arama

Türkiye ve Fikri-Sinai Mülkiyet

  • paylaş
  • paylaş
  • licenvidriera

Fikri ve Sınai Mülkiyet! Her ne kadar soyut kavramların mülkiyetinin gerekliliği herkesin zihninde aynı şekilde canlanmasa da, eğitim sürecinden sonra üretken dönemlerine giren bireylerin, zihinsel varlıklarının korunması için elzem bir konudur. Nitekim günümüzde insanın hayatının ve onurunun korunması kadar zihinsel eylemlerinin ve ürünlerinin de korunması gerekmektedir. Eğer bu koruma tam sağlanamazsa bir ülkede ne kadar üretken olursa olsun yeterli verim alınamaz. Peki ülkemizde bu koruma nasıl sağlanmaktadır? Gelin kısaca göz atalım.

Aslında Türkiye’nin Fikri ve Sınai Mülkiyet ile tanışması çok yeni sayılamaz. Osmanlı’nın artık dış gelişmeleri takip etmeye başladığı zamanlarda Fransız etkisi ile hem fikri hem de sınai alandaki kanuni gelişmeler topraklarımızda yaşanmıştır. Ne var ki büyük bir dünya savaşının yaşanmasından sonra ise adeta Osmanlı zamanında kabul edilmiş olan bu kanunlar unutulmuş, hiçbir yeniliğe uğramamıştır. Ancak özellikle 2017 yılında, TRIPS gibi bazı uluslararası sözleşmeleri kabul ettiğimizden dolayı devrim niteliğinde gelişmeler sağlanmış ve yeni kanunlar kabul edilmiştir. Dikkat ederseniz Nike ve Volkswagen gibi markaların ülkemize yatırımda bulunmalarının sebebi sadece olumsuz olarak değer kaybeden paramız değil olumlu olarak marka alanında sağladığımız gelişmelerdir.

mülkiyet

KANUN DEMEK KESİNLİK DEMEK

Önceden ülkemizde bulunan markalar, kanun hükmünde kararname ile korunduğundan bu durum, KHK’lerin kolay değişken yapısı ve belirsiz oluşu piyasalara güven vermemekte ve özellikle yabancı markaların ülkemizde üretim yapma girişimleri konusunda tereddütlerine yol açmaktaydı. Sonuçta kendinize ait bir tasarım ürününün, satışa sunacağınız yerde binlerce sahtesinin daha ucuza mal edilerek üretilmesi ve sizin herhangi bir yeterli kanuni korumaya ve güvenceye sahip olmamanız sizi bu yerde üretim yapmaktan alıkoyacaktır. Ama yine son zamanlarda kabul edilen ve marka konusunu ayrıntılı şekilde düzenleyen Sınai Mülkiyet Kanunu bütün bu tereddütlere ve hak ihlallerine son vermiştir.

FİKRİ VE SINAİ MÜLKİYETİN CEZA BOYUTU

Bu hususta ise Türkiye sadece dünya gelişmelerini yakalamakla kalmamış, fikri ve sınai mülkiyet ceza mahkemeleri ve savcılıkları kurarak zihinsel emeğin korunması adına kendine özgü bir sistem kurmuştur. Bu mahkemeler şimdilik Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerde kurulmuş olsa da ileride başka şehirlerde de kurulması beklenmektedir. Ayrıca fikri ve sınai mülkiyet haklarına karşı işlenen suçların soruşturmaları, basit şikayet koşullarına tabi tutulduğundan bu suçlarla mücadelede vatandaşlara da etkin bir rol düşmektedir.

BİZDE ÖZGÜN OLAN ESER KORUNUR

Fikri mülkiyet açısından nelerin eser sayılabileceğine dair dünyada iki sistem baskın gelmektedir. Bunlardan biri Anglo-Sakson sistemlerdeki ‘copyright’ kavramıdır. Buna göre eserin eser sayılıp korumadan faydalanabilmesi için öncelikle bu esere harcanan paranın miktarı veya sahip olduğu gelir getirme potansiyeli gözetilmektedir. Kara Avrupası sistemine göre ise eserlerin belirli koşullara bağlanan ‘özgünlük’ vasfını taşımaları eser sayılmaları için yeterlidir. Türkiye de kanunlarında bu anlayışı benimsemektedir.

YENİ PATENT SİSTEMİ İLE DÜNYA ÇAPINDA HAK SAHİBİ OLUN

Artık marka ve patent başvurularınızı bir vekil aracılığı ile yapmak zorundasınız. Çünkü bu başvuru süreci uluslararası anlaşmalardan dolayı karmaşık bir hal aldı. Dolayısıyla hak kaybına uğramamak için uzman vekilden yardım almanız zorunlu kılınmıştır. Bu karmaşıklığın ise bir sebebi bulunmakta. Örneğin siz buluşunuz için patent almak için başvurdunuz ve alacağınız bu patent sayesinde de dünyaya açılmayı düşünüyorsunuz veya böyle bir planınız yoksa bile buluşunuz üzerindeki mutlak hakka sahip olmak istiyorsunuz. Peki ya buluşunuz başka bir ülkede başka birisi tarafından bulunduysa? İşte yeni patent sistemine göre veriler uluslararası bir platformda işlendiğinden bu sorunların önüne geçilmeye başlanmıştır.

Bütün bu gelişmeler daha ileri taşındığı ve korunduğu vakit Türkiye’nin beyin göçü kaybının bir nebze azaltılması, girişimcilerin markalaşarak eşit koşullarda rekabet etmelerinin sağlanması ve sanat dünyasındaki eserlerin özgünlüğünün artması beklenebilir. Emek artık hayatımızın her anında tüketiliyor. Ülkedeki bireylerin her birinin bu konuda bilinçlenip kanunlara uygun davranması ise üretken bir Türkiye’nin en önemli şartlarındandır. Bu yazıyı okuyan her vatandaşın Fikri ve Sınai Mülkiyet hakkındaki mevzuatımıza göz atması dileklerimle…