Monarşi

Tek Adam Yönetimleri: Monarşi ve Faşizm

Monarşi, siyasi otoritenin genellikle miras yolu ile bir kişinin üzerinde toplandığı devlet düzeni veya rejim, tek erklik. Sözlük anlamında bu şekilde bahsedilir kısaca monarşiden. Eskiden çok saygı duyulan, özellikle Avrupa ve Kuzey Afrika kıtasında hüküm süren bir yönetim biçimidir. Monarşi denildiği zaman ilk akla kral ya da kraliçe gelir. Kral ve kraliçenin tek bir sözü bir emir niteliğindedir.

Mutlak Monarşi

Mutlak monarşi tarihte bildiğimiz en yaygın olan monarşi türüdür. Hükümdarın yetkileri adeta sınırsız denilebilecek düzeydedir. Hükümdarın kararı kesin hükümdür. Bu açından hükümdar yürütmenin yanında yasama ve yargılama haklarına da sahiptir. Kısaca hükümdar ne derse o olur.

Monarşi

Meşruti Monarşi

Meşruti Monarşide de aslında, mutlak monarşinin dezavantajlarını ortadan kaldırmayı amaçlar. Hükümdarın yetkilerinin anayasa ile sınırlandırıldığı sistemdir. Meclis halk tarafından seçilir ve şekillendirilir. Hükümdar en üst kurum olarak birliği temsil eder ve bir onay makamıdır. Hükümdar burada tek başına karar veremez fakat meclisten çıkan kararı da reddetme hakkına sahiptir. Bu durum değişkenlik gösterebilir, meşruti monarşi sisteminde hükümdarların karar verebilme hakkı anayasada hükümdar için çıkarılan haklarla tamamen sınırlandırılabilir de. Tamamen sınırlandırılan meşruti monarşiler artık sembolik bir monarşik düzene geçmiş olur. Buna ‘Belçika, Japonya, Danimarka’ gibi ülkeler örnek gösterilebilir.

Monarşi

Teokratik Monarşi

Teokratik monarşinin aslında temeli dindir. Tek adamın yönettiği bir sistem olmakla birlikte, hükümdar tamamen dine bağlı olarak hareket eder. Mutlak monarşi ile aynı çatı altına koyabileceğimiz bir yönetim biçimidir.

Monarşinin İlk Depremi

Avrupa’da monarşinin ilk depremi Fransız İhtilali ile atılmıştı. Her hükümdar ülkesini iyi yönetmez ya da halkına yeteri kadar ilgi göstermez. Bu durumda genelde halk küçük çaplı isyanlarla kendini belli eder ama Fransa’da durumlar biraz daha farklı olmuştu. Halkın büyüyen nefreti ve açlığı artık küçük çaplı bir isyandan ziyade daha da büyüyüp bir ihtilale yol açmıştı. Bu ihtilal Fransa’daki mutlak monarşinin devrilip, yerine cumhuriyetin kurulması ve Roma Katolik Kilisesi‘nin ciddi reformlara gitmeye zorlanmasıdır. Avrupa ve Batı dünyası tarihinde bir dönüm noktasıdır. Sosyal bir akımı başlatan en büyük etkendir.

Monarşi

Zayıflayan Monarşiler

Aslında ilk devrim ateşinden sonra hükümdarlar yavaş yavaş halkı daha fazla önemsemeye başlamıştı. Krallıklar ve İmparatorluklar içerisinde yaşayan halk artık daha ateşli olmuşlardı. Bir karar alındığı zaman halktan korkan, isyan etmesini istemeyen hükümdarlar artık yavaş yavaş meşruti monarşi sistemlerine geçip, hatalı karar alınmasını engellemeye, karar alırken daha fazla kişinin söz hakkının olması için reformlar yapıyorlardı.

Romanov Hanedanlığı

Romanov Hanedanlığı 1613-1917 yılları arasında Rusya’nın hükümdar kraliyet ailesiydi. I. Dünya Savaşı sırasında ülkenin iç durumunu kontrol edemeyen ve artık hanedanlığın istenmemesi üzerine çıkan iç savaşta son bulmuştur. Kızıl bayrak Rusya’da yükseldikten sonra, Lenin’in emriyle, son çar Nikolay ve ailesi kurşuna dizilmişlerdir.

Monarşi

Monarşiyi Yıkan Savaş

I .Dünya Savaşı sırasında dört büyük imparatorluk savaştaydı. Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu aynı safta yer alıp, son yıllarını bu savaşta yaşamışlardı. Savaş bitmeden önce Rusya’da monarşi yıkılmış, savaş bittikten sonra da Almanya cumhuriyet sistemine geçmek zorunda kalmış, İmparatorları Hollanda’ya sürülmüştü. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu dağılmış, imparatorluğun içindeki milletlere göre ülke tamamen parçalanmış ve monarşi son bulmuştu. Osmanlı İmparatorluğu’nda ise aslında İngiltere monarşinin devam etmesini isteyip, bir kukla hükümdar oluşturmak istemişti fakat Kurtuluş Savaşı‘nın sonucu olarak toprakların bir kısmı kurtarılmış ve cumhuriyet kurulmuştu. Bu savaştan sonra monarşiler tek tek yok olmuştu.

Osmanlı İmparatorluğu

Osmanlı İmparatorluğu’da diğer eski Türk devletleri gibi monarşiyle yönetiliyordu. Monarşideki ilk zayıflama Meşrutiyet Dönemi‘nde olmuştur. Meşrutiyet, Osmanlı İmparatorluğu’nda 23 Aralık 1876’da II. Abdülhamid tarafından ilan edilen, anayasal monarşi rejiminin ilk dönemidir. Bu dönemin anayasası Kanun-ı Esasi, yürütme organı padişah II. Abdülhamid, yasama organı ise Meclis-i Umumi‘dir.

Monarşi

Cumhuriyet Dönemi

I .Dünya Savaşı sonrası artık Osmanlı İmparatorluğu‘ndan da eser kalmamış ve Kurtuluş Savaşı‘nın ardından artık yeni kurulmuş Türkiye‘de monarşiden tamamen uzaklaşılmıştır. Dünya üzerinde de artık monarşinin eski gücü kalmamış ve halkın daha çok ön planda olduğu sistemlere geçilmişti ama kısa süreliğine…

Faşizmin Doğuşu

Artık çoğu ülkede cumhuriyet sistemine geçilmiş olsa da bu tek adamlı yönetimlerin oluşmasına engel olamamıştı. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Rusya’da Sovyetler Birliği kurulmuş, İtalya’da Benito Mussolini başa geçmişti. Avrupa’da sosyalizm ve faşizm aynı anda hızlı bir şekilde yayılıyordu. Kısa bir zaman içerisinde Avrupa’yı monarşizm değil de bu sefer tek adam yönetimlerinin olduğu farklı yönetim biçimleri yönetmeye başlamıştı. Almanya, Macaristan, Romanya gibi ülkeler tek adamlı yönetimlere geçmişlerdi. Bu tek adamlı yönetimler demokrasilere karşı tekrar tehdit oluşturmaya başlamıştı.

Monarşi

Demokrasinin Savaşı

İkinci Dünya Savaşı başladığı sırada artık Avrupa teker teker faşizme yeniliyordu. 1941’in sonunda Avrupa’da Almanya, İtalya ve SSCB‘nin işgal etmediği ya da etkisi altına almadığı sadece iki başkent kalmıştı: Londra ve Ankara. İngiltere’nin muazzam dayanması üzerine faşizm rotasını bir diğer diktatörlüğe çevirmişti: SSCB. Almanya tarihindeki en büyük yenilgisini alacağı savaşa sürüklemişti kendisini.

Demokrasi ve Sosyalizm Dayanışması

1941’den 1945’e kadar demokrasi ve sosyalizm beraber hareket etmek zorunda kalmışlardı. Ortak düşmanları faşizmi 1945’te yenene kadar bir dost gibi davrandılar. Bu dostluk 1945’ten sonra yerini tekrar düşmanlığa bırakmıştı. Dünya iki kutup halini almıştı. Dünya’nın yarısı demokrasi ile, diğer yarısı da sosyalizm ile yönetilmeye başlamıştı. Bu ikisinin arasındaki soğuk savaş, SSCB’nin yıkılmasına kadar sürmüştü.

Demokratik Dünya

25 Mart 1991’de SSCB’nin yıkılmasının ardından Çin hariç dünyanın bütün büyük ülkeleri artık demokrasi ile yönetilir oldu. Dünya artık demokratik bir döneme girdi. O yıldan itibaren geriye kalan diktatörlerde , demokrasi adı altında teker teker indirilmeye başladı.

Monarşi

Sonuç

Her dönemdeki yönetim biçimleri değişiklik gösteriyor ve zaman ilerledikçe de hükümdarların yerini halkın seçtiği insanlar alıyor. İnsanların ne düşündüğü, ne yediği, nasıl yaşadığı artık başta olan insanların daha çok umurunda olan yönetim biçimleri var. Kendi halkına yanlış yapanların artık başta olmadığı bir dünya amaçlayan demokrasinin, umarım kusursuzca bütün dünyada olmasını temenni ediyoruz yazımızın sonunda.

Tek Adam Yönetimleri: Monarşi ve Faşizm” başlıklı yazımızın sonuna geldik. Bizleri Instagram ve Twitter hesaplarımız üzerinden takip edebilirsiniz. Diğer içeriklerimize de göz atmayı unutmayın!