Toplumsal Esaret ve Medya

İnsanlık yüzyıllardan bu yana kendisine uygun gelen bir fikre iç güdüsel olarak inanma eğilimi içerisindedir. Bu eğilimi gören ve elinde belli bir güç bulunduran kişiler tarih boyunca toplumu çeşitli argümanlarla etkilemiş ve âdeta taraftarı haline getirmiştir. Bunu tarihte genellikle politikacıların, soylu kişilerin, din adamlarının kısacası toplum nazarında saygın kişilerin uyguladığını görmekteyiz.

Toplum Üzerinde Medya Etkisi

medya

İnsandaki bu inanma iç güdüsünü kullanabilmek için medya kuvvetli bir araçtır. Yakın tarihte görüyoruz ki medya gücüne sahip olmak, topluma yön vermenin kilit noktasıdır. Gazete ve derginin yanı sıra medya gücüne sahip olmak daha büyük kitlelere hitap eden televizyon ve sosyal medya hakimiyetinden geçiyor. Günümüzde görsel medyada yani televizyon kanallarında tarafsız haber bulmak oldukça zordur. Maalesef bu kanal sahipleri kendi çıkarını tarafsız haberciliğin önüne koymaktadır. Ayrıca bu tür taraflı haberciliği sadece belli bir kesime ait insanlar değil toplumun ayrı kesimlerinden kişiler yapmaktadır. Dijital medya ve sosyal medyada ise işler daha karışıktır. Bu medya ortamında doğru bilgi bulmak oldukça zordur. İşlenen haberler ve yayılan bilgiler genellikle teyitsizdir. Burada yapılan herhangi asparagas haber, olayları kötü sonuçlara ve kaosa sürükleyebilir.

medya

Ülkemizde Kişilere ve Fikirlere Teslimiyet

Ülkemize bakacak olursak toplumumuzda çeşitli alanlarda ağır bir teslimiyet var. Kendi ideolojik fikrine, politikacılara, siyasi partilere, sosyal medya fenomenlerine ve saygın kişilere esir olan, bunlara koşulsuzca, taparcasına bağlanan bir toplumdan bahsediyorum. Medyanın da etkisiyle esiri olduğunuz fikir ve kişilerin aynı zamanda taraftarı olursunuz. Bu taraftarlığın yakınlarınızla ilişkilerinizi olumsuz etkilemesi muhtemeldir. Medya karşıt görüşünüzü size düşman olarak lanse edebileceğinden bu taraftarlık sebebiyle sevdiklerinizle çokça ters düşecek ve hatta kavga boyutuna varacak tartışmalarda bulunabileceksiniz. Ailenizi, arkadaşlarınızı, yakın çevrenizi bu gibi konularla yersiz şekilde kırabileceksiniz. Kişinin hayatına bile böylesine olumsuz etkisi olan bir konunun toplumsal etkisi de azımsanmayacak derecede olacaktır. Hele ki ülkemizde bir camı andıran toplumsal yapı bu tür etkenlerle parçalara ayrılarak kırılabilir. Yakın tarihte de fikir ayrılıklarından başlayan kutuplaşmalar tahmin edebileceğimizden çok daha fazla zararlara yol açmıştır. Örneğin; 1960’lı yıllardan 1980’e dek Türkiye’de sağ-sol çatışmaları adı altında sokaklar ve üniversiteler karışmış ve kana bulanmıştır. Bu karışıklıklar sırasında yüzlerce can kaybı, sonucunda ise 1980 darbesi gerçekleşmiştir. 2010 yılında ise Orta Doğu’da başlayan Arap Baharı isimli hükûmet karşıtı protestolar çığ gibi büyüyerek Suriye ve Irak’ı güçlü devletlerin mücadele alanına çevirmiştir. Bu süreçte protesto hakkını kullanan halk medya aracılığıyla körüklenerek bir kaosa sürüklenmiş ve bu protestolar hala devam eden savaşa dönüşmüştür.

medya

Ülkemiz için temennim ise, düşüncelerini taraftarca bir fanatizmle değil akılcılıkla açıklayan kitlelerin oluşmasıdır. Tabii ki hepimiz kendimize uygun fikirlere ve ideolojiye sahip olmalıyız. Ama sahibi olduğumuz fikir/ideoloji bize sahip olmaya başladıysa kavgaya tutuşmamız değil, durup bir düşünmemiz gerekmektedir…

KAYNAKÇA