Haşhaşiler

Tarihin Gizli Suikastçileri: Haşhaşiler

Tarihin tozlu raflarında kendine büyük bir yer edinmiş, oyunlara ve filmlere ilham kaynağı olmuş “Haşhaşileri” ele alacağız keyifli okumalar dilerim şimdiden.

Haşhaşiler Şia kolunun İsmailiyye mezhebine mensup olan din adamı Hasan Sabbah tarafından,1090 yılında Alamut Kalesini ele geçirdiğinde kurulmuş olan dini tarikat ve siyasi bir örgüttür. Haşhaşinler veya Haşhaşin Tarikatı isimleriyle de bilinmektedir. 11.yy’da İsmaililik mezhebi esaslarına dayanan Fatımiler devleti içindeki dinsel ayrılma sonucu ortaya çıkmıştır.

Haşhaşi Kelimesi Nerden Gelmektedir?

Haşhaşiler

“Haşhaşi” kelimesinin kökeni ve anlamı 19. yüzyıla kadar Batı dünyasında tartışma konusu olmuştur. Silvestre de Sacy’nin 1809 yılında Institut de France da yayınladığı makalede kelimenin etimolojik açıklaması kabul görmüştür. Sacy’e göre kelime ilk olarak haçlı seferlerinin kayıtlarında görülmektedir. Kayıtlarda ki bulgulara göre”assasini, assissini, heyssisini” gibi kelimelerin kökeni Arapça dilinde “haşhaş” kelimesidir. Bu kelimenin çoğulu ise “haşhaşiyyun, haşhaşin” gibi kelimelerdir.

“Haşhaş” kelimesi Arapçada “kuru ot” ve “hayvan yemi” anlamına gelmektedir. Sonraları kelimenin anlamı uyuşturucu etkisiyle bilinen “Hint Keneviri” özdeşleşmeye başlamıştır, Silvestre de Sacy bunu kabul etmemiştir. Liderleri Hasan Sabbah’ın tarikat üyelerine haşhaş içirip cennet vaadi ile insanları kandırmasından ötürü böyle bir iddia ortaya atılmıştır.

Alamut’tan günümüze ulaşan metinlere göre Hasan müritlerine dinin esaslarına bağlı kalanlar manasında, “esasiyim” demekten hoşlanırdı, yabancı seyyahların yanlış anladıkları bu terim “haşhaş”, afyon kuşkularının ortaya çıkmasına neden oldu

Haşhaşilerde İnanç ve Fikirsel Yapı

Hz.Muhammed sonrası İslam dünyasında kırılmalar yaşanmaya başlanmıştır, bunlar sonucunda; Hz.Muhammed’den sonra dinî ve siyasî liderin kim olacağı hakkındaki tartışmalar ve gerilimler Şiilik ve Sünni mezheplerini ortaya çıkarmıştır. Sünnilik, Arap arostokratik temelini örnek alan bir iktidardı, Şiilik mezhebi ise Arap olmayan muhalif Müslüman toplulukların temsilcisi görevini ele almıştır. Şiilik, Arap olmayan toplulukların eski dinlerinden etkilenerek oluşmuştur.

Şii mezhebi 765 yılında altıncı imam Cafer-es Sadık’ın ölümü sonrası yeni imamın belirlenmesinde 2 kola ayrılmıştır. Ana akım Şii topluluklar Cafer’in küçük oğlu Musa Kazım’ı yedinci imam olarak görmüşlerdir, aynı zamanda bu grup günümüzdeki On İki İmam görüşünün bir kolu olmuştur. Muhalif Şii gruplar ise Cafer’in büyük oğlu İsmail bin Cafer el- Mübarek’i yedinci imam olarak tanımışlar, topluluklarını İsmaililer olarak adlandırılmıştır.

Yeni Platonculuk felsefesinden etkilenen İsmaililik, ezoterik bir mezhep olmakla beraber, öğreti açısından İslam’daki en zengin, sistematik ve felsefî mezhep olarak görülmektedir. İsmaililik mezhebini temel alan tarikat, Fatimi devletindeki dinsel karşıtlık sonucu ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan iki koldan biri olan Nizariliğin temsilcisi, Haşhaşiler önce İran topraklarına daha sonrada Suriye topraklarına yayılmışlardır. Kuşatılması güç kaleler etrafında toplanmış olan Haşhaşiler, önemli kişilere yönelik komplolara ve suikastlere dayanan etkili bir askeri taktik izlemektelerdi.

Siyasi olarak özellikle Sünni Devletleri hedef alan Haşhaşiler, Abbasi Devletini ve Büyük Selçuklu Devletini düşman kabul etmiş ve onları hedef alan eylemlerde bulunmuşlardır. Bu devletler haricinde Haçlılara ve Moğol İmparatorluğuna karşıda eylem gerçekleştirmişlerdir.

Haşhaşiler

Haşhaşilerin Tarihi

Kaynaklara göre Alamut Kalesinin alınmasıyla haşhaşi tarihi başlmaktadır. Hasan Sabbah uzun yıllar boyunca hem tarikatın liderliğini hem de baş misyonerliğini yapmıştır. Selçuklu devletiyle uzun yıllar boyu mücadele eden Haşhaşiler, kendilerine güvenilir bir yer aramaktaydı. Bu sebepten ötürü yer arayan tarikat Deylem’de yapılan faaliyet sırasında Alamut Kalesini bulmuş ve burda karar kılmışlardır. Büyük ve yüksek bir kayalık tepe üzerine inşa edilmiş olan bu kaleye sadece dar bir patikadan ulaşılması burayı güvenli kılmaktaydı.

Tarikatın lideri Hasan Sabbah buraya varınca kaleyi Selçuklu Sultanından alan Zeyd-i Aleviler Hanedanlığı soyundan gelen “Alevi Mehdi” adında ki hükümdarın elinden almıştır. Bu olaydan sonra 4 Eylül 1090 günü gizlice kale alınmıştır. Kalenin önceki sahibi elinden bir şey gelmediği için kaleyi terk etmiştir. İranlı tarihçilere göre; Hasan Sabbah, Mehdi’ye üç bin altın dinar değerinde bir senet vermiştir. Bu olaydan sonra Hasan Sabbah ve Haşhaşiler örgütlerini kurmuşlardır. Orta Çağ İslam dünyasında çok önemli rolü olan Haşhaşilerü Büyük Selçuklu Devleti’nin en parlak döneminde düşüşe geçmesine sebep olmuşlardır. Sencer Berkyaruk ile Muhammed Tapar arasındaki taht kavgalarının çıkmasına sebebiyet vermişlerdir.

Bu süreçte bazı Selçuklu sultanlarıyla müttefik olmuş olsalar bile Haşhaşiler çoğuyla da mücadele içinde olmuşlardır. Selçukluların dağılmasından sonra da etkisini sürdüren İran Haşhaşileri, Moğolların İran’ı ve Bağdat’ı ele geçirmesine kadar ayakta kalmıştır. Moğollar başta Alamut Kalesi olmak üzere tüm kaleleri yıkmışlardır.

Haçlı Seferleri sırasında Suriye Haşhaşileri ise siyasal olaylarda önemli bir rol oynamışlardır.  Raşidüddin Sinan el-İsmaili döneminde siyasal ve dini öğretileriyle en parlak dönemlerini yaşamışlardır. 1273 yılında ise kalelerini Sultan Baybars’a teslim etmişlerdir.

Gerillacılık ve Askeri Taktikte Haşhaşiler

Haşhaşiler

Sıkı bir hiyerarşi ve katı kurallara dayanan tarikat liderleri Hasan Sabbah’ın buyruğu altında kendi örgütlenmesini yapmaktaydı. Misyonerlik ve insan toplama amacıyla yapılan çağrılarına ise “davet” adını vermişlerdi. Tarikatın temsilcileri “davetçiler” anlamındaki İsmaili din adamlarıydı bunlara “dailer” denirdi.

Dâîlerin en alt kademesinde “davete cevap veren” anlamına gelen “müstecip”ler, en üst kademede ise “delil” manasına gelen “hücce” yani baş dâî yer almaktadır. “Cezire”, dâînin faaliyet gösterdiği bölgedir. İsmaililer de diğer mezhepler gibi dinî liderlerine şeyh, pir, ata gibi unvanlarla hitap eder. Tarikat mensuplarının birbirleri için kullandıkları terim ise “yoldaş” anlamına gelen “refik”tir. Sıklıkla fedai olarak bilinen suikastçılar ise tarikat tarafından esasiyun olarak adlandırılmıştır.

Haşhaşiler tarihte kendilerinden önce pek görülmemiş olan bir askerî taktik geliştirdiler. Özel olarak tek bir önemli kişiyi öldürmeyi temel almışlardır. Suikastı da kendilerince dinî ve psikolojik bir şekilde uygulamışlardır. Haşhaşilerce yapılan suikastların hiçbirinde ok, zehir gibi silahlar kullanılmamıştır. Neredeyse tüm suikastlarda hançer kullanılmıştır. Diğer önemli husus ise suikastı gerçekleştiren Haşhaşi’nin kaçmaya çalışmaması ve öldürülen kişinin korumaları veya halk tarafından linç edilmesidir. 

Uzmanlar göre bu davranışlar Haşhaşiler’in eylemlerine ayinsel bir hava katmak ve insanları korkutma, etkileme amacıyla yaptığını düşünmektedir. Haşhaşiler’in bu eylem biçimi Batılılar tarafından günümüzün Müslüman intihar eylemcileri ile ilişkilendirilmiştir.

Orta çağ İslam Tarihçisi uzmanı Bernard Lewis’e göre bu davranışlar, Haşhaşiler’in kendilerini öldürmeyip korumalar tarafından öldürülmeyi beklemesinin günümüzün intihar bombacılarının kendilerini öldürmesinden kesin biçimde ayrıldığını, İslam dinine göre ikincisinin günah sayıldığını belirtmektedir.

Haşhaşiler

Birçok oyuna, kitaba, filme ve efsaneye konu olan Haşhaşiler İran ve Suriye olmak üzere 2 kola ayrılmışlardır. Suriye ve İranda ayrı liderleri bulunmaktaydı.

Marco Polo ve Haşhaşiler

Alamut Kalesi ile ilgili “kafa karıştırıcı” tüm bu bilgilerin, aslında Marco Polo’nun anılarına dayandığı söylenir. 1273 yılında İran’dan geçmiş olan Marco Polo, seyahatnamesinde, Haşhaşiler’in “cennet hikâyesi”ni uzun uzadıya tasvir ederek anlatmıştır. Gerçekten bunlara şahit olmuş mudur, yoksa Haçlı Seferleri’nden dönenlerden duyarak mı aktarmıştır; bilinmemektedir. Seyahatnamedeki hikaye ise kısaca şöyledir;

Kendi dillerinde şeyhlerine “dinin büyüğü” anlamına gelen Alaeddin diyorlardı. Şeyh iki dağ arasındaki vadiyi kapatmış ve burayı sütten, baldan ve şaraptan akan sular, güzel huriler ve çeşitli meyve bahçeleriyle donatmıştı. Dağın şeyhi müridlerinin gerçekten cennette olduklarını zannetmeleri için burayı Muhammed’in cennet tasvirine benzetmişti. Bizim yaşlı adam dediğimiz bu efendi fedailerine iksirinden içirerek onları dörderli, altışarlı gruplar halinde bahçeye taşıtıyordu. Gerçekten cennete gittiklerini zanneden müridlerini bir göreve göndereceği zaman şeyh “Gidip şunu şunu öldüresin. Meleklerim seni cennete götürecektir.” diyordu. Şeyh’in cennetine geri dönebilme arzusuyla fedailerin göze almayacağı hiçbir tehlike yoktu.

Marco Polo

Araştırmacı yazar Faik Bulut’a göre ise Marco Polo’nun hatıralarında anlattığı bu hikayeler gerçeği yansıtmamaktadır, bu görüşünün iki sebebi vardır;

  • Marco Polo orayı gidip görmemiştir. Diğer bilim insanlarının görüşleri de bu konuda kendisini desteklemektedir. Gidip orayı gördüğü vakitte ise Moğollar tarafından yıkılan Alamut Kalesi Marco Polo gitmeden tam 17 yıl önce yıkılmıştır.
  •  Alamut Kalesinde kazılar yapan Alman Arkeologlar çalışmalarında Marco Polo’nun anlattığı şeylerden hiçbirine dair bir ize rastlamamışlardır.

Faik Bulut Marco Polo’nun İtalyada hapishanedeyken gemicilerden işittiği efsanelerden ibaret olduğunu vurgulamaktadır. Bu görüşü destekleyecek şekilde Orta Çağ İslam Tarihi üzerinde yazılan eserlerin hiçbirinde Marco Polo’nun tasvirleri belirtilmemiştir.

Assassin’s Creed ve Haşhaşiler

Haşhaşiler

Hasan Sabbah’ın müritlerinin, tek bir işaretiyle tereddütsüz intiharı, Assassin’s Creed adlı ünlü video oyununun temeli olmuştur.

Haşaşiler yazımızın sonuna geldik. Bizleri Instagram ve Twitter hesaplarımız üzerinden takip edebilirsiniz. Diğer içeriklerimize de göz atmayı unutmayın!

Kaynakça

tr.wikipedia.org


Furkan Sarıca
Çok gördüğü için ölürken yüzüstü gömülmek istenen kişi.