Türkçe ve Yaklaşan Büyük Tehlike

Türk tarihinin başlangıcından cumhuriyetin ilanına kadar geçirdiğimiz dil ve edebiyat dönemlerini bir önceki yazımda kısaca anlatmıştım. Bu yazıda ise dilimizle milli şuurun ilişkisinden söz edeceğim.
Dillerini özgürce konuşabilen uluslar, asırlar boyunca işgal altında bulunsalar dahi öz benliklerini kaybetmezler. Çünkü dil var oldukça kültür de varlığını sürdürür, o ulusun kültürel değerleri, halk hikayeleri, atasözleri, tarihi olayları gelecek nesillere aktarılır. Bu aktarım sürdüğü sürece esaret altında kalınsa dahi milli şuur hiçbir zaman yok olmaz ve bağımsızlığı ele almak için sürekli girişimlerde bulunulur. Tam da bu nedenle dil, hayati bir öneme sahiptir. Dillerini unutmuş veya atıl bir vaziyette bırakmış uluslar, her anlamda sömürüye uğramışlar ve milli şuurlarını kaybetmişlerdir. Afrika milletlerine baktığımızda görmekteyiz ki on yıllar boyu sömürüye uğramış, batılı devletlerce dilleri ve milli bilinçleri ellerinden alınmış ve bugün Fransızca, İngilizce gibi dilleri konuşmaya mahkum edilmişlerdir. Bu milletler kültürlerini bile unutmuş, her anlamda geri kalmışlığa sürüklenmişlerdir. Yalnızca bu örneğe bakmak dahi dilini kaybeden bir milletin kültüründen ve milli şuurundan yoksun kalacağını bizlere kanıtlar niteliktedir. Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun Bye Bye Türkçe adlı kitabından naklettiğimiz şu iki cümle, tehlikenin büyüklüğünü sarsıcı bir biçimde ifade etmektedir: “Dilini unutan kavimlerin tarihten adları bile silinir gider. Anadolu, böyle yok olmuş kavimlerin binlerce yıl sonra kazılarda bulunan çanak çömlek kırıntıları ile doludur.”

türkçe

Dilini unutan kavimlerin tarihten adları bile silinir gider. Anadolu, böyle yok olmuş kavimlerin binlerce yıl sonra kazılarda bulunan çanak çömlek kırıntıları ile doludur.

Peki bizim de başımıza böyle bir tehlikenin gelme ihtimali var mıdır?

Elbette, bulunduğumuz coğrafi konum ve tarihten gelen bazı düşmanlıklar sonucu dilimizi elimizden almak isteyen ve bizleri bir kültür yozlaşması karşısında bırakarak milli şuurumuzu yok etmeyi amaçlayan çalışmalar mevcuttur. Esasen dilimizdeki yozlaşmanın temeline indiğimizde, İslamiyet’in kabulüyle birlikte lugatımıza giren Arapça sözcükler ve divan edebiyatı etkisiyle bunlara eklenen Farsça ifadeler karşımıza çıkmakta. Başka milletler hüküm sürdükleri coğrafyalarda kültür ve dil emperyalizmi yaparken biz Türkler ise tarih boyu kurduğumuz devletlerin tümünde, yönetimimiz altında bulunan halkların dillerine ve kültürlerine müdahale etmemişizdir. Aksine ne yazık ki dilimize pek çok yabancı kökenli sözcük almış ve Türkçemizi adeta Arapça-Farsça işgaline açmışızdır. Yüzyıllar boyunca durum böyleyken Tanzimat’la birlikte bu defa da batı kökenli sözcükler dilimize girmeye başlamış, sonraki yıllarda bu durum artarak devam etmiştir. Özellikle Fransızca ve İngilizce kelimeler yanlış batılılaşma sonucu çok yoğun şekilde kullanılmış, bu yabancı sözcükler dilimizi yozlaştırmıştır. Neyse ki cumhuriyetin ilan edilmesinin hemen akabinde, bizatihi Atatürk’ün takip ve teşvikiyle yapılan çalışmalar neticesinde işgal altındaki Türkçenin büyük bölümü özgürlüğüne kavuşturulmuş, Türkçemiz yad sözcüklerin boyunduruğundan kurtarılmıştır. Türkçenin kurtuluşunu sağlayan bu hareket milli bir bilincin sonucudur.

Biz günümüzün gençleri olarak bu milli bilinci kendimize rehber edinmeliyiz. Dilimizdeki yozlaşma karşısında Türkçe bilincimizi devreye sokmalı, her alanda Türkçenin korunması için gayret göstermeli, bu uğurda varımızla yoğumuzla seferber olmalıyız. Unutmayalım Türkçe, milli şuurumuzun teminatıdır, milli şuurumuz var oldukça kültürümüz de yaşayacaktır, tüm bu değerlerimizin yegane bekçisi ise bizler yani bugünün Türk gençleriyiz. Bazılarımız havalı olduğunu düşünerek yabancı dilleri ağızlarından eksik etmemekte, Türkçeyi adeta bu dillerin bir şivesiymiş gibi konuşmakta, kendi dillerini hor görmekteler. Bu tür kişiler için yapılacak en iyi tespit; kişilik yönünden eksik, milli benliğinden habersiz, aşağılık kompleksine kapıldığından yabancı özentiliğine savrulduğu yönünde olacaktır. Biz ki başarılarla dolu, çok köklü bir geçmişe sahibiz, biz ki anavatanımız Orta Asya’dan yola çıkıp Avrupa’nın batısına, Afrika’nın kuzeyine dek uzanıp hüküm sürmüşüz, biz ki dünya tarihinin sayılı medeniyetlerinden birini kurmuşuz, peki ya şimdi bize ne oluyor da kendimizi böyle gülünç bir duruma düşürüyoruz? Milli benliğimizle gurur duymamız gerekirken bize ne oluyor da yabancı özentiliğine kapılıp, kendi kültürümüzü ve dilimizi değersiz görebilme gafletine düşüyoruz? Bu gidişatın sonu hiç iyi gözükmüyor. Türkçenin başka dillerin boyunduruğu altına alınmasına asla müsaade edemeyiz. Özellikle biz gençler uyanık olmalıyız, Türkçenin aleyhine bir durum yaratacak her türlü faaliyeti bertaraf etmeli, özentilik çukurundan uzak durmalıyız. Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun sözlerine kulak verelim: “Türk dili kalmazsa, Türk dili parçalanırsa Türklük kalır mı? Atatürk kendi sözleriyle bunu defalarca ifade ediyordu:
Türk demek dil demektir. Milliyetin en bariz vasıflarından biri dildir. Türk her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır.”

Ülkemizin dört bir yanındaki sokakları, caddeleri, alışveriş merkezlerini gezdiğimizde karşımıza her yerde yabancı sözcükler çıkıyor. Sanki kendi ülkemizin sokaklarında değil de bambaşka memleketlerdeymişiz gibi hissetmemize yol açan tabelalarda İngilizce, Fransızca, Arapça, Farsça pek çok sözcükle karşılaşıyoruz. Kimileri adeta azınlık muamelesi yaparak Türkçeyi bu dillerin yanına yöresine sıkıştırıyor, lütfedercesine ikinci dil olarak tabelalarına yazıyor. Kimileri ise sanki Türkiye’de değilmişçesine yalnızca yabancı dillerden oluşan tabelalar asıyor. Kendi öz vatanımızda bizleri garip duruma düşüren bu hadiseler karşısında gönüllerimiz Karamanoğlu Mehmet Bey’i arıyor. “Bugünden sonra hiç kimse divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil konuşmayacak.” diyen Karamanoğlu Mehmet Bey, bugünleri görseydi herhalde ecnebilerin topraklarımızı işgal ettiğini sanırdı. Peki o devirde Karamanoğlu Mehmet Bey’in yaptığını, bu devirde kim yapabilir? Bir kişi değil, bin kişi değil, her birimiz bu devrin Karamanoğlu Mehmet Beyi olmalıyız.

Bugün Avrupa ve Asya’nın pek çok yerinde Türkçe konuşulmaktadır. Çeşitli ağızlarıyla birlikte yaklaşık 300 milyon insanın ana dili Türkçedir. Türkiye, Azerbaycan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Özbekistan gibi bağımsız Türk devletlerinin yanı sıra, Suriye, Irak, Doğu Avrupa, Çin ve Rusya’da da Türk dilini konuşan milyonlarca insan hala yaşamaktadır. Böyle geniş bir coğrafyada çok farklı şive ve ağızlarla konuşulan Türk dili, yabancı sözcüklerin işgaline bırakılamayacak kadar değerlidir. Dilimizi her türlü tehlikeden korumak, Türkçeyle ilgili faydalı faaliyetlerin tümüne katılmak Türk gençleri olarak bizlerin boynunun borcudur. Dilimiz yozlaşmadığı sürece, dünyada dilimizi konuşan bir kişi bile kaldığı sürece Türk varlığı yeryüzünden silinmeyecektir.

Son olarak Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun sözüne kulak verelim:

“Unutmayın! Başka hiçbir dil bilmeden sizi Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar götürebilecek tek dil vardır: O da Türkçedir. Dilinize sahip çıkın!”

Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun biyografisi ve eserleri için: https://www.idefix.com/Yazar/oktay-sinanoglu/s=223011


Mehmet Oğuz Turan
ODTÜ Tarih Bölümü Hazırlık öğrencisi, tarihi ve siyasi meselelerle yakından ilgileniyor.