Tarihi Olan Şehirler Serisi: Roma

Bir önceki yazımızda sizlere Türkiye’nin ve dünyanın başkenti olan İstanbul’u tanıtmıştık. Serimizin devamı olarak sizlere Roma ve Roma İmparatorluğunu içeren bir yazı hazırladık. Tarihi Olan Şehirler Serisi: Roma konulu yazımıza geçelim dostlar!

Roma Neresidir?

Adını hep duyduğumuz, filmlere mekan olmuş, tarihi yapılarıyla dikkat çeken bu Roma neresidir? Kısaca özetlemek gerekirsek eğer Roma İtalya’nın Lazio ilinin ve aynı zamanda Roman ilinin başkentidir. Roma hem şehir hem de komün statüsü taşıyan tek şehir oluşumudur. İtalya’nın Tiber ve Aniane nehirleri arasında bir şehir olan Roma, Akdeniz’e yakınlığıyla da bilinir. Yaklaşık 2.6 milyona yakın bir nüfusu barındırmaktadır. Katolikler için kutsal bir yer olarak kabul edilen Roma kendi içinde bir devlet daha barındırmaktadır. Vatikan Devletini barındıran Roma Katoliklerin ruhani Lideri Papa’nın vatanıdır. Kısaca Roma 2 devletin başkentliğini yapmaktadır.

Roma İtalya’nın en büyük ve en kalabalık şehri olma ünvanını taşırken aynı zamanda, başkent görevini de üstlenmektedir. Sahip olduğu yüz ölçümü ile Avrupa’nın en geniş yüzeye yayılmış başkentlerinden biridir. 2800 yıllık şehir, sırasıyla ve resmi adlarıyla; eski Roma’nın yani Bizans’ın, Roma Krallığı’nın, Roma Cumhuriyeti’nin, Roma İmparatorluğu’nun ve Papalık Krallığının Merkezi olmuştur. İtalya Krallığı ve günümüz İtalyanın da başkenti olan Roma, toplamda 7 devletin başkentliğini yapmıştır.

Roma ve Kuruluş Hikayesi

Roma şehrinin tarihi Palantino Tepesinden başlamaktadır. Palantino tepesi Roma’nın yedi tepesinden en merkezde olanı ve Roma şehrinin tarihi zenginlikleri en yüksek yeridir. Roma Forumu’ndan yaklaşık 40m yukarıda olan tepe Circus Maximus’a ve bütün Roma şehrine tepeden bakar.

 M.Ö. 8. yy’da köylülerin ve çobanların Palantino tepesine kurduğu ilk yerleşmelerle başlamaktadır. Buranın yerli halkı da dillerini Latinlerden almış, Jupiter, Mars ve Quirinus gibi Latin tanrıları için şehir merkezine tapınaklar inşa etmişlerdir. İlerleyen yıllarda Roma’nın yönetimine bakmak için kelimenin kökenine bakmalıyız.

Roma kelimesinin anlamı; belki “Nehrin Şehri” ya da “Ruma’nın şehri”. Ruma; Etrusk ailesine ait demektir. M.Ö. 509 yılına kadar hakim olan monarşi yönetimi vardır. Aile bu süre zarfında yönetimde söz sahibi olan bir topluluk olmuş olsa da M.Ö. 509 yılında cumhuriyet rejimine geçilir. Uzun suren cumhuriyet döneminde gerçek bir demokrasi Roma’ya hakim olmuştur. Halkın elçileri mahkemeleri oluşturan halk sınıfı, toprak sahipleri ile halk arasında bir eşitlik ortamı yaratılmıştır.

Sezar Dönemi

M.O. 4.yy’da Roma bütün Lazio bölgesini ve İtalya’nın birçok bölgesini kontrol altına almıştı. Bunların arasında birçok İtalik toplum ve Etrusk medeniyeti de bulunmaktaydı. Ayni zamanda Galliler ve Yunanlılar da bağlılıklarını Romalılara bildirmişlerdi. M.O.270’de Roma bütün İtalya’yı kontrol altına almıştı. 201’de Roma Cumhuriyeti Kartaca savaşları ile bütün akdeniz’i ele geçirmişti. Roma’nın sınırları böylece doğuda Büyük Iskenderin Makedon Krallığına kadar uzanıyordu. Batıda ise Galler ve İspanyol toplulukları kendine bağlıydı.

Bu fetihlerden sonra Roma cumhuriyetten İmparatorluk olma yoluna girer. İmparatorluk ilk önceleri senato’dan gönüllü halk tarafından kontrol edilen yargı organları tarafından yönetiliyorken bu yönetim zamanla yerini askeri rejime bırakmıştır. Sınırları çok genişlemiş olan Roma zamanla gücünü kaybetmektedir. Bunun sebebi ise imparatorluğun büyüdükçe merkezi otoritenin zayıflamasıdır. Roma da bu sebeple politik merkez özelliğini yitirmiştir. Senato’nun dikta ile yönetilmesi ve barbar toplumların saldırıları sonrası düşüş başlamıştır. Antik dünyanın hala merkezi olarak kabul edilen bu şehir oldukça fazla manevi değeri sahip olduğundan,her ne kadar imparatorluk dağılacak olsa bile şehir ayakta kalacaktı.

Hristiyanlık ve Roma

4.yy’in sonunda Roma’nın Hristiyanlık merkezi olmasıyla dünyanın merkezi olduğu gerçeği örtüşmektedir. Aynı tarihte Bizans İmparatorluğu’nun Ravenna eyaletinde kurulması şehrin önemini azaltsa bile 6.yy’a gelindiğinde Papa’nın Roma şehrine yerleşmesi tekrardan şehre eski önemini kazandırmıştır. Bu yıllarda Karolenj İmparatoru Franco Caralingo, Roma şehrinde taç giymiş ve böylece yıllar boyu sürecek olan gelenek başlamıştır. Geleneğe göre artık bütün Katolik Kralları Roma şehrinde taç giyeceklerdir bu Roma şehrini bir kez daha önemli kılar, Avrupa’nın inanç merkezi haline getirir.

Şehir 1144’de bağımsızlığını ilan eder. Bu donemde Papa ve yerel güçler (feodal aileler) şehre hakim olmaya çalışırlar. Aralarında çıkan savaşlar sonunda Papa 14.yy’da Avinione’ye taşınır ve şehir halk tarafından yönetilmeye başlanır. Bir süre sonra olay tam tersine döner; Papa Roma’ya dönerek şehri kontrol altına almıştır. Bu dönem şüphesiz şehir için önemli bir dönemdir. Bu dönemde Stato Ponificio’nun  başkenti olan Roma sanat ve kültür olarak ileri bir düzeye gelir.

İlerleyen yıllarda Roma politik olarak gücünü kaybetse de sanat, kültür ve ticaret alanlarında gelişmeye devam eder. Bu durum 18.yy. Fransız Devrimine kadar devam eder. Papa’nın güç kaybetmesiyle şehir halk tarafından yönetilmeye başlanır ve cumhuriyet rejimi tekrardan kurulur.

Roma Anayasal Tarihi

Roma uygarlığı’nın insanlık tarihin en büyük katkıları insan hakları konusunda olmuştur. İnsan hakları kanunu sadece çıktığı dönemde Roma’da önemli olmamış peşine gelen tarihlerde önemini korumaya devam etmiştir. Gelişmiş ülkelerin önem verdiği bir konu olan insan hakları anayasal temeli oluşturmuştur. Roma anayasal haklara cumhuriyet döneminden beri önem vermiştir. Roma Anayasa Tarihi’ni 4 alt başlıkta inceleyebiliriz;

 Arkaik Dönem (M.Ö. 754 – M.O. 367):

754’de Romanın kurulmasından 367’deki Leges Liciniae Sextiae’nın (12 levha kanunu) ilanına kadar olan dönemi kapsamaktadır. Bu dönemde henüz insan haklarından bahsetmek mümkün değildir. Yedi tepe üzerine yerleşmiş aileler ve liderleri olan Patres’ler (Baba) birleşerek bir Rex (lider) altında toplanmaya karar verirler. Bu aileler ayni zamanda toprak sahibi olup Roma vatandaşıydılar. 367’de Plebei’lere (yönetilen sınıf) seçme ve seçilme hakkini veren 12 levha kanunları kaleme aldılar.

Klasik Dönem Öncesi (M.Ö. 367 – M.Ö. 27):

Bu dönem birinci Cumhuriyet dönemidir. Bu donemde üç farklı meclis bulunmaktaydı:

  1. Magistrature (Kanun Çıkaran Meclis)
  2. Asemble Popolari (Halk Meclisi)
  3. Senato

Klasik Dönem (M.Ö. 1.yy – M.S. 3.yy)

Bu dönemin ana olayı Antonio Caracalla’nin M.S. 212’de Roma’da yaşayan insanların hepsine vatandaşlık belgesi vermesidir. Yine ayni donemde, yargı alanında büyük değişiklikler yapılmıştır. Bu döneme kadar sadece tek olan yargıç sayısı ikiye çıkartılmıştır.Yargıç sayısının artmasıyla yabancılarında hakları korunmaya başlanılmıştır. Böylelikle sivil hayat oldukça gelişim göstermiştir.

Klasik Dönem Sonrası ( M.S.284-305 -M.S.527-565 )

Klasik dönem sonrası insan hakları ve 12 levha kanunları bir kenara atılmıştır çünkü artık bir imparatorluk olmuştur ve tek taraflı bir monarşi içermektedir.

Roma Mimari ve Sanatı

Roma şehrinden bahsedip sanattan ve mimari unsurlardan bahsetmezsek olmaz. Özellikle ilk yerleşim yıllarında Roma sanatı 1.yy boyunca Yunan ve Etrusk sanatının bir sentezini içermekteydi ve kendine özgü bir yapısı yoktu. Roma’nın kendine has bir sanat ve mimari akıma ulaşması ancak 2.yy ‘da oluşmuştur. Bu dönemdeki eserlerin birçoğu estetik kaygılardan ziyade rahatlığa ve kullanışlılığa önem veren yapılardı.

Roma önceleri Palatino tepesi üzerinde gelişen mimari daha sonra etrafında bulunan diğer tepelere doğru genişlemiştir. 4.yy’da Servius Surları ve daha sonrasında Aurelius Surları bu taraflara inşa edilmiştir. Cumhuriyet döneminde şehrin dokusu çok büyük bir hızla değişmiştir. Cloca Massima ve Basilica Emilia Foro Romano’nun inşa edilmesi bunlar birer örnektir.

Heykeltraşlık alanında Yunan esintilerini taklit eden Roma insanı hem rölyef hem de heykel alanında bir çok eser bırakmışlardır. Gotik dönemde (Orta çağ) nüfusu 50.000 insana kadar düşen Roma‘da sanat ve mimari büyük bir üretim sıkıntısına girmiştir. 10-11 ve 12.yy’larda şehir kültürel alanlarda tekrar gelişim göstermeye başlamıştır. Roma dönemi mimarisi; basit, sade ve mistik bir mimari olmaktan çıkıp yerini gotik stiline bırakmıştır. Santa Maria, Sopra Minerva, San Paolo, Santa Cecilia kiliseleri gotik mimariye örnektir.

Roma tekrar sanat ve ticaret merkezi olması 1400’lü yıllara kadar gitmektedir, özellikle 1400 sonrası Rönesans akımının oluşması dönemin bir çok ünlü sanatçısını Vatikana getirmiştir. Burada sanat eserlerini vermeye başlayan sanatçılar, Resim, müzik, heykel ve mimari alanında günümüze kadar ulaşan eserler ortaya koymuşlardır.

1500’lü yıllara gelindiğinde ise tam bir yükselme devri yaşayan Roma sanatı Rönesans’ın önemli isimleri olan; Raffaello, Michelangelo, Bramante, Giulio Romano, Baldasorre Peruzzi, San Gallo gibi sanatçılar kiliseler, meydanlar, saraylar ve yollar yapıyorlar. 1600-1700 lü yıllara kadar devam eden bu altın çağ 18. yüzyılda Barok etkileriyle birlikte değişime uğruyor.

Roma ve Mimari Yapıları

Santa Maria Maggiore Bazilikası

Tarihi Olan Şehirler Serisi: Roma

Bakire Meryem’e adanan en büyük kilise olan Santa Maria Maggiore Bazilikası 4. yüzyılda Bakire Meryem’in rüyasında kendisine görünmesinden sonra Papa Liberus tarafından yaptırıldı. Farklı mimari tarzların bir arada kullanıldığı, altın, mozaik ve mermerlerle süslü, ihtişamlı bir yapı olan Santa Maria Maggiore’un ince işçiliği de oldukça etkileyici. Ancak en etkileyici yanı kilisenin tepesinde yer alan piramit şeklinde olan ve Romanesk çan kulesi.

Kolezyum

 Antik Roma bölgesinin ilk yapıs ve kentin simgelerinden olan Colosseo Meydanında bulunan Kolezyum bir açık hava tiyatrosu olmasının yanı sıra geçmişte gladyatör dövüşlerinin düzenlendiği bir alan olarakta kullanılıyordu.

MS 72’de imparator Vespasian döneminde başlanan Kolezyum’un inşası ancak MS. 80 yılında imparator Titus döneminde tamamlanabilmiş. Asıl ismi Flavianus Amfiteatr olan ve elips şeklinde tasarlanan yapı, 50.000 oturan ve 10.000 ayakta seyirci kapasitesine sahip dünyanın en büyük arenası olarak geçiyor.

Arco di Costantino

Tarihi Olan Şehirler Serisi: Roma

Arco di Costantino (Constantine Takı), 1. yüzyıl yapısı olarak ilk Hristiyan İmparator Konstantin’in zaferini kutlamak amacı ile inşa edimiştir. Kolezyum ve Palatino Tepesi arasında yer alan yapı Roma içerisinde ayakta kalan tek tak. Diğer ünlü anıtlardaki kabartmalar sökülerek tak üzerine yerleştirilmiştir.

Sant’Angelo Kalesi, Tiber Nehri

Tarihi Olan Şehirler Serisi: Roma

Roma’nın önemli tarihi yapılarından biri olan Castel Sant Angelo, efsaneye göre baş melek Mikail kılıcını kınına sokarken mozolenin üzerinde görünerek ve o yıllardaki büyük veba salgınını sona erdirmiş. Adının verildiği kalede Mikail’in iki heykeli bulunuyor.

Kale aynı zamanda Melekler ve Şeytanlar filminin de geçtiği mekân. Vatikan Sarayı’na dek uzanan gizli geçişlerin bulunduğu ve papanın tehlike anında kaçış güzergâhı olarak inşa edildiği söylenen kale Ortaçağda bir dönem hapishane olarak da kullanılmış. 58 odadan oluşan ve Tiber Nehri kıyısına kurulan bu kale, zamanında Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan’ın da sürgün geçirdiği yılların bir kısmına ev sahipliği yapmış olduğu rivayet edilir.

Çok fazla Mimari yapı bulunduğundan bazılarını ele aldığım bu başlıkta, sizlere Romayı ve Tarihini anlatabildiysem ne mutlu bana. Tarihi Olan Şehirler Serisi: Roma başlıklı yazımızın sonuna geldik. Bizleri Instagram ve Twitter hesaplarımız üzerinden takip edebilirsiniz. Diğer içeriklerimize de göz atmayı unutmayın!

Kaynakça

tr.wikipedia.org

www.nkfu.com

www.merhabaroma.com

Sabahat ATLAN- Roma Tarihi Ana Hatları

Oğuz TEKİN-Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş


Furkan Sarıca
Çok gördüğü için ölürken yüzüstü gömülmek istenen kişi.