Türkiye-İsrail İlişkileri (Orta Doğunun Şımarık Çocuğu)

Memnun oldum…

Beerşaba’da Türk askerleri anısına
düzenlenen tören ve anıt.

Bir devleti dost ya da düşman görmenin koşulu nedir? Bu sorunun cevabını belki ben veremem belki sizin bu konudaki görüşleriniz vardır. Belki de bu konu hakkında binlerce makale, tez yazılmıştır. Fakat bu günkü yazımızda bu soruya tam olarak net bir cevap bulamazsak da edindiğimiz bilgiler doğrultusunda birkaç yorum yapabileceğimizi ümit ediyorum. Bu soruya vereceğimiz cevap Türkiye’nin İsrail ile olan ilişkilerini göz önünde bulunduracağımız bu konuya ışık tutacağımız bir nitelikte olacak.

İsrail Nasıl Kuruldu?

Tarihsel sürece baktığımız zaman çok da eskilere gitmemize gerek yok çünkü İsrail 14 Mayıs 1948 yılında kurulmuş oldukça genç bir devlet. Fakat kuruluşundan günümüze kadar adından çokça söz ettirmiştir. Bulunduğu coğrafyada izlediği politika neticesinde tüm İslam devletlerinin hiç değilse bir kısmının tepkisine yol açmış bir devlettir. Kuruluşu ve günümüz İsrail Devleti’nin oluşum süreci 4 savaş neticesinde tamamlandı.

1947’de Birleşmiş Milletler tarafından, İngiliz mandasındaki Filistin topraklarının yaklaşık yarısı ile güneydeki Necef çölünün Akabe körfezi kıyılarına kadar uzanan büyük bir kısmının kurulacak Yahudi devletine verilmesi planlanmıştı. İngilizler’in çekilmesi ve İsrail Devleti’nin ilanı üzerine başlayan savaş sonunda Batı Şeria toprakları, Kudüs şehrinin doğu yarısı ile Nablus, Halîl ve Gazze Şeridi dışında Filistin’in hemen tamamı 1949 yılında İsrail’in eline geçti . 1956, 1967 ve 1973 savaşlarında ise bütün Sînâ yarımadası ile Batı Şeria toprakları, Suriye’nin Golan tepeleri yöresi ve Kudüs şehrinin tamamı işgal edildi. Daha sonraki yıllarda meydana gelen siyasî gelişmeler neticesinde Sînâ yarımadası Mısır’a iade edildi. Erîhâ bölgesi ve Gazze Şeridi’ne de Filistin Devleti’nin kontrolünde özerklik verildi.

İlk Türk-İsrail İlişkileri

”Chaim Weizmann ve Seyfullah
Esin ilk Türkiye-İsrail görüşmeleri”

Müslüman ülkeleri arasında İsrail’i tanıyan ilk devlet Türkiye olmuştur.  28 Mart 1949’da elçilik düzeyinde diplomatik ilişkiler başlamıştır. Süveyş Kanalı savaşı sonrasında 26 Kasım 1956 tarihinde maslahatgüzarlık seviyesine indirilmiştir. Fakat kaynaklar neticesinde edindiğimiz bilgilere baktığımız zaman bu yıllarda İsrail ile Türkiye arasında bir Çevre Antlaşması olduğunu görmekteyiz. İsrail bölgedeki güvenliğini sağlamak amacıyla o dönemin başbakanı Adnan Menderes ile istihbarat raporlarının değişimi ve askeri destek doğrultusunda bir Çevre Antlaşması yaptı. Bu antlaşma aynı şekilde İran ile de yapılarak Amerika bu üç devlet arasında arabulucu konumuna getirildi. Daha sonra ilişkilerde yaşanan olumlu gelişmelere paralel olarak 1963 Temmuz ayında temsiliyet yeniden Elçilik, 1 Ocak 1980 itibariyle Büyükelçilik seviyesine yükseltilmiştir. Ancak 1980 yılında İsrail’in Doğu Kudüs’ü ilhak ve Kudüs’ü ebedi başkent ilan etmesi üzerine, 30 Kasım 1980 tarihinde temsil seviyesi bu defa İkinci Katip seviyesine düşürülmüştür. 1990’ların ilk yarısında İsrail-Filistin sorununda Madrid Konferansıyla oluşmaya başlayan olumlu tablonun da etkisiyle 1991 yılında diplomatik ilişkiler yeniden Büyükelçi seviyesine yükseltilmiştir.

1996’da Hizbullah’ın Lübnan’da gerçekleştirdiği  saldırılar neticesinde  İsrail’in bu saldırılara misilleme olarak Beyrut’da bir çok bölgeyi vurması  ve çok sayıda sivili katletmesi kamuoyunun dikkatini çekmiştir ve bu nedenle yeni seçimlerde Peres kaybederek Netanyahu hükümeti kurulmuştur. Bu ilk krizden sonra ikinci bir kriz 1997 yılında patlak vermiştir. Bu kriz Kudüs’le Beytlehem arasında yer alan Har-Homa adındaki yeni yerleşim merkezi sebebiyledir. Her iki taraftaki muhaliflerin varlığına ve bütün şiddet olaylarına rağmen Başkan Clinton’ın gayretleriyle, kesintiye uğrayan barış süreci tekrar canlandırılmış ve Netanyahu ile Arafat bir araya gelerek 28 Ekim 1998’de Wye Antlaşması’nı imzalamışlardır. Bu anlaşma neticesinde Filistin’in özerk bölgesi belirlenmiş ve İsrail’in çekileceği topraklar çizilmiştir. Bu görüşmelerde İsrail Amerika Birleşik Devletleri ile gizli bir anlaşma yaparak  muhtemel İran, Irak ve Suriye füze saldırılarına karşı korunma garantisi almıştır. Aynı dönemlerde İsrail, bölgedeki güvenliğini arttırmak için Türkiye ile de askeri antlaşmalar yapma yoluna gitmiştir.

Eski Dost

Başbakan Recep Tayip Erdoğan Davos’ta
yapılan konferansı terk etmeden önce

Türkiye ile İsrail ilişkileri normal seyrinde devam etmekteydi.  2002 yılında yapılan seçimlerde başa geçen Recep Tayip Erdoğan döneminde ilişkiler aynı şekilde ilerlemekte iki ülke arasında yapılan müzakereler ticari ve askeri bağ kurma yönelimindeydi. Fakat 2008 ve 2009 yıllarında İsrail’in Gazze şehrini işgal etmesini Türkiye’nin kınaması üzerine iki ülke arasındaki ilişkiler bozulmaya başladı. Bu saldırılar karışında Türkiye’de bir çok bölgede kınama propagandaları düzenlendi. Ama asıl ilişkilerin bozulduğu olay 2009 yılında İsviçre’de toplanan Dünya Ekonomik Formu konferansında Recep Tayip ERDOĞAN, Gazze’deki saldırıları net bir şekilde eleştirdi.

Mavi Marmara yardım gemisine yapılan saldırı

Ardından asıl Türkiye için can alıcı olay meydana geldi. Mayıs 2010 tarihinde Türkiye’den Gazze için yardıma giden Mavi Marmara gemisine İsrail tarafında canice bir Operasyon düzenlendi. 2011 yılında Türkiye Birleşmiş Milletler’de Mavi Marmara baskını raporunu yayınlamasının ardından tüm ilişkiler düşürüldü ve Askeri Antlaşmalar askıya alındı. 22 Mart 2013 tarihinde Netanyahu, Recep Tayip Erdoğan’ı arayarak özür niteliğinde bir konuşma yaptı ve taziyelerini iletti. İsrail ayrıca kurbanların ailelerine tazminat ödeyeceğini bildirdi.

Buruk Tokalaşma

İsrail ile ilişkilerin tekrardan yerine oturması  Mart 2016 yılında İstanbul’da IŞİD terör örgütünün düzenlediği bombalı saldırı neticesinde İsrail’in taziye mesajı sunması ve Erdoğan’ı araması neticesinde başladı. Saldırıda ölenler arasında İsrail ve Amerikalı vatandaşlar da vardı. Karşılıklı olarak iki ülke arasında görüşmeler yeniden başladı. 27 Haziran 2016 yılında  yeni bir anlaşma imzalandı.

Günümüz

Türkiye bölgedeki Terörü bitirmek ve sınır güvenliğini sağlamak amacıyla 9 Ekim 2019’da Barış Pınarı Harekatı’nı başlattı ve hareket başarılı bir şekilde devam etti. İsrail bu harekatı kınayıcı nitelikte açıklamalarda bulundu. Ayrıca İsrail’in bölgedeki Kürtlere yardım yapacağını belirtti ki biz bu yardımın aslında kimlere yapılacağını gayet iyi biliyoruz.

Bunun yanı sıra Libya iç savaşı sırasında Türk Kara Birlikleri’nin Libya’da konuşlandırılmasına izin verilen anlaşma imzalandı.  Bu anlaşmanın ardından Türkiye ile Libya arasında yapılan Deniz Yetki Anlaşması İsrail tarafında olumsuz tepkilere yol açtı.

Şöyle toparlamak gerekirse dünyada devletlerin dostları veya düşmanları olmaz. Çünkü devletlerin daima menfaatleri ve halkı yararına yapılan politikaları vardır. Bu zamana kadar Türkiye’nin düşmanları daima halka aşılanarak oluşturulmuştur. Oysa İsrail Türkiye’nin düşmanı veya dostu olamayacak seviyede bir devlettir. Aynı keza Yunanistan’da bu şekilde olup Türkiye’ye düşman olamayacak olamayacak kadar güçsüzdür. Fakat bu durumunda temel bir sebebi vardır. Birinci dünya savaşı sonrası yıkılan Osmanlı Devleti’nin yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti genç ve toparlanma evresinde bir devletti. Kurucumuz Mustafa Kemal ATATÜRK sayesinde bu evreyi hiçbir devletin başaramayacağı bir şekilde atlattık ve yükselişe doğru ilk adımı attık. Bunun yanı sıra II. Dünya Savaşı sonrası izlenilen tarafsız politika neticesinde Türkiye 3. Lig konumuna düşürüldü. Bu nedenle o dönemlerde küçük devletler düşman gözüyle görülmekteydi. Ama artık bulunduğumuz dönemde her daim güçlenen bir Türkiye görmekteyiz bu nedenle İsrail’e dost veya düşman demek tamamıyla kendimizi küçük görmekten başka bir şey değildir.

Son Olarak

Güçlü devletin güçlü düşmanları veya dostları olur. Güçlü devletin güçlü menfaatleri olur. Bu nedenle İsrail, Yunanistan veya diğer devletler bizim gücümüze erişemeyecek niteliktedir. Arkasındaki devletler menfaatleri bitene kadar kalacaklar daha sonra bu devletler ekonomik açıdan küçülmeye doğru sürüklenecektir. Kapının önündeki taşı çekersen kapanır. Oysa kendi başına zor bir coğrafyada tutunmaya çalışan tek ve güçlü bir Türkiye olarak asla hiçbir devletin arkasına sığınmamaktayız. Bu ister dini açıdan olsun ister ırk ve millet açısından olsun devletler daima tektir ve kendi menfaatlerini düşünür. Bu yüzden  düşmanınızı iyi tanıyın ve sağlıcakla kalın .

Bizleri Instagram ve Twitter‘dan da takip etmeyi unutmayın. Diğer “Tarih” kategorisindeki yazılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.


Ferhat Doğan
İnönü Üniversitesi Tarih bölümü öğrencisi. Bpt Tarih Yazarı Tarihin ardına gizlenmiş kapıları açmaya hazırmısın? Profilimdeki yazılara bir göz atmanı öneririm