Türkiye Yunanistan meselesi

Türkiye – Yunanistan Meselesi: Dünden Bugüne Ege ve Akdeniz

Son aylarda neredeyse Doğu Akdeniz ile yatıp Doğu Akdeniz ile kalkıyoruz. Peki bu Türkiye ve Yunanistan meselesi ne zamandan beri bir sorun oldu? Kim haklı? Gelin bu ve diğer nice soruların cevabını yazımızda inceleyelim.

Öncelikle Akdeniz‘in sorunlarına bakacak olursak ilk aklımıza gelecek şey Türkiye ve Yunanistan arasındaki deniz sınırı meselesi ve kıta sahanlığı meselesi olacaktır.

Deniz Sınırı Meselesi

Aslında bu mevzunun temeli 1930’ların sonuna kadar gidiyor. Eskiden, I. Dünya Savaşı zamanından bahsediyorum özellikle, her ülkenin denizlerde hak talep edeceği mesafe, teorik olarak bir top mermisinin gidebileceği mesafe, yani 3 mil olarak kabul ediliyordu. Aynı şekilde bu mesafe, Lozan Antlaşması‘na göre de iki ülke arasında geçerliydi.

Fakat 1936’da Yunanistan karasuları sınırını tek taraflı olarak 6 mile çıkarttı. Türkiye, hem yeni savaştan çıkmış olmasından dolayı hem de iki ülke arasında barış rüzgarları esmesini istemesinden dolayı sesini çıkartmadı. Daha sonraki yıllarda ise bu mevzu tamamen unutuldu.

Türkiye Yunanistan meselesi
Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne göre deniz sınırları

Daha sonraki yıllarda ise başta Kıbrıs yüzünden olmak üzere Türkler ve Yunanlar tekrar karşı karşıya gelmişti. Bu 6 Mil meselesi ise 1958’de imzalanan Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmesi ile ortaya çıktı. Hatta Yunanistan, ilk kez 12 mil meselesini bu zamanlarda dillendirmeye başladı. Fakat Türkiye, kendi deniz sınırlarını ancak 30 yıl sonra, 1964’te 6 mile çıkartma kararı aldı.

Yunanistan 1982’de Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesini imzaladı. Buna göre Yunanistan, bu antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren kendi sınırlarını 12 mile çıkartacağını iddia ediyordu. Nitekim Türkiye, Yunan tarafının iddiaları yüzünden kendi haklarından feragat ederek bu antlaşmayı hâlâ imzalamadı. 1995’te antlaşma imza çoğunluğuna ulaşıp yürürlüğe girdikten sonra Yunanistan 12 mile çıkartmak istedi fakat Türkiye, açıkca Casus Belli* ilan edeceğini söylemesinden sonra Yunanistan bunu rafa kaldırdı.

*Casus Belli: Savaş Sebebi

Eğer Yunanistan’ın istediği gibi karasuları sınırı 12 mile çıkartılırsa Yunanistan, deniz sınırını yaklaşık %65 oranında arttırırken Türkiye, %10’da kalacak, buna rağmen açık deniz oranı %26’ya düşecektir.

Örneğin şuandaki Ege’de Yunanistan %35, Türkiye ise %8 hak talep edebilirken açık deniz oranı ise %56 seviyesinde.

Türkiye Yunanistan meselesi

Özetle, Yunan kısmı Türkiye’nin imzalamadığı uluslararası antlaşmalara dayanarak kendinin haklı olduğunu savunuyor. Türkiye ise bu antlaşmaların resmi olarak tarafı olmadığı için bu antlaşmaları resmi bir dayanak olarak görmüyor çünkü bu antlaşmalar sayesinde Yunanistan, açıkça Ege‘yi Yunan gölü haline çevirmeye çalışıyor her ne kadar Süleyman DemirelEge bir göl değildir” dese de. Ezcümle, bakınca iki taraf da kendine göre haklı gözüküyor.

Kıta Sahanlığı Sorunu

Burada ise film 1970 yılında kadar dayanıyor. Atina‘ya göre 1970’te Türkiye’nin TPAO aracılığıyla ilk kez Akdeniz’de doğalgaz sondajı yapması ile başlıyor. Fakat 60’lı yıllarda Yunanların Doğu Akdeniz açıklarında sondaj yaptığı bilinirken Ankara‘dan herhangi bir cevap gelmemişti.

Türkiye Yunanistan meselesi
TPAO’nun ilk deniz sondajı, 1970

Bu sorunun temelinde iki olay var. Birincisi Yunanistan‘ın kendi karasularına adaları da dahil etmek istemesi. Yunanistan yine üstte de belirttiğim antlaşmalara dayanarak iddia ediyor, Türkiye’de yine kendi iddiasını devam ettiriyor.

İkincisi ise Kıbrıs. Teorik olarak Yunanistan ve diğer dünya devletlerinden hiçbiri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti‘ni tanımadığı için KKTC‘nin Türkiye’ye verdiği arama ruhsatını ve KKTC’nin kıta sahanlığını kabul etmiyor. Bunun yerine Kıbrıs’taki Rum Kesimini, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak kabul ettiği için ve Rumların da Doğu Akdeniz için Türkiye’ye böyle bir izin vermediği gerekçesi ile kabul etmiyor.

Türkiye Yunanistan meselesi
Doğu Akdeniz’deki gaz araştırmalarının durumu

Türkiye – Yunanistan Hava Sahası Meselesi

Her zaman duyarız Türk ve Yunan jetleri havada karşılaştı, it dalaşına girdi diye. Bu mevzunun temeli de yine 1930’lara kadar gidiyor.

Yunanistan 1931’deki kararnamesinde ülkenin asayiş gibi mücbir sebepler dolayısıyla gerektiğinde 10 mile çıkarabilmesi iznini vermişti. Fakat sonraki yıllarda Yunanistan, kara sınırı olarak deklare ettiği 6 mili hava sınırı olarak kullanmamış, onun yerine ICAO gibi uluslararası organizasyonlara 10 mil olarak deklare etmişti.

Fakat biz ise ne yazık ki ancak 1975 yılında geldiğimizde yani 44 yıl sonra Yunanistan’ın bu kadarına itiraz etmiştik fakat iş işten geçmişti neredeyse 45 yıl sonra aklımız başımıza geldiği için F16‘yı alan Meis‘i aşmış anlayacağınız.

İşte bu sürekli duyduğumuz it dalaşı, havada karşılaşma olayları tam da burada gerçekleşiyor. Türkiye, Yunanistan’ın 10 millik hava sınırını 6 mil olarak tanıyor. Geri kalan 4 millik alan da uluslararası statüde olduğu için jetlerimizi yolluyoruz. Yunanistan ise 10 mil olarak kabul ettiği için Türkiye’yi kendi hava sahasına izinsiz girmekle suçluyor. Yani, 4 milde köşe kapmaca oynuyoruz, 4 mil yaklaşık 6.5 km‘ye tekabül ediyor gözünüzde canlandırabilmeniz için.

Adalar Sorunu ve Lozan Meselesi

Bugünlerde sıkça gördüğümüz adalar ve silahlandırma sorunları da diğer önemli sorunlar. Öncelikle eğer hâlâ “Oniki Ada’nın Lozan’da bırakıldığını” düşünüyorsanız yazının devamını okumak zaman kaybı olacaktır. Şunu da belirtmek isterim, İtalya‘nın işgal ettiği Oniki Ada, 1947’de Yunanistan‘a devredildi.

Adalar sorunu ise, her ne kadar üstte değil desem de, Lozan‘a dayanıyor. Lozan Antlaşması‘na göre her ülkenin hak talep edebileceği adalar açık açık yazılmıştır fakat Ege‘de yüzlerce sahipsiz statüde ada ve adacık bulunuyor. Lozan‘a göre 3 mil yakındaki adalar sahipsiz olsa da yakın olan ülkeye ait olacakken diğer ada ve adacıklar daha sonra görüşülmek üzere bırakılmış duruma. İşte bu da asıl karmaşayı yaratan durum. En büyük ve yakın örneğini Kardak Kayalıkları Krizi olarak versek yanlış olmaz zannımca.

Türkiye Yunanistan meselesi
Kardak Kayalıkları Krizi

Silahlandırma mevzuna gelecek olursak, burada da aslında iki ülkenin de kendi savlarını antlaşmalara dayandırması diyebiliriz. 1923’te imzalanan Lozan‘a göre Türk tarafı Boğazlar bölgesi, Gökçeada ve Bozcaadayı silahlardan arındırması gerekirken Yunan tarafı ise Doğu Akdeniz‘deki büyük adalardaki silahları kaldıracaktı. Fakat 1936’da Montrö Boğazlar Sözleşmesi‘ne göre Türkler, Boğazlar için meşru müdafaa hakkına sahip oldu.

Bu noktada Atina, Lozan‘daki ilgili madde tamamen geçersiz olduğu için diğer adaların silahsızlandırılmasının düştüğünü ve asker çıkarabileceğini iddia ediyor fakat Ankara ise sadece Boğazların durumunun değiştiğini, diğer adalar için silahsızlandırma halinin aynen devam ettiğini savunuyor.

Türkiye Yunanistan meselesi
Ege’deki adaların genel durumu. Gri bölge diye adlandırılan haritalar anlaşmazlıkların devam ettiği adalar

Ayrıca üstte de belirttiğim gibi, 1947’de Paris Antlaşması ile Oniki Ada İtalya’dan Yunanistan’a geçti fakat Türkiye bu antlaşmaya taraf olmadığı gibi bunu geçersiz hükmünde kabul etti. Yunan makamları da bunun üzerine bize kısaca “kabul etmediğin bir antlaşma üzerinde hak talep edemezsin” diyor. Aynı zamanda bu antlaşmaya göre Yunanistan, savunma amaçlı adalarda asker bulundurabilir.

Türkiye ise Yunanistan’ın bu durumuna İzmir’de kurduğu Ege Ordusu‘nu kurarak cevap veriyor. Bunun üzerine Yunanistan, bunu tehdit olarak algılayarak adalara gerçekten asker çıkartarak karakol kurmaya kadar götürüyor işi. Yani adalar mevzu da “o yaptı, cevap vermeliyiz” anlayışıyla kısır döngüye girmiş duruma.

Özetle ve Son Olarak

Buraya kadar sabredip okumayı başardıysanız öncelikle teşekkür ediyorum. Sizin de gördüğünüz gibi aslında Ege ve Doğu Akdeniz sorunları tamamen kısır döngüye girmiş durumda iken Türkiye, Ege ve Doğu Akdeniz’de unutkanlığının ve verdiği tavizlerin ceremesini çekiyor. Bunun yanında Yunanlar daha fazla destekçi toplayabildiği için diplomatik olarak daha güçlü. Unutmayalım ki her ne kadar haklı olursak olalım, diplomasi yoluyla halletmediğimiz sürece hiçbir önemi olmaz bu haklılığımızın. Yazıma ilham verdiği için Sn. Batuhan Gülşah‘a floodundan dolayı teşekkürlerimi iletiyorum. Herkese sağlıklı günler!

“Türkiye – Yunanistan Meselesi: Dünden Bugüne Ege ve Akdeniz” yazımızın sonuna geldik. Bizleri Instagram ve Twitter hesaplarımız üzerinden takip edebilirsiniz. Diğer içeriklerimize de göz atmayı unutmayın!


Alperen Karademir
Araştırmayı haddinden fazla seven, havacılık aşığı, bezmiş bir mühendislik öğrencisi.