Türkiye: Ata’dan Sonra Duraklama Dönemi

Türkiye, Ata’mız sayesinde hızlı ve yerinde devrimlerle uluslararası alanda yerini güçlenirdi. Fakat ondan sonra ne oldu? İnceleyelim…

Memleketin ve inkılabın, içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için, bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması gerekir. Aynı cinsten olan kuvvetler, ortak amaç yolunda birleşmelidir.

Mustafa Kemal Atatürk, 1931, Atatürk’ün S.D. 111, s. 90

Bütün dünya bilsin ki, benim için bir taraflılık vardır: Cumhuriyet taraftarlığı, fikrî ve sosyal devrim taraftarlığı. Bu noktada, yeni Türkiye topluluğunda bir bireyi, dışarıda düşünmek İstemiyorum. 

Mustafa Kemal Atatürk, 1924, Atatürk’ün S.D.U, s. 189

Türk Genel Devrimi

Kültürel ve sosyal alanda başardığımız işler, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal çehresini, kesin çizgileriyle ortaya çıkarmıştır. Yeni harfleri, ulusal tarihi, öz dili, güzel, bilimsel müzik ve teknik kurumlarıyla kadını erkeği her hakta eşit, modern Türk toplumu bu son yılların eseridir. Türk ulusu, ancak varlığını derin ve sağlam kültür sınırları ile çevreledikten sonradır ki, onun yüksek gücü ve erdemi, uluslar arasında tanılır. Türk ulusuna doğuştan rengini veren bu devrimlerden her biri, çok geniş tarihsel dönemlerin övünebileceği büyük işlerden sayılsa yeridir.

Mustafa Kemal Atatürk, 1935, Atatürk’ün S.D.I, s. 366

Biz devrimlerimizi ulusal bir çevrede, halkı kucaklayan bir şekilde yaptık. Bunu yapınca gördük ki Türkiye, Ata’nın deyimiyle uçurum kenarında yıkık bir ülke konumundan, hızlı ve yerinde devrimlerle uluslararası alanda konumunu güçlendirmeye başlamış. Bu potansiyelin farkında olanlar Ata’dan sonra bizi her şekilde bitirmeye, işlerimize müdahale etmeye başladılar. Buna Ata izin vermemişti ancak ondan sonrakiler pek başarılı olamadı.

Tam Bağımsızlık

Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir

Mustafa Kemal Atatürk, 1921

Ata, Osmanlı’nın son dönemlerini çok iyi bir şekil tahlil etmesi nedeniyle ”Tam Bağımsızlık” konusuna fazlasıyla önem veriyordu. Kaldı ki iyi ilişkiler kurulan Türkiye’ye önemli yardımlarda bulunan Sovyetler’in bile ülkede oluşturmaya çalıştığı siyasi (komünist) propagandayı elinin tersiyle itebilecek milli şuur sahibi bir liderdi.

… dünyanın hiçbir davası, Türkiye nasyonalizminin daha az mukaddes sayılmasına sebep olamaz…

Milliyet Gazetesi, 6 Temmuz 1929

Peki ondan sonrakiler bu şuura ne kadar sahiplerdi? Türkiye’nin siyasi, iktisadi, kültürel bağımsızlığını onun kadar korumaya ne kadar özen gösterdiler? Bu yazıda bunları inceleyeceğiz. Başlayalım…

Atatürk türkiye büyük millet meclisinde
Atatürk’ün mecliste yaptığı son konuşma. 1 Kasım 1937

Ata’dan sonra Türkiye: Duraklama

ABD ile ilk ikili anlaşma

1 Mart 1941’de ABD’de çıkartılan Ödünç Verme ve Kiralama Kanunu’ndan yararlanmak için imzalanan anlaşmadır. Tarihsel önemine baktığımızda, ABD ile yapılan ilk anlaşma olmasının yanında Türkiye’nin ABD tarafından ilk resmi sömürü döneminin başlamasıdır. Kısaca inceleyelim.

  1. ABD,kendi savunması için stratejik gördüğü Türkiye’ye savunma alanlarında her türlü(silah,bilgi,eğitim) hizmeti vermeye devam edecektir.
  2. Türkiye Cumhuriyeti, ABD’ye sağlamak vazifesinde bulunduğu maddeleri, hizmetleri, bilgileri ve kolaylıkları ABD’ye temin edecektir.

Diğer maddelerde, Amerika’nın Türkiye’ye verecek olduğu silah vb. malzemelerin sadece Amerikan çıkarları doğrultusunda kullanılabileceğinden, Amerika’nın istediği zaman isteyebileceğine, kullanımlarda doğan patent haklarından Amerika’ya yapılacak ödemelere kadar yazılmıştır.

Sadece 2. maddede bile belli olan Türkiye’nin ABD’ye hizmetkarlık görevinin sınırlandırmasını bile yapmaya gerek duyulmamıştır. ”Peki neden kabul ettik?” diye sorduğunuzu varsayıyorum. İlk maddeye bakıldığında durum çok da aleyhimize değilmiş, işimize yarayabilir diye düşünüldüğü ve dönemin zor şartları bahane ediliyor. Komik tarafı şudur ki bu anlaşma 20 yıl önce Ata’nın önüne koyulmaya cesaret bile edilemezdi. Dönemin zorluğunun bahanesi anlatmak istediğim gibi, trajikomik

İkinci ABD anlaşması

27 Şubat 1946, Türkiye Cumhuriyeti ve ABD arasında 10 milyon dolarlık bir kredi anlaşması imzalanıyor. Bu anlaşmanın özü dünyanın değişik yerlerinde ABD’nin elinde kalan ve ülkesine geri götürmesi pahalı olan eskimiş savaş artığı malzemeleri satın alması koşuluyla Türkiye’ye borç verilmesiydi. Bu malzemeler ”Sovyet Tehdidi (?)”ne karşı kullanılmak amacıyla İkinci Dünya savaşı artığı olarak kredi yoluyla satın alınacaktı. Ancak bu anlaşmanın da çok komik bir tarafı var. Alınan malzemeler II. Dünya Savaşı’ndan kalma artıklar olduğundan dolayı kullanılmışlar ve kullanılamaz haldeler. Yani bu malzemeleri kullanmak için bakım, onarım, yedek parça maliyetlerini de karşılamak zorundasınız. Karşılayamadıklarınızı da hurda olarak satacaksınız. Sizli konuştuğuma bakmayın, aslında biziz. 🙂
Çalışan araçların yedek parçaları normal fiyatından en az 3 katına satıldığını ve Türkiye’nin bu anlaşma döneminde kasasında 260 milyon dolar olduğunu da belirtelim.

”Ee? Biz kredi ile almıştık, ödeme planımız nedir?”
Plana göre; ABD Türkiye’ye geri alınışı yıllık 2,3/8 faizi üzerinden, 10 yılda ödenmek üzere 10 Milyon dolarlık kredi verecek. Türkiye bu parayı ABD’ye göndermeyecek. Türkiye, bu parayı Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası‘nda bir ABD hesabı açıp oraya yatıracak. Para ABD’ye gitmeyeceği gibi paranın kullanılacağı şeyler de belirtilmiş durumda.

  • ABD’nin Türkiye’de görevli memurlarına, elçiliğin bakım masrafları
  • Kültürel, eğitimsel ve insani gayretlerle (!) ilgilenilmek üzere kullanılacak.

Kültürel, eğitimsel ve insani gayretlerin manasını anladınız değil mi? 🙂

Yani özetle bu anlaşma şundan ibaret, ABD elinde kalan ülkesine götürmesi çok masraflı olan malzemeleri Türkiye’ye ”kitleyerek” Türkiye’deki masrafları karşılıyor. Yetmediği gibi ülkedeki örgütlenmesini Türkiye’nin cebinden sağlıyor. Üstelik yasal!

Türkiye 1950’ye dek ABD ile dört anlaşma daha yapıyor. Gelin bir başka anlaşmayı inceleyelim.

Türkiye ve Amerika arasındaki mali anlaşma
Dönemin bir gazete haberi. 8 Mayıs 1946

27 Aralık 1949

Bu anlaşma eğitim için ortak bir eğitim komisyonu kurmasını sağlıyor. Komisyonda dört Türk, dört ABD’li üye bulunuyor. ABD elçisi ise komisyonun fahri başkanı oluyor. Yani oylamada herhangi bir eşitlik olursa bu eşitliği fahri başkan bozuyor, ne yönde bozacağını tahmin edersiniz, onun dediği oluyor. Anlaşma maddelerine göre ABD’li herhangi bir vatandaş, Türkiye’deki okullarda istediği kadar eğitim görebiliyor ancak iş tersine döndüğünde Türk öğrenci bir dönem sınanıyor ve yeterli görülmediği takdirde geriye yollanabiliyor. Yani ABD diyor ki biz size istediğimiz kişiyi (eğitim düzeyi ne olursa olsun.) göndeririz ancak siz bize en iyilerinizi gönderebilirsiniz. İnanır mısınız? Türkiye bunu kabul ediyor ve beyin göçüne gönül rahatlığı ile izin veriyor. Burada eğitim alan ABD vatandaşlarının çoğunun da elçi olması ayrı mesele…

Daha bitmedi, anlaşmaya göre ABD anlaşmadan madde silebiliyor, yeni madde ekleyebiliyor. ABD’ye Türk eğitimiyle ilgili her türlü bilgiye ulaşma imkanı, Türkiye’nin eğitim alanındaki her kadrosuna koşulsuz şartsız ABD’li eğitimciler yerleştirme ve en önemlisi bu komisyona müfredat hazırlama imkanı sunuyor. ABD’ye bu şansı vermenin ne demek olduğunu az çok tahmin ediyorsunuzdur diye düşünüyorum. Işık tespit ettikleri öğrencileri hemen kanatları altına alarak ABD’ci olmaları için ellerinden gelen teşviği sundular. Sonradan bu keşiflerini, o çocukları çok kıvrak bir zekayla yönlendirerek Türk Diplomatı statüsüne kazandırdılar.

27 Şubat 1946’da değindiğimiz anlaşmanın ikinci maddesini ve bu eğitim anlaşmalarının sonuçlarının ne olduğunu ise çok acı şekilde tecrübe ettik Türkiye olarak. Darbeler, muhtıralar, iç kavgalarımız… Ata’nın en önem verdiği konulardan olan eğitimin nasıl satıldığını bu sayede görmüş olduk. Ne acı…

Türkiye’nin eğitim ve öğretim siyasetini her derecesinde tam bir açıklık ve hiçbir tereddüde yer vermeyen kesinlikle ifade etmek ve uygulamak gerekir. Bu siyaset her anlamıyla millî bir nitelikte gösterilebilir.

Mustafa Kemal Atatürk, 1924, Atatürk’ün S.D.l, s. 317

Türkiye ve Yeni Bir Oluşum: Demokrat Parti

Adnan Menderes

12 Kasım 1956 Tarım Ürünleri Anlaşması

Bu anlaşmaya göre, ABD, Türkiye’ye buğday, arpa, mısır, dondurulmuş et, konserve, sığır eti, don yağı ve soya yağı satacaktı. Küçük bir parantez açmak gerekirse, iktidara ”dindar” sıfatı ile gelen Demokrat Parti, bu alınan don yağının domuz yağı olmaması şartı koymayıp don yağının sabunlarda kullanılmasına izin veriyor, zeytinyağından sabun yapımını ise yasaklıyordu. Yani Müslüman halk ellerini yıllarca domuz yağlı sabun ile yıkıyor ve bunu dindar bir parti yüzünden yapmak zorunda kalıyor. O da yetmezmiş gibi kendi zeytinyağı üreticilerimize sırt dönüyor ve açlığa, sefalete terk ediyordu.
Anlaşmanın özellikle spesifik olarak iki maddesine baktığımızda ülkemizde tarımın da nasıl satıldığını açık bir şekilde göreceğimizi düşünüyorum.

  • 2. Madde, Türkiye’nin yetiştirdiği ve bu anlaşmada adı geçen ya da benzer ürünlerin Türkiye’den yapılacak ihracatı Birleşik Devletler tarafından denetlenecektir.
  • 3. Maddenin b bendi ise, Türk ve Amerikan hükümetleri Türkiye’de Amerikan mallarına karşı talebi artırmak için birlikte hareket edeceklerdir. diyor.

Anlaşmaya göre Türkiye 1 Ağustos 1958 tarihine kadar ABD’nin isteği dolayısıyla buğday ihraç etmeyecekti. Çünkü Türkiye o zamanlar dünyada buğday ihracatının yaklaşık üçte birini karşılayabiliyordu ve ABD, kendi çiftçisine kolay pazar bulmakta zorlanıyordu. Eğer Türkiye bunu kabul etmeyip ihraç ederse dışarıya ihraç ettiği buğdayların, Amerikan piyasasında ihraç edilmeyen buğdaylara oranla İKİ KATI kadar parayı Amerika’ya verecek ve ihraç ettiği kaliteli buğdayları, Amerika’nın kalitesiz buğdayları ile değiştirecekti. Ne büyük ceza ama…

Durun, tek ceza bu değil gelin biraz daha inceleyelim. 1962-1963 yılları arasında Türkiye 10.000 metrik tondan fazla Zeytinyağı ihracatı yaparsa, yaptığı ihracat fazlası kadar Amerika’dan zeytinyağı ithal etmek zorundadır çünkü 10.000’in fazlası, Amerikan çiftçinin satışını azaltır.
Rekabet kurumu! Neredesin yahu?
1962-1963-1964 yılları boyunca nebati yağlar ve yağlı tohum ihracatları her sene bir önceki seneden düşük miktarda olacak ve hiç bir sene 6400 tonu geçmeyecek! Geçerse geçtiği kadarını Amerika’dan A-LA-CAK. (Nokta!)

Başta buğday olmak üzere, bütün gıda gereksinimlerimizle endüstrimizin dayandığı türlü ham maddeleri temin ve dış ticaretimizin esasını oluşturan çeşitli ürünlerimizin ayrı ayrı her birinde, miktarını artırmak, kalitesini yükseltmek, elde etme giderlerini azaltmak, hastalık ve düşmanlarıyla uğraşmak için gereken teknik ve yasal her önlem, zaman geçirilmeden alınmalıdır.

Mustafa Kemal Atatürk, 1937, Atatürk’ün S.D. I, s. s. 379-380
Adnan Menderes ve Eisenhower
Dönemin ABD Başkanı D. Eisenhower ve Adnan Menderes. 9 Ekim 1959

Onlar başardı, biz nasıl başaracağız?

Bunu söylemek için yazının en başına, Cumhuriyet tarihimizin en başına gitmemiz gerekir. Ata’nın yaptıklarının aynılarını yapmak için değil, Ata gibi düşünmeyi öğreneceğiz, ama önce öğreneceğiz. Öğrendiklerimizi çevremize anlatacağız, onlar da aynı şeyi yapacak. Bu şekilde başaracağız.
En önemlisi ise ayrışmayacağız. Biz bu ülkeyi 6 Ok ile kurduk. 6 Ok’un peşinden gitmek için yapacağınız şey CHP’nin dediklerine harfiyen uymak değil. Ata’yı doğru anlamak. Gelin bir kez daha hatırlayalım ve anlamaya çalışalım.

  • Cumhuriyetçilik
  • İnkılapçılık
  • Laiklik
  • Devletçilik
  • Milliyetçilik
  • Halkçılık

Özellikle son iki ilkeye dikkat etmenizi istiyorum. Bu iki ilke ile ilgili yakında bir yazı yazacağım. Sizlerin düşünceleri de benim için önemli, kendinize iyi bakın, sağlıkla kalın.

Eğer bu içerik ilginizi çektiyse, bunlara da göz atın:
Atatürk: Anlamak, Anlatmak
Atatürk: Türklerin Babası
Bir Milleti Baştan Yaratan Lider: Atatürk
Ulus Nedir? Kimler Ulus Olabilir? Atatürk Milliyetçiliği?