the mandalorian star wars

Star Wars İçin Yeni Bir Umut: The Mandalorian

Merhabalar! The Mandalorian dizisinin ikinci sezonunun sona ermesinin ardından bu dizinin Star Wars için öneminden bahsettiğim bir yazı hazırladım. Yazıda SPOILER BULUNMAMAKTADIR.

The Mandalorian Öncesi Star Wars

Orijinal Star Wars üçlemesi olarak bildiğimiz 1977-1983 yılları arasında çıkan filmlerin üzerinden yaklaşık 40 yıl geçti. O zamandan bu yana altı adet film, çeşitli kitaplar, oyunlar, çizgi romanlar, animasyon dizileriyle karşılaştık. Kitapları, oyunları, çizgi romanları ve animasyon dizilerini bir kenara bırakalım çünkü içlerinden gerçekten iyi olanları, bizim aradığımız Star Wars ruhuna yakışan eserler var. 1999-2005 yılları arasında çıkan öncül üçleme, yani Phantom Menace, Attack of the Clones ve Revenge of the Sith filmlerini beğenen çok, beğenmeyen çok. Küçük yaşlarda Star Wars‘la tanışan ve hayranı olan birisi olarak bu filmleri izlediğim zaman genellikle keyif almıştım ve hala daha alıyorum. Ama öncül üçlemede hep bir eksiklik hissederim. O eksiklik orijinal Star Wars‘da aldığım hissiyatın, filmlerin ağırlığının eksikliği.

the mandalorian star wars
Orijinal Star Wars Üçlemesi

Ne var ki 2012 yılında Disney şirketi Star Wars‘un haklarını satın aldı ve bizlere asla unutamayacağımız bir travma yaşattı. Star Wars demeye bin şahit isteyen yeni filmler 2015-2019 yılları arasında seyircinin karşısına çıktı. Force Awakens, The Last Jedi ve The Rise of Skywalker serinin yeni üçlemesini oluştururken, Rogue One ve Han Solo yan filmler olarak çıktı. Bu filmlerin arasından bir tek Han Solo‘yu izlemedim, filmle ilgili hiçbir fikrim yok ve öğrenmek istediğim de pek söylenemez. Fakat bu yeni üçleme o kadar kötüydü ki gerçek anlamda hayranları Star Wars‘a küstürmeyi başardı. Her filmi izledikten sonra “bundan daha kötüsünü yapamazlar” diye düşünmüştük ki yanıldık; her defasında daha kötüsünü yapmayı başardılar. Hatta bu filmleri seyirciyle dalga geçercesine kötü yaptılar ki, bizim Star Wars‘a olan inancımız hepten yok oldu; ta ki The Mandalorian‘a kadar.

40 Sene Sonra Gelen Star Wars

Daha önce de dediğim gibi kitapları, oyunları, çizgi romanları ve animasyonları bir kenara bırakırsak yaklaşık 40 yıldır gerçekten aradığımız bir Star Wars eseri çıkmamıştı. The Mandalorian ise bu eksikliği nihayetinde bitiren bir dizi oldu. Ve ilginç olan kısım ise bunu aslında çok basit bir şekilde yapması. Basit demekten kastım, işin içine devasa hikayelerin, olayların girmemesi, bunun yerine daha sıradan ve daha tek düze ilerleyen bir hikaye görmemiz. Bununla ilgili yazının devamında tekrar bahsedeceğim.

the mandalorian star wars
The Mandalorian

Şimdi asıl soru şu: bu zamana kadar bunu yapmayı neden kimse düşünmedi? Yıllardır koca evreni yüz milyonlarca dolar harcayarak sadece “Skywalker” isminin etrafında hapsettiler. Onca kaliteli yazar ve yönetmen varken J. J. Abrams, Rian Johnson gibi kalitesiz yazarlarla, sinemacılarla çalıştılar. Star Wars‘u altın yumurtlayan tavuk yerine koyup, içinden sevdiğimiz ne varsa çıkarmaya çalıştılar. Ve günün sonunda yüz milyonlarca dolar harcayıp çektikleri filmlerden çoğu kişi nefret etti. O filmlere nazaran düşük bütçeyle çektikleri The Mandalorian‘ı ise hiç Star Wars izlememiş olanlar bile hayranlıkla izledi.

Bir Uzay Western’i

MCU‘nun önde gelen isimlerinden olan Jon Favreau ve Clone Wars, Rebels gibi Star Wars animasyon dizilerinden tanıdığımız Dave Filoni bir araya gelerek The Mandalorian dizisini yarattılar. Bu dizinin en önemli özelliklerinden birisi “western” türünün özelliklerini taşıyor olması. Bu ikili belli ki bu türe aşina insanlar ve izledikleri western filmlerinin ve dizilerinin The Mandalorian‘a çok büyük katkısı oluyor. Dizide Sergio Leone ve Sergio Corbucci gibi spaghetti western yönetmenlerinin işlerinin yansımasını büyük ölçüde görebiliyoruz. Benim fark ettiğim bir benzerlik olarak, 1958-1963 yılları arasında Amerikan televizyonlarında yayınlanan The Rifleman isimli western dizisi dikkatimi çekiyor. The Rifleman çocuğuyla birlikte çeşitli zorluklara sırt geren, idealleri olan bir kovboyu anlatıyor. İkilimiz bu diziyi izlemişler midir bilmiyorum ama her iki dizide de benzer tatları aldığımı söylemem gerek.

the mandalorian star wars
Baby Yoda ve Mando

Orijinal Star Wars filmlerinin temelinde (özellikle A New Hope) hep bir western teması yatar. Bu diziyi sevmemizin en büyük sebebi de bu tema altında, yalnız ve idealleri olan bir kelle avcısını anlatıyor olması. Dizinin hemen hemen her bölümü birbiriyle çok da fazla bağlantısı olmayan bölümlerden oluşuyor. Mando yeni bir gezegene gider, yeni karakterle tanışır, yeni görevler peşinde koşar. Star Wars‘la ilgili en çok sevdiğimiz şeylerden biri evrenin büyük olması. Fakat asıl ilgimizi çeken şey böylesine büyük bir evrende tanıklık ettiğimiz küçük olaylar, küçük yaşantılar. Örneğin 2×1‘de daha önceki filmlerde de basma kalıp bir şekilde gördüğümüz, çöl halkı olarak bilinen Tusken Raider‘ların kültürünü öğrendik. Demek istediğim Star Wars‘tan beklentimiz bize büyük büyük hikayelerin, karakterlerin, olayların anlatılması değil; aksine daha basit, daha kendi ayakları üstünde duran şahsına münhasır hikayelerin anlatılması.

Yeni Bir Umut: The Mandalorian

The Mandalorian hem Star Wars için, hem de serinin hayranları olan bizler için yeni bir umut oldu. Beklediğimiz, yıllardır ekranlarda görmek istediğimiz Star Wars eseri oldu. Seriye küsen hayranları tekrar umutlandırdı ve yeni çıkacak Star Wars içeriklerini merakla beklememizi sağladı. Bu diziyi yapan Jon Favreau ve Dave Filoni‘den hepimizin beklentisi yüksek. 3. sezondan da diğer iki sezonda gördüğümüz kaliteyi görmeyi beklediğimiz gibi, bu ikilinin vizyonundan çıkacak diğer Star Wars eserlerini de merakla bekliyoruz.

“Star Wars İçin Yeni Bir Umut: The Mandalorian” yazımızın sonuna geldik. Okuduğunuz için teşekkürler. Bizleri Instagram ve Twitter hesaplarımız üzerinden takip edebilirsiniz. Diğer içeriklerimize de göz atmayı unutmayın!