızlığı ve savaşın acımasızlığına dair olan düşüncelerinin oluşmasına sebep olmuştur. Söz konusu bu düşünceler onunla bağdaştırılan en köklü eser olan Savaş ve Barış’ın oluşumunda rol aldığını da ifade edebilmekteyiz.

Tolstoy, Rus Edebiyatındaki büyük isimlerden birisi olarak anılmaktadır ve esasında bu pek de yersiz değildir. Gerçeklerin peşinden koştuğunu, öğrenme ve öğretme merakı içerisinde olduğunu söyleyebildiğimiz kadar, yazdığı hikayeleri (kurguları) gerçekliğe en yakın biçimde aktarması kanımca yazarın ayırt edici özelliklerinden birisidir. Eğitiminin gereksizliğini öne sürerek kendini eğitme çabasına giren Tolstoy, yurt dışı gezisi olarak Avrupa’dan döndükten sonra edindiği bilgiler çerçevesinde Yasnaya Polyana köşkünde köylülere, -tabiri caizse- gönüllülük üzerine dayalı eğitim ve öğretim vererek, yaşamını köylülerle geçirdi. 82 Yaşında bir tren istasyonunda yalnız başına ölen Tolstoy, öğretici kimliğiyle bıraktığı kitapları ile şu an bilinen isimlerdendir.

Kendi Hayatından Parçalar İçeren Kitap: İtiraflarım

İnsanın kendisini aldatmasının bir faydası yok. Her şey boş! Mutlu kişi henüz doğmamış olandır. Hayattansa ölüm daha iyidir ve insan kendisini bu hayattan kurtarmalıdır.

44.Sayfa

İtiraflarım kitabından yaptığım bu alıntı esasında kitap hakkında ele almam gereken konuyu özetler nitelikte. Kaleme aldığı bu düşünce ruhsal bunalımın bir sonucu olduğu kadar, hayatın anlamsızlığına dair olan sorgulamanın başlangıcı olarak ele alınabilir. Tolstoy, bu düşünce çerçevesinde ruhsal çöküşünün yarattığı büyük bir boşluk içerisinde, var olmanın ağırlığını tatmış bulunmaktadır. Kitabın ilk bölümlerinde, kendi hayatından bahsederek ilerleyen Tolstoy, kitaba ismini veren özellikte olacak itiraflarına da yer vermektedir. Kitap, gençliğinde yaptıklarını özet bir şekilde anlatmasıyla başlamakta. Yaptığı iyi ve kötü her şeyden haz aldığını, yaptıkları sonucunda değişen düşüncelerini, değişen düşüncelerinin kendisini değiştirme ve yetkinliğini farklı amaç doğrultusunda kullanma isteği oluşturması -köylüleri eğitmek, bir tür okul kurmak isteği gibi- neticesinde başlayan ve sonu ”peki ya neden?” sorusuna varmasıyla birlikte de ruhsal bunalımının nedenlerini ve başlangıcı olan kadar süreci net bir şekilde açıklamaktadır kitapta.

Çalışmalarımın bana sağlayacağı ünü düşününce kendime şöyle derdim: ”Haydi bakalım, Gogol’dan ya da Puşkin’den ya da Shakespeare’den ya da Molier’den ya da dünyadaki geri kalan bütün yazarlardan daha ünlü olacaksın! Olacaksın da ne olacak?”

20.Sayfa

Çocukluğunun inanç odaklı bir yetiştirilme tarzı ile geçtiğini belirten Tolstoy, içinde bulunan merak ve öğrenme güdüsünün tüm yetiştirilme şeklini sorguladığını belirtiyor. Buna karşılık inançtan sıyrıldığında ruhsal bunalıma düştüğünü de net bir şekilde ifade ediyor. Kitapta ”Ben yalnızca Tanrı’ya inandığımda yaşıyordum”(74.sayfa) sözü ile ”Akla dayalı bilgi beni yaşamın anlamsız olduğunu kabul etme noktasına getirmişti”(58.sayfa) sözü esasında akıl yoluyla reddettiği inancın sebep olduğu ruhsal çöküşü, reddetmeyip inancı kabullendiğinde ise de huzura ulaştığını fakat bu huzur içerisinde bile dahi çelişkili olan durumun – bir yaratıcıyı reddeden düşüncesi- onu kemirdiğini çok etkin bir biçimde açıklıyor. Çevresindeki insanları da gözlemleyerek, sorulara cevap aramasını aktarması bizim, onun gözlem yeteneği ile tekrardan karşılaşmamıza neden oluyor.

Zihnini Kemiren Sorulara Aranan Cevaplar

Var oluşunun bu anlamsızlığına dair sorularına yanıt aramak için Felsefe ve Bilime başvurduğu kadar, inanç başta olmak üzere Hristiyan dini üzerine ilahiyatçılarla olan tartışmaları ise ona bir cevap olmaktan çok söz konusu ilahiyatçıların kendilerini körelttiğini düşünerek, anlamsızlığı göremediklerini fark eder ve daha da umutsuzluğa, karanlığa kapılır. Sokrates, Schopenhauer, Buda gibi isimleri kılavuz edinerek araştırmalar üzerine araştırmalar yaparak, bir yandan da hayatın anlamsızlığı sonucunda zihnini kemiren ölüm (intihar) düşüncesiyle mücadele ettiğini aktaran Tolstoy, kanımca ruhsal çöküşü özellikle de hayatın anlamsızlığına olan ruhsal çöküşü etkili ve sade bir dille açıklayan en etkili yazar.

Sonuç olarak, Albert Camus’nün Sisifos Söyleni kitabının ikinci cümlesi olan ‘‘Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda yargıya varmak felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir” cümlesi ile de bağdaştırılabilecek söz konusu bu durum Tolstoy’un hayatının bir kısmını araştırmaya, yanıt aramaya yöneltmiş. Sorgulayan zihninin onda yarattığı ıstırabı betimleyen bu kitabın okunması önerisinde bulunmak isterim.

Seçme Alıntılar

”Hayatın anlamını anlayamazsın, o yüzden düşünme, sadece yaşamaya bak!” Bu sözü ne kadar çok işitmiş olursam olayım, artık yaşamaya bakamıyorum; zaten gereğinden fazla bir süre öyle yaptım. Artık gece ve gündüzün boyuna yer değiştirip bana ölümü getirişleri karşısında gözlerimi kapayamıyorum. Tek gördüğüm bu, çünkü tek gerçek bu.

25.Sayfa

Çünkü, ne kadar şüphe götürmez olursa olsun, bilgeliğimiz bize var oluşun anlamına ilişkin bilgiyi vermemiştir.

50.Sayfa

…. onlar kendilerini kandırmaktaydılar ve benim gibi onlar da hayatta, hayat devam ederken yaşamaktan ve ellerinin tuttuğunu almaktan başka bir anlam bulamıyorlardı.

63.Sayfa

Kaynakça


Mert Can Ay
Ege Üniversitesi Kimya bölümü öğrencisi. Lisans eğitiminin yanı sıra düşünmekten ve düşlemekten hoşlanan, kendi çapında da felsefeye, edebiyata ve sanata dair merakı neticesinde düşüncelerini aktaran birisi. [email protected]