Toprağın Altındaki Çalar Saatler

Umut o gece daha kocaman bir adam oldu… Gayet sıcak bir yaz gecesinde, yarın işe gitmek ve daha fazla para kazanmak için uyumaya çalışıyordu. Sivrisinekler rahat vermiyor, ter daha da bunaltıyordu. Çalışıp para biriktirmek, hayallerini gerçekleştirmek istiyordu. Masraf olmasın diye de anne ve babasıyla yaşamak istemişti. Hava almak ve biraz serinlemek için balkona çıktı. Gökyüzü bir tuhaf geldi gözüne, ama aldırmadan dönüp içeri girdi ve büyük bir iç çekip kendini yatağa attı. E uyuyamadı tabi, hayallerini düşünmekten, sevdiği Burcu’yu düşünmekten… Bir an başı döndü zannetti, her yer dönüyor gibiydi… Kendinden korkup yataktan doğruldu. Kitapların patır patır düşmeye başlaması çıldırmasına yetecekti,masum bir çocuktu çünkü kendisi. Yatağı fırtınanın ortasındaki bir yelkenli gibi bir o yana bir bu yana savrulurken bunun deprem olabileceğini kavradı, zeki çocuktu aslında. Aklına hemen annesi geldi tabi. Ahize atlı karınca gibi çember çiziyor ve odası bir tren istasyonunun altındaymış gibi titriyordu. Pilli gece lambası olmasa bunları da göremeyecekti. Evet gece lambasıyla uyurdu, sebebi karanlıktan korkması değildi, karanlığın ıslak ve boş malikanesi onun için fazla büyüktü. Evet, yalnız kalmaktan korkardı.

(Bir patlama sesi…) Muhtemelen trafo patladı… Tabii akılda ne Burcu kaldı ne hayaller kaldı… “Anne!” diye bağırıyordu. Bağırıyordu ama, sesi çıkıyor muydu? Boğazı öylesine kurumuştu ki, anneler gününde annesine aldığı 3-5 ölü çiçekten oluşan buketin düğümlendiği yer kadar kalmıştı. Öbür odadan çıt ses yok, tabi sadece annesinden çıt ses yok. Onun dışında gümbürtüler, araba alarmları, insan çığlıkları… Kulaklarını tırmalıyor sanki… Oracıkta yoruldu, annesinden cevap beklerken. Bir kuvvet alıp kalktı ayağa, o da şaşırdı bu haline, odanın kapısına giderken titriyordu, dizlerinin bağı çözüldü… Duvara dayanıp bir kendine gelmek istiyordu, ama duvardaki çatlaklar burada daha fazla durmaması gerektiğini hatırlatmıştı. Kapı sıkıştığı için kırarak çıktı. İri yarı bir çocuktu doğrusu. Odanın kapısı kırıldıktan sonra artık gücünü, ailesini kaybetme korkusundan aldı, yoksa dik duramıyordu. Karşı odada annesini gördü, her şeyini… Annesi dizlerinin üstüne çökmüş öylece duruyordu. Odaya girince odanın sol tarafının çöktüğünü gördü ki, bu ona, o odaya doğru yürürken çektiği acının daha fazlasını verdi. Annesi duvarların altındaki babasına kilitlenmiş ona bakıyor… İçinden haykırmak geliyordu, lakin annesinin sakinliğine karşın o da sakin kaldı. Şoktaki annesini kaldırmaya çalışıyor, ama farklı bir kişi olarak yapıyordu bunu. Çünkü artık evin erkeği olma yükünü kabullenmiş, doğru kararlar vermesi gerektiğini anlamıştı. 10 saniye içerisinde hemde… 10 yıldır çocuk olan adam 10 saniyede daha kocaman bir adam oldu. Annesi dönüp bacaklarına sarıldı. Ne kadar dik durmaya çalışsa da bu ona acı verdi. “Babana bu akşam en sevdiği yemeği yapacaktım oğlum.” dedi ve iki damla yaşı evin erkeğinin bacağında bırakarak tekrar kocasına, hayat arkadaşına yöneldi.

Babasına bakamadı. Onun yerine geçiyormuş gibi gelen gereksiz bir his onu utandırdı. Depremin devamının olup olmayacağı hiç aklına gelmedi. Dışarıya yalın ayakla çıktı. Ayakkabı giymeye vakti olmasın rağmen… Çünkü ayağındaki çıplaklığı hissedemezdi artık, yokluk ona acı veremezdi. Yakındaki binalar birkaç göçükle atlatmıştı. Ama 20 metre sonra başlayan apartmanlar sırasıyla, tamamen çökmüştü. Kulaklarında çığlıklar artık melodi olmaya başlamıştı. Bekledi ve bekledi. Bir anne kızım nerede diye ağlayarak bağırdı, bir amca soğukkanlılıkla eline kaptığı kürekle apartmanın birine yöneldi. İki kız bir oğlan üç küçük kardeş bir taşın üstünde birbirine sarılmış bekliyorlardı. Belki annesini ve babasını kurtarması için ekipleri bekliyorlardı. Ama evlerine bakınca bekledikleri tek şeyin uzunca ve zorluklarla geçecek bir hayat olması hiç olmadığı kadar tuhaf ve olgun hissettirdi. Ve buradan sonra şoktaki herkes gibi elleriyle başını sıkıştırıp oturdu. Umut o gece daha kocaman bir adam oldu.

**********

En son bir ölüm sessizliği olur. Ve bir saat ötmeye başlar, sonra bir diğeri,sonra bir diğeri… Toprağın altından saatler çığlık atmaya başlamıştır. Ağlama sırası onlardadır. Birisi 5 dakika gecikir. Gecikmenin cezasını o ölüm sessizliğinde tek başına ötmek olarak çeker o saat. Kimisi işe gitmek için kurmuştur alarmını, kimisi okula gitmek için, kimisi de sabah namazına kalkmak için… Belki de birisi artık düzenli yaşamaya karar vermiştir ve erken kalkmak istemiştir. Ama o günden sonra o 45 saniyeyi yaşayan kimse normal hayatına geri dönemedi. Hep bir korku ile yaşadı.


Bilal Bulut
19 yaşındayım.Üniversite sınavına hazırlanmak dışında araştırma yapıp öğrenebileceğim her şeyi öğrenmeye çalışıyorum.Bunlardan bir miktarını da insanlara aktarmaya,yorumumla daha okunur hale getirmeye çalışıyorum.