arama

Susamam

  • paylaş
  • paylaş
  • emptyset

Arınma gecesi… Evet, o gece; sansürlenen müzikle özgürce bağırabildiğimiz ve sorunlarımızı değerlendirdiğimiz geceydi. Aynı zamanda bu; ülkedeki adaletsizlik, şiddet, umutsuzluk, torpil, hayvanların canlarının para cezası kadar hafife indirgenmesi gibi rezilliklerin bizleri ne kadar rahatsız ettiğinin, zaten insan olan birinin de doğal olarak bunlardan rahatsız olacağını söylediği geceydi. Hala susanlar çoğunlukta olsa da…

Ama ben ülkede yanlış gördüğüm şeyleri hep söyledim, şimdi de söyleyeceğim. Çok fazla problem var ancak bir yerden anlatmaya başlamak gerek. Zaten tüm sorunların birbirini tetiklediğini göreceksiniz.

Mesela adaletten başlayalım. Gerçekten hangi adaletten başlayalım!? Susamam diyenleri içeri almakla tehdit edenden mi? Ergenekon diyerek 12 yıl Türkiye’nin en kıdemli yetkililerini içerde tutandan mı yoksa tacizcileri, tecavüzcüleri, katilleri serbest bırakandan mı? Yazanları hapse atandan mı, Atatürk’e hakaret edenleri serbest bırakandan mı? Peki bu Adalete Bakanlık kurulmuş olup bir de ona 17 milyar 78 milyon 73 bin lira vererek bu kararları yuhalamamızdan mı? Hangisini konuşursak konuşalım konuştuklarımızı duyuracak haberci olmamasından da yakınalım.

Bununla bağlantılı olarak “Kadın”dan konuşalım. Hani doğum yapamayacak olanların bu ülkede kadın olarak nitelendirilmediği kadın kavramından… Her ay sadece sayılar olarak gördüğümüz yitip giden kadınlardan ve topluluk içinde sesli gülemeyecek olanlardan.

Bir de kadın düşmanı kadınlar var, bazılarının feminist gruplarının başında olduğu. Onların yüzünden feminizmin eşitlik olamadığı. Bu olayın temeli; dört dalgadan oluşan feminizmde bir, iki ve üçüncü dalga kadın erkek eşitliğini savunurken bu baş feministçilerin bazılarının dördüncü dalga olan “kadınlar yüce erkekler köle” düşüncesini savunması yüzünden böyle.Ahlak bekçileri yüzünden de böyle. Kendi ahlakına dönüp bakmadan dönüp baksa bile başkalarınınkine karışamayacağını öğrenememiş bekçiler. Savunulacak yanları yok. Sözde kahramanlar…

Burada Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi gördüğü halde Ahlak’ı kavrayamayan topluluğumuz da ortaya çıkıyor. Çünkü o derslerden sırf 100 alabilmek için ahlakın değil, hangi Surenin ne zaman okunacağını ezberlemekle uğraşan nesiller geliyor.

Sonra bu nesiller oy kullanıyor. Oy kullanırken onlara karışan  bazı müftülüklerle karşılaşıyorlar. Çünkü o müftüler, o imamlar gösterdikleri yönde oy kullanmayanları cehenneme gitmekle tehdit ediyorlar. Bütün o öğrendikleri tarih dersleri, ezberlerindeki laiklik kavramı da böylece ellerinden kayıp gidiyor.

Kayıplardan zarar gördükçe ayılmaya başlıyorlar. Devletçiliğe bakıyorlar. Ama fabrikalar zaten satılmış durumda.Halkçılık arıyorlar ama torpili olanın önde olduğunu görüyor ve halkta eşitlik olmadığını anlıyorlar. Milliyetçiliğe faşizm deniyor sokaklarda bazı aydınlar(!) tarafından. Aydınların ışığını bekleyen gençler bu zihniyetle birlikte karartılıyor. İnkılapçılık deseler daha uzay çalışmalarına başlayamıyoruz.

Son bir kalesi kalıyor tarih derslerinin: Cumhuriyetçilik. Ama seçtiğimiz iktidar görüşlerimizi sormuyor. Muhalefet zaten kendini bilmiyor. Halkı temsil eden adamlar on beş bin lira alıyor lüks araçlara biniyor ama temsil ettiği halk asgari ücretle kendini doyuramıyor. Bu durum ne kadar temsiliyse !!

Tarih dersleri de böylece hikayelerin anlatıldığı bir ders oluyor. Matematik,fizik,biyoloji ve kimya ezberi kuvvetli olana yarıyor. İngilizce seviyemiz ortada..Bu kendine yararı olmayan sistem sonrası sınava girenler de atanamıyor.

Bunun sonucu olarak ekonomik kriz baş veriyor. Çalışan toplum yok, olanlarda işsiz bırakıldığı için ithalat artıyor. “Ne mutlu Türk’üm diyene!” demek tüm bunlar sonunda bile hala içinde umut kalanların dilinden de alınıyor. Bu ülkede insanlar bunlarla uğraşıyor. Hayvanların uğraşları ise canlarını kurtarmak gibi bir soruna dayanıyor.

Peki çözüm olarak ne bulundu tüm bu yaşananlara? Hadi ondan da bahsedelim. Mesela ilk önlem sigara alkole sansür eklenmesi oldu. Sonra Suudi Arabistan’da bile serbest olan platformlara sansür getirme fikri de eklendi. Ama sorun şu ki bu sorunlarımızın biri bile azalma göstermedi. Aksine arttı. Yapılanlar yapılacakların teminatı olur tüm ülkelerde. Bizde de öyleyse bu anlattığım hayatlarda tek değişecek şey yemek programlarının kanalları olacak.

 Görüşleriniz birbirinden farklı olsun ama fikriniz artık bir olsun. Çünkü olmadığı takdirde bunları aşmak mümkün değil. Hepimiz ses çıkarmadığı sürece çıkardığımız ses güçsüz ve kesilebilir. Hangi partiyi desteklediğinizin önemi yok. Bu ülkede biz seçtiklerimizin değil onlar bizim düşüncelerimizi savunmalı. İktidar bize sormalı, muhalafet bizi savunmalı. Bunları yapmak için de halk dayanışmalı,kimse fikrini söylemekten kaçınmamalı. Ben kaçınmayacağım, onlarda tüm tehditlere rağmen kaçınmayacak. Çünkü bizlere İstiklal Marşı’nda “Korkma!” dendi ve Atam Nutuk’unda ülkeyi bizlere emanet etti. İşte bu yüzden de susmam, susamam.