Sosyal Medya ve Esir Aldığı Hayatlar

Sevgili okurlar, herkese esenlikler. Yazılarımı okuyanlar az çok anlamıştır ki giriş kısımlarında pek iyi değilim. Açıkçası ne diyeceğimi bilemiyorum, o nedenle yine klasik bir giriş yaparak halinizi hatrınızı soruyorum ve bu yazımda neleri tartışacağımızı söylemek istiyorum. İyi olduğunuzu farz ederek izninizle konuma geçiyorum. Biliyorsunuz ki artık hayatımızda sosyal medya denilen bir gerçeklik var ve biz bu gerçekliğe ayak uydurmaya çalışıyoruz. Peki bunda ne kadar başarılıyız? Sosyal medyayı biz mi kontrol ediyoruz yoksa biz mi sosyal medyanın kontrolü altındayız? Şimdi birlikte bunlara göz atalım.

Sosyal Medya – “Anne” Diyemeyen Bebek “Telefon” diyor!

Son zamanlarda dikkatimi çeken ve beni oldukça rahatsız eden bir durum var. Yetişkinlerin elindeki telefon kadar bebeklerin de elinde telefon var. Çevrenize bir göz atın. Ama çok uzağa dalmanıza gerek yok. Komşunuza, hatta kendi ailenize bakın. Daha birkaç aylık olan bebek ağlamaya başladığında yemek yemesi için oturtulan bebeğin önüne telefon yan şekilde koyulur ve çocuk adeta hipnoz olmuş bir şekilde ağzını açmaya başlar. Ne yediğini anlıyor, ne de etrafında olup bitenin farkına varıyor. Çünkü gerçekten de tam anlamıyla beyninde ”hipnoz” olayı gerçekleşiyor. Düşünün ki dört beş aylık bir bebek henüz daha anne baba diyememişken, hatta anne babasının bile tam anlamıyla farkında değilken beyni bağımlı gibi telefonun farkına varıyor. Yemek yemeyen ”bebeğimiz” telefonla yemek yemeye başlıyor, artık ağlamıyor, ağzını aç diyoruz ve de açıyor. E bu durum da tabii annelerin işine geliyor. Ağlamayan ve anında yemek yiyen bir bebek! Tıpkı bir robot gibi. Bu da anne için daha fazladan oturup dedikodu vakti demek.

sosyal medya

Bir süre sonra fark edersiniz ki o bebeğin elinden telefonu aldığınız zaman bebek adeta öfke krizlerine girmeye başlıyor, ellerini kollarını birbirine vurmaya başlıyor, çığlık çığlığa ağzındaki yemekleri tükürmeye başlıyor. Fakat annemiz tekrar telefonu getirip bir çizgi film açtığı zaman birden bebeğimizin beyni uyuşup tekrar eski ”sakin’‘ halini almaya başlıyor. İşte bilim insanları bu durumu ”bağımlılık” olarak açıklıyor. Tıpkı uyuşturucu ve alkol bağımlılığı gibi bebeğin beyni de artık telefona bağımlı olmaya başlıyor. Beynin kimyası tıpkı bağımlılar gibi sinyal göndermeye çalışıyor ve adeta yoksunluk krizleri çekmeye başlıyor. Yani çok değerli anne babalarımız çocuklarının ağlama seslerini duymamak için çocuklarını birer bağımlı yapıyor. Hiçbiriniz çocuğunuzun eline uyuşturucu vermezsiniz değil mi? Peki neden bebeklerinizin minik gözlerinin baktığı telefonu sizin parmaklarınız tutuyor?

Sosyal Medya – Çocuklarda başka ne gibi hastalıklara yol açıyor?

  • Hiperaktivite Bozukluğu: Bilim insanları bebeklik çağında özellikle de 0-3 yaşlarında telefon kullanımına maruz kalan çocukların hiperaktivite bozukluğu yaşayacağını belirtiyor. Çünkü bebekliğinden beri yalnızca telefondan gelen sinyallere odaklanan beyin, diğer tüm seslere ve odak noktalara karşı kendini kapatıyor. Bu nedenle dikkat eksikliğini kendini beraberinde getiriyor. Birkaç saniyeden fazla bir şeye odaklanamayan çocuğumuzda bu durum ilerledikçe hiperaktivite bozukluğuna dönüşüyor.
  • Konuşmada Gerilik: Son zamanlarda ”benim çocuğum az konuşuyor, neden konuşmuyor?” diye söylenen anne babaları çok duymuşsunuzdur. Sizce de teknolojiyle birlikte bunun da hızla artması tesadüf mü? Elbette değil. Yapılan araştırmalar sonucunda yine telefonla çok fazla uğraşan çocuklarda konuşmada gerilik meydana geldiği saptanmıştır.
  • Ruhsal Bozukluklar, Öfkeyi Kontrol Edememe: Bunun olmaması zaten kaçınılmazdı. Henüz birkaç aylıkken bile bir bağımlıyla aynı mantık sinyaliyle çalışan beyin bebek büyüdükçe artık belirtileri daha fazla göstermeye başlıyor. Bu durum içine kapanıklık, saldırganlık, öfkeyi kontrol edememe olarak ortaya çıkıyor. Ve uzman pskiyatristler telefon, tablet karşısında büyüyen hemen hemen her çocukta bunların ortaya çıktığını söylüyor.
  • Boyun fıtığı ve Kamburluk: Eskiden, bu hastalıklar tıpta otuz yaş üstü insanlarda görülüyordu. Hatta hastanelerde mr sıralarında genellikle kırk yaş üstü insanlar olurdu. Fakat uzmanların yaptığı araştırmalar bu yaşın 9-10 aralığına kadar düştüğünü söylüyor! İnanabiliyor musunuz? 9-10 yaşındaki bir çocukta fıtık ve kamburluk çıkma riski kırk yaşındaki bir insanla artık aynı seviyede. Ve bu korkunç gerçek tüm dünyadaki çocukları etkisi altına alıyor. Örnek vermek gerekirse Hollanda’ da eskiden çocuklarda boyun ve sırt ağrısıyla doktora giden çocukların sayısı bir elin parmakları kadarken şu anda bu sayı %40 oranında artmış!

Fizyoterapist Maurice Blom kafa ağırlığımızın yaklaşık olarak 5 kilo olduğunu söylüyor ve tablet, telefon gibi cihazları kullanırken sürekli aşağı bakarak bir baskı oluşturduğumuzu belirtiyor. Bu da boyun fıtığı ve kamburluk gibi hastalıkları inanılmaz hızlı şekilde artırıyor.

sosyal medya

Bilim İnsanı Değil; Fenomen Olmak İstiyorlar

Hepimizin elinde ”akıllı” telefonlar mevcut. En azından birkaç binlik bilgisayarlarımız var. Bir şekilde hepimiz YouTube, Instagram, Tiktok gibi sitelerin adını duyuyoruz. Hatta çok ilginçtir ki oralardan izlemediğimiz, takip etmediğimiz bir çok ”fenomen” arkadaşın isimleri ezberimizdedir. Buna karşın ödül kazanmış bilim insanlarımızın, ülkemizi birkaç dalda temsil etmiş sporcularımızın isimlerini eminim birçoğumuz hatırlamıyoruz. Hatta bilmiyoruz. Beş yaşındaki bir çocuk bu fenomenleri kendinden bile iyi tanıyor. Henüz tam anlamıyla konuşmamış iken, arkadaşlarıyla kuvvetli ve güzel iletişim kuramazken ( bunun sebeplerini yukarıda anlattım) bu tanımadığı insanlara hayranlık duyuyor. Ve böyle büyüyor. Öyle olmak istiyor. Tek hayali daha iyi bir telefon, daha iyi bir giysi, tadını bilmediği o yiyecekler, hiç gitmediği o bilmem kaç yıldızlı otelde tatil yapmak istiyor. Günün birinde tıpkı o fenomenler gibi arabaya, eve sahip olacağına, onlar gibi bir hayat yaşacaklarına o kadar inanıyorlar ki artık kendi hayatlarındaki her şeyden tiksinir hale gelip sürekli yeni istekler belirtiyorlar.

Ve tabii bu isteklerin ardı arkası kesilmiyor. Gün geçtikçe okula olan istekleri azalıyor. Zaten eğitim sistemimiz biz gözümüzü açıp kapayana kadar değişiyor. Çocuk, doğduğundan beri telefonla haşır neşir büyümüşken daha iyi bir telefon hayaliyle günlerini geçiriyor. Asla bir kitap hediyesi hayali kurmuyor. Hatta bu çocukların artık hayalleri bile olmuyor. Çünkü hayal dünyaları birkaç santimlik kutuların içinde sıkışıp kalıyor. Ve koskoca bir nesil yok olup gidiyor. Daha asabi, daha gergin anne babaların tabiriyle ”daha terbiyesiz çocuklar ” sardı etrafımızı. Peki bu manzaranın ressamı kim? Fırça kimin fırçasıydı? Bunları sorgulamak lazım artık.

sosyal medya

Şikayet eden çok ama…

Her anne baba ” bırak şu telefonu elinden ” diyor artık çocuğuna. İş işten geçmiş oluyor ama. Doğduğundan beri beynine sinyalleri kaydeden çocuğunuz artık bir bağımlı durumda. Ve bunun en büyük mimarı sizsiniz sayın büyüklerimiz. Çocuklarınızla ilgilenmediğiniz, onlarla koptuğunuz her saniye, ağlamasın diye eline verdiğiniz o telefonlar o tabletler, birkaç yere tıkladı diye ” bak nasıl da akıllı benim çocuğum ” diye övündüğünüz o birkaç işlem evladınıza ufak ufak verdiğiniz zehirden başka bir şey değil. Birden bire gökten zembille inmedi bu yeni nesil. Onları yetiştiren sensin, benim, bizleriz. Her şey değişebilir, bir şeyleri değiştirebiliriz. Umarım sizler için açıklayıcı bir yazı olmuştur. Ve umarım çevrenizdeki insanları uyarmayı denersiniz. Değişime en yakından başlamaktan çekinmeyiniz. Çünkü bu çocuklar bizim, bu gelecek bizim geleceğimiz!

Sosyal Medya konulu yazımızı umarız beğenmişsinizdir. Diğer içeriklerimize göz atmak için buraya tıklayın. Ayrıca, bizi Instagram ve Twitter üzerinden takip etmeyi unutmayın!