İncirlik Üssü ve Türkiye’de Nükleer Silah

Bir atomun parçalanması ya da iki atomun birleşmesi halinde açığa çıkan enerjiden yararlanılarak nükleer silahlar yapılmış ve geliştirilmiştir. Atom silahları da diyebileceğimiz bu silahlar, fisyon olayı gerçekleştirilerek yapılmıştır. Bu olay, bazı ağır metallerin (uranyum, plütonyum gibi) atomlarının nötron bombardımanı sayesinde eşit olmayan iki parçaya ayrılmasıyla gerçekleşir. Bu silahlar için enerji birimi kiloton olarak ifade edilir. Bazı ağır hidrojen atomlarının (döteryum, trityum gibi) çok şiddetli ısı karşısında birleşmeleriyle oluşturulan silahlara ise Hidrojen silahları ya da Termonükleer silahlar adı verilir. Enerji birimi ise megaton olarak ifade edilir. Her iki türde yapılan silahlar (atom ve hidrojen silahları) infilak ettirildikten sonra yaptıkları etkinin özellikleri hiçbir fark göstermediğinden hepsine birden Nükleer Silah diyebiliriz.

Fisyon, çekirdek parçalanması anlamına gelirken; füzyon, çekirdek birleşmesi anlamına gelir. Genellikle fisyon tipi bir atom bombası kullanılarak füzyon reaksiyonu tetiklenir. Yani önce çekirdek parçalanır, merkezden çevreye müthiş bir enerji yayılır. Sonra çekirdek birleştirme yapılır, çevreden merkeze enerji toplanır. Bu, yıkım gücünü artırarak, hiçbir canlıya ve yapıya ayakta kalma şansı tanımaz.

İlk Nükleer Patlatılıyor

nükleer silah

Japonya’nın Pearl Harbor saldırısından sonra ABD 2. Dünya savaşına girmiştir. 1945 yılında ABD’nin Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine attığı 2 atom bombasıyla Japonya teslim olur böylece 2. Dünya savaşı sona ermiş olur.

1951 yılında Amerikan Ordusu Mühendisler Kolordusu bu inşaata başlamış, 1954 yılının sonlarında Türk Silahlı Kuvvetleri ve Amerikan Hava Kuvvetleri’nin hizmetinde olarak kullanıma açılmıştır.

1949’da 12 ülke tarafından imzalanan ve adına Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) denilen organizasyona, Türkiye 1952 yılında üye oldu. Örgüte üye olan ülkelerin, silahlı saldırıya uğrayan herhangi bir üye ülkeye yardım etmelerini öngören 5. maddesi gereğince, öncelikli olarak ABD Hava Kuvvetleri ve Türk Hava Kuvvetleri tarafından kullanılan İncirlik üssü, İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri tarafından da kullanılmaktadır. İlk etapta, ABD Hava Kuvvetleri’nin olağanüstü durumlarda burada konuşlanması, ağır ve hafif bombardıman uçaklarının bakımlarının yapılması, çeşitli senaryolarda bir lojistik üs görevi görmesi hedeflenmiştir.

nükleer silah

İncirlik Üssü – Adana

Bu sırada 2. Dünya savaşı yeni bitmiş ve ABD ile Sovyetler Birliği arasında soğuk savaş denilen dönem başlamıştı. Savaş sonrası Avrupa’nın yeni düzeni ve topraklarının yeniden nasıl şekilleneceği konusunda anlaşamayan 2 temel blok ortaya çıkmıştır. Doğu bloğu; Sovyetler Birliği, Doğu Almanya, Romanya, Polonya, Bulgaristan, Macaristan, Arnavutluk gibi ülkeler ekseninde birleşmiştir. Batı bloğu ise NATO müttefik ülkeler olarak geçer ki; ABD önderliğinde İngiltere, Fransa, Batı Almanya gibi komünizm karşıtı ve ABD ile müttefik NATO ülkesi olmayan diğer devletleri kapsar.

Doğu ve Batı blokları zaman zaman birbirlerine savaş çıkarma tehditleri savurmuş, bu bütün dünyada gerginlik yaratmıştır. Yakın zamanda yaşanan ve Japonya’da binlerce insanın ölümüne neden olan nükleer bomba felaketleri insanlarda büyük korku yaratıyordu zaten. Birde savaş tehditleri ortaya çıkınca bütün dünya diken üstünde yaşıyordu. Nükleer kıyamet senaryoları küresel bir paranoya oluşturmuş, dünya devletleri bu iki bloktan birinin yanında yer almaya çalışmıştır.

1947’den 1991’e kadar olan yıllar arasında yaşanan bu soğuk savaş döneminde, uluslararası siyasi, askeri, bilimsel, teknolojik, psikolojik ve ekonomik yıpratma çabaları en üst seviyeye çıkmıştır. Tüm dünyada bir silahlanma yarışı başlamış, tabiri caiz ise bir it dalaşına dönüşmüş, kimin silahı daha yıkıcı, kiminki diğerinden daha büyük furyası başlamıştır.

Türkiye’de İlk Nükleer Silah

Sovyetlerin 1957’de Sputnik adlı uzay gemisini uzaya fırlatmasıyla ABD uzun menzilli silahlarla vurulabileceği gerçeğiyle yüzleşir. Bu üstünlüğü sona erdirmek için Avrupa’ya orta menzilli füzeleri olan Jüpiter ve Thor nükleer başlıklı füzelerini yerleştirmeye karar verir. ABD, NATO toplantısında üye ülkeleri, topraklarına bu füzeleri yerleştirmek için ikna etmeye çalışır.

Türkiye bunları almak için başvuru yapar ama ilk etapta kabul edilmez. Ancak İtalya ve İngiltere haricinde kabul eden ülke çıkmayınca, dönemin ABD Silahlı Kuvvetleri Avrupa Başkomutanı Lauris Norstadt tarafından “ Türkler savaş yanlısı, bu füzeleri verirsek savaş istekleri artar “ diye rapor vermesine rağmen, 1959’da füzeleri vermek için anlaşma sağlanır. ABD, Sovyetlere gözdağı vermek için 15 adet nükleer başlıklı füzeyi Türkiye’ye gönderir ve İzmir Çiğli’ye yerleştirilir. TBMM onayına ihtiyaç olmadan ve kamuoyuna haber verilmeden.

Her bir nükleer başlık 1.44 megaton kapasiteyle Hiroşima’ya atılan bombanın 100 katı gücündeydi. Bu sırada ABD boş durmuyor, İncirlik üssünden kalkan U-12 haber alma uçakları Sovyetler üzerinde casus uçuşlar yapıyordu. Sovyet topraklarının ayrıntılı haritalandırma, askeri faaliyetlerin gözlenip dinlenmesi işlerinde kullanılan bu uçaklardan bir tanesi Sovyet topraklarında düşürülmüş ve soğuk savaş zirve yapmıştır.

Sovyetler kendilerine karşı yapılan bu düşmanca saldırının Sovyetlerin milli varlığını ve bağımsızlığını baltalamaya yönelik olduğunu belirtmiş ve bu casus uçakların kalkışına izin veren devletlerinde bu olayda sorumlu olduğunu düşündüklerini ve gerekirse bu uçakların kalktığı üslerin güdümlü füzelerle vurulabileceğini açıklamıştır. Bu açıklama ABD uçaklarının askeri üs olarak kullanıldığı Türkiye topraklarını da açıkça tehdit eder nitelikteydi.

Türkiye artık Sovyetler Birliği tehdidi ile karşı karşıyaydı. ABD’ye misilleme yapan Sovyetler, arası ABD ile bozuk olan Küba’ya SS4 füzelerini yerleştirdi ve Washington’u doğrudan tehdit etti. Artık bütün dünya nefesini tutmuş adım adım gelen bu 3. Dünya Savaşını bekliyordu. Eğer böyle bir savaş çıkarsa Türkiye nükleer saldırının ilk hedefi olacak yeni bir Hiroşima ve Nagazaki’ler oluşacaktı.

Sovyetler Birliği, Türk topraklarına yerleştirilmiş Jüpiter füzelerinden bahsederek, karşılık vermekten bahsediyordu. Türk kamuoyu ise bu krizle beraber, İzmir’e yerleştirilen füzelerden haberdar oluyordu. Türkiye, derinlemesine bir krizin içine işte böyle düşmüştü.

Sovyet lider Kruşçev ABD başkanı Kennedy’ye Küba Krizi nedeniyle 1962’de gönderdiği mektupta SSCB’nin Küba’daki füzeleri sökmesinin ABD’nin Türkiye’ye benzer nitelikte yerleştirdiği Jüpiter füzelerinin sökülmesine bağlı olduğunu belirtmiştir. ABD ciddi bir açmazın içindeydi. Diplomatik olarak Türkiye’deki füzeleri çekmesi, füze yerleştirdiği düğer ülkelerdeki saygınlığının zedelenmesi anlamına gelecekti. ABD füzeleri geri çekmek istemiyordu. İşin ilginç yanı Türkiye hükümeti de çekilmesini istemiyordu. Topraklarımıza yerleştirilen füzelerin çekilmesi pazarlık konusu yapılamaz diye ABD’ye görüşlerini ilettiler.

ABD’nin bu krizde füzeleri çekmemesi ya da krizde taviz vermemesi halinde, Türkiye ve Küba’nın topraklarının bir savaş alanı haline dönüşmesi kaçınılmazdı. Hem de nükleer savaş alanı.

Başkan Kennedy, bu krizi çözebilecek bir plan hazırladı. Sovyetler ile yapılan gizli bir görüşmede, Türkiye’deki füzelerin kaldırılması buna karşılık Sovyetlerin Küba’daki füzelerinin kaldırılmasını içeren bir görüşmeydi bu. Ancak ABD, Sovyetlerden bu planın Türkiye’den gizlenmesini istiyordu. Türkiye’ye yapılan teklif ise bu füzelerin demode olduğu, bunların alınıp yerine yenisinin verileceği yönündeydi. ABD, bunun yanında ilk olarak çekilen füzelerin yerine Polaris denizaltılarının yerleştirilmesini de önerdi. Olaydan 8 yıl sonra, kriz sırasında Türkiye’nin başbakanlık koltuğunda oturan İnönü, ABD bize Jüpiter füzelerinin demode oldukları için çekileceğini söyledi diye açıklama yapmıştır.

Sonuç olarak füzeler geri çekildi ve kriz çözülmüş oldu. İncirlik üssü ise sürekli tartışma konusu oluyordu.

1980’li yıllarda İncirlik üssünde önemli iyileştirmeler yapıldı. NATO kapsamında buradan düzenlenen operasyonlarda, zaman zaman başka ülke askerleri de konuşlandırıldı. Üstte bir Türk birliği de yer almaktadır. Ayrıca sivil vatandaşların yaptığı bazı işler için Türk vatandaşlarından da istihdam edilenler vardır. ABD askeri kaynaklarında, bugün burada 3 bin ABD askerinin olduğu belirtiliyor. Askerlerin aileleri de eklenince binlerce kişilik bir nüfusu barındıran bu üs içerisinde, konutlar, alışveriş merkezleri, askeri eğitim alanları, komuta merkezleri, basketbol ve beyzbol sahaları gibi yapılar bulunuyor.

Yasal statüsü bugün, NATO anlaşması çerçevesinde, NATO savunma planları doğrultusunda kullanılmak üzere tahsis edilmiş bir askeri üs olarak belirtilmiştir.

1990-1991 yıllarında Körfez savaşında, ABD güçleri için kritik bir öneme sahip oldu. 140 uçakla Irak’ın kuzeyindeki kara güçlerine destek verildi. Saddam Hüseyin’in elindeki SCUD füzelerine karşı Patriot hava savunma sistemi kuruldu. Lübnan krizinde müdahale için savaş uçakları konuşlandırıldı. İstihbarat toplama ve caydırıcılık faaliyetleri kapsamında sayısız operasyon için kullanıldı.

İncirlik Üssünde Nükleer Silahlar

nükleer silah

İncirlik üssünde nükleer silah olduğuna dair resmi bir açıklama yok. Ancak NATO’nun Türkiye’de taktik nükleer silah tuttuğu da uzmanlar tarafından dile getiriliyor.

New Yorker Dergisi, Guardian Gazetesi, BBC Televizyonu, Haber Türk Televizyonu, Sözcü Gazetesi, Hürriyet Gazetesi gibi yerli ve yabancı birçok yayın kuruluşunda incirlik üssünde nükleer silah olduğuna dair haberler yapılmıştır. Bunları derlediğimizde iddialar şöyle; İncirlik’te yeraltında bulunan depolama tesislerinde yaklaşık 50 adet B-61 tipi hidrojen bombası bulunuyor, Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Türkiye’de toplamda 180 adet B-61 tipi bomba bulunuyor. BBC televizyonu, ABD Bilim Adamları Federasyonu Nükleer Bilgi Projesi Direktörü Hans M. Kristensen’e dayandırdığı bir bilgiye göre, Türkiye’deki darbe girişimi sırasında, ülkedeki nükleer silah güvenliğinin ciddi endişeler yarattığı şeklinde bir açıklama yapılmıştır.

El Pais gazetesinde yayımlanan bir rapora göre; 2002-2007 yılları arasında İncirlik üssü ve Guantanamo arasında toplam 24 sefer yapılmış. CIA’nın yasadışı yollardan tutukladığı veya kaçırdığı kişileri sorgu için Guantanamo’da bulunan ABD üssüne taşırken İncirlik üssünü de kullandığı ortaya çıkmıştır. Böylece suçlular, ABD yasal sistemine başvuramadıkları gibi buralarda ve ABD’nin çeşitli üslerinde öldürüldükleri iddia edilmiştir.

İkinci Dünya Savaşı’nın bize armağanı olan İncirlik üssü, ABD’nin Ortadoğu ve Batı Asya bölgelerine giriş kapısı olmuştur. Çeşitli operasyonlarda ve gizli askeri depolama faaliyetlerinde kullanılmıştır.

Anlaşılan o ki biz İncirlik üssünde neler olup bittiğini yıllarca sonra öğrenebileceğiz. Çünkü birçok bilgi devlet sırrı olarak kamuoyundan saklanmaktadır. Oysa nükleer bombanın tehlikeleri açıktır. Önce fisyon sonra füzyon! Yaşadığımız ülkede hayati önem taşıyan konularda bilgi sahibi olmamız gerekmez mi?

Kaynakça


Osman Seyrek
Önce çevreni güzelleştir sonra dünyayı. Düşünen, araştıran, endişelenen ve bunları dile getiren 1992 doğumlu sıradan bir insanım.