The Devil All The Time

The Devil All The Time – Spoilerlı İnceleme

The Devil All The Time filminin konusu ne? Karakter analizleri nasıl? Oyuncu kadrosu kimlerden oluşuyor? Tüm detaylar bu inceleme yazısında. Artık birçok filmin Netflix bünyesinde yayınlanmaya başladığını görüyoruz. Irishman, Marriage Story ve geçtiğimiz haftalarda yayınlanan I’m Thinking of Ending Things filmlerinden sonra Netflix, şimdi de The Devil All The Time filmi ile kaliteli işler çıkartabildiğini izleyicilerine göstermiş oldu. Yazımızda da bu filmde anlatılmak istenenlere değineceğiz.

The Devil All The Time

Konu

Yine bir kitap uyarlaması olan bu filmi kısaca anlatmak gerekirse, country müzikleriyle, içten insanlarıyla sevimli gösterilmeye, özendirilmeye çalışılan taşra yaşantısının karanlık yüzü ve gerçekleri bu filmde yer bulmuş. Tüm bunları anlatırken üstüne hem bir din eleştirisi, hem de insanlık eleştirisi getiren The Devil All The Time bana kalırsa izlenmeye değecek bir film.

The Devil All The Time

Film ana karakterimiz Arvin‘in (Tom Holland) babası Willard‘ın (Bill Skarsgard) hikayesiyle başlıyor. Willard dindar ailesinden ayrılıp savaşa gider ve hikayenin buradaki en önemli kısmı bir arkadaşını çarmıha gerilmiş halde bulmasıdır. Bu nedenle dine olan bağlılığını yitiren Willard, dua etmeyi ve ibadeti bırakır. Ta ki karısı ve oğluyla şehirden uzakta ve izole olmuş evlerine taşınana kadar. Bu durum Tanrı’yı aramak için ormana giden adamın korku ve dehşetle tanışması ile sonuçlanacaktır. Nitekim bu ev Willard’a tanrısıyla olmak istediği yakınlığı getirir fakat kendisine yalvarmasına, hatta kurban vermesine rağmen karısı Charlotte (Haley Bennet) ölür. Bunun üzerine karısını kaybetmenin hüznüyle ama bana göre tanrısının onu cevapsız bırakmasıyla Willard intihar eder ve Arvin’i yetim bırakır.

Film aynı zamanda bir papazla (Harry Melling) evlenip, aynı papaz tarafından öldürülen Helen’i (Mia Wasikowska), Rüşvet alan bir polisi (Sebastian Stan), Seri katil kocasıyla (Jason Clarke) kurban avlayan Sandy’yi (Riley Keough), Şehrin burnu havada papazına (Robert Pattinson) aşık olan dindar Lenora’yı (Eliza Scanlen) ve hepsinin hikayelerinin nasıl kesiştiğini anlatıyor.

The Devil All The Time Karakterler

Filmimizin bir yıldız şöleni olduğunu söylemek bence yanlış olmayacaktır. Özellikle son dönemin popüler isimlerini bolca bulunduran filmimiz, bunun da katkısıyla bize iyi yansıtılmış sağlam karakterler sunuyor. Film bize bir seri katili ve saf, dindar bir kızı da beraber sunarak aslında taşra yaşantısının ne kadar farklı karakterler barındırdığını da gösteriyor.

The Devil All The Time

Filmi izlerken aklıma en çok takılan soru “İnsan yaşadıklarını mı yaşatır, yoksa yaşattıklarını mı yaşar?” oldu. Film de bence bize aslında geçmişimizden, çevremizden ve biraz da eğilimlerimizden ibaret olduğumuzu anlatıyor. Arvin babasından kavga etmenin, şiddetin doğruluğunu görüyor ve aslında hayatının bir noktasında babası haline geliyor. Aynı şekilde Lenora da evlendiği papaz tarafından öldürülen annesinin arkasından bir papaza aşık oluyor ve aşkı yüzünden ölüyor. Onlar yaşadıklarını kendilerine veya başkalarına yaşatırlarken, Carl ve Sandy de öldürdükleri birçoğu gibi silahla vurularak, bir kurban misali ölüyorlar. Günün sonunda tüm karakterler geçmişlerinin esiri oluyorlar.

Benim için filmin en can alıcı repliklerinden biri “Bazı insanlar gömülmek için doğar.” oldu. Bana göre çok etkileyici bir taşra eleştirisi olan bu replik de aslında film boyunca yüzleştiğimiz ölümlerin (ki sayıları epey fazla) ölmesi gereken insanlardan ve bu yaşantının içinde çok da söz sahibi olamamışlardan oluştuğunu gösteriyor. Aynı zamanda günün sonunda bu ölümlerin amacının da Arvin’in hikayesini ve taşradan kopanı güçlendirdiğini görüyoruz.

Bazı insanlar gömülmek için doğar.

The Devil All The Time
The Devil All The Time

The Devil All The Time

Filmin benim gördüğüm perspektiften bir din eleştirisi barındırdığını ifade etmiştim. Aslında filmin isminden başlayarak (düz bir çeviri yaparsak Her Zaman Şeytan olarak çevirebiliriz) insan din konusunda düşünmeye başlıyor. Acaba taşra insanına bu korkunçlukları yaptıran Şeytan mıydı yoksa Tanrı mı sorusu da bence filmin önemli temalarından.

Filmde dindarlığın, kilisenin, papazlığın hep işlendiğini ve karakterler üzerinde de dinin etkisinin uzak veya yakın hep olduğunu görüyoruz. Willard‘ın dine kendini bırakıp daha sonrasında tanrısının kendisini yüz üstü bırakmasıyla intihar etmesi din eleştirisinin karakter üzerinden ilk işlendiği yer. Filmin ilerleyen kısımlarında Helen’in hikayesi ve kocasının gerçekten tanrının ona verdiği bir yetenek olduğuna inanması, karısını öldürmesi, haksız olduğunu fark ettikten sonra bile dininin gereksinimlerini yok sayarak hareket etmesi ve kendi hikayesinin sonunda artık kendi gerçekliğine tamamen eriştiğini düşündüğü sırada da bir insan tarafından öldürülmesi bence başlı başına filmdeki din eleştirisini açıklıyor.

The Devil All The Time

Bunun yanında filmde çizilen papaz imajı da kesinlikle dikkat çekiyor. Robert Pattinson‘ın hayat verdiği papaz karakteri başlı başına bir sosyolojik ve psikolojik analizi hak ediyor bence. Dinini ve görevinin getirdiği gücü tamamen kendi maddi arzuları için kullanan papaz, insan aşağılamaktan da kızları kullanmaktan da çekinmiyor. Yine de böyle bir papazın varlığında bile insanların kiliseye geldiği sahnelerin sıklıkla devam etmesiyle yönetmen bize ne söylemek istemiş?

Lenora‘nın hikayesi ise bana göre din temasının en yoğun işlendiği yer olmuş. Oldukça masum Lenora’nın papaza aşık olduğunu söylemenin fazla iddialı olabileceğini düşünüyorum. Bana göre Lenora papazı dini kimliğinden öte benimseyemeyen ve bu kutsal kimliğine aşk duyan bir karakter. Lenora‘nın da bir diğer dindar karakterimiz Willard gibi sonunun intiharla sonlanması da bize bir şeyler anlatıyor. Aynı zamanda, son anda vazgeçmesi, güzel bir hayata olan inancı ama yine kaderin ve üst gücün etkisiyle ölmesi de bence bir eleştiri olarak karşımıza çıkıyor.

The Devil All The Time

Bu konuda bahsetmek istediğim son detay anlatıcı. Filmimiz yoğun bir şekilde dini ve dini kavramları eleştirirken hep bir anlatıcı eşliğiyle ilerliyor. Bu anlatıcı bize göremediklerimizi, karakterlerin içlerini ve yaşantılarını anlatırken aslında bir tanrı misali her şeyi görüyor ve biliyor. Bana göre böyle bir hikayede bakış açısı olarak tanrısal bakış açısının seçilmesi tesadüf olamayacak kadar ironik.

Sonuç ve Öneri

Taşra yaşantısını ve insanını anlatan film aynı zamanda beni etik üzerine derin düşüncelere ve yönetmenin dine bakışını sorgulamaya itti. Taşra yaşantısı üzerine düşündüğümüzde aslında Türkiye’nin ne kadar anlatılacak hikayesi de olduğunu görüyoruz. Benim bu konuda izlediğim en iyi eser olan Nuri Bilge Ceylan‘ın Bir Zamanlar Anadolu’da filmini de özellikle bu filmi sevenlere öneririm.

Umarım film üzerine genel manada kendi düşüncelerimi ve biraz da araştırdıklarımı içeren yazımı beğenmişsinizdir. Siz de film hakkındaki düşüncelerinizi bizle paylaşmayı unutmayın.

Bizleri Instagram ve Twitter hesaplarımız üzerinden takip edebilirsiniz. Diğer içeriklerimize de göz atmayı unutmayın!