eğitim felsefesi

Sokrates’in Eğitim Felsefesi Ve Yaratma Cesareti

GİRİŞ

Bir filozof ile çağı arasında; yaşlı ve genç arasındaki gibi bir ilişki vardır. Çağın insanı filozofa göre her zaman daha toy ve bilgisizdir. Antik Yunan’da yaşlı olanlar Sokrates, Platon, Aristo gibi isimlerken genç ve toy olanlar Meletos, Anytos ve Lykion gibi isimlerdi. Burada genç olan çağı ve geçmişten gelen gelenekleri Prokrustes haydudunun yatağı olarak düşünürsek yaşlı olan ve Atinalıları soru yağmuruna tutan, onlar üzerinde bir at sineğinin yarattığı rahatsızlık kadar bir etki yaratan Sokrates’i de bu yatağa yatırılmış kurban olarak düşünmek yanlış olmaz.

EĞİTİM FELSEFESİ

Felsefenin Antik Yunanda önemini en çok hissettiren dallarından biri eğitim felsefesi olmuştur. Eğitim felsefesi öğretmenin yargı ve değerlerini belirleyen diğer tarafından da verilen eğitimle neyin amaçlanması gerektiğini sorgulayan konuları ele alır. Eğitim kimi zaman ahlakla iç içe geçmiş ve demokrasinin gerçekleşmesini sağlayacak bireyler yetiştirmek için görev üstlenmiştir. Antik Yunanda insanlar bunu genel olarak gelenek, görenek ve adetleri koruyarak yapılması gerektiğini savunmuştur. Antik Yunanda din ile eğitim arasında etkili bir ilişki vardır. Yunanlılar, tanrıların kaprislerini, hırslarını konu alan ve bunlar üzerinden örnekler yaratarak bir sistem kurmuşlardır. Bu sistem kimi zaman yasaları düzenlemek için kimi zamanda demokrasiyi yerine getirecek fertler yetiştirmek için kullanılmıştır.

Eğitim felsefesinin temelinde “Nasıl bir insan yetiştirmeliyiz?” sorusu yer alır. Bu sorunun karşısına biz “Ne için insan yetiştirilmeli?” sorusunu çıkartıyoruz. Bu soruya vereceğimiz cevap yetiştirilmekte olan öğrencinin süregelin değer ve yargıları, sosyal ve politik düzeni koruyup muhafaza etmesi gerektiğini mi yoksa yeniden üretmek, dönüştürmek isteyip isteyeceğini belirler.

İnsan doğduğu andan beri belli kalıplar içinde şekil alan bulunduğu coğrafyanın kültürüyle mayalanan bir varlıktır. Eğitim felsefesi bizim bu varlığa nasıl bir yöntemle kendisinin mimarı olması, yeteneklerinin farkında olması, kendi sesini duyabilmesi için yöntemleri sağlar sorgular ve geliştirir.

Eğitim felsefesi tarafından çok uzun bir zamandan, en azından ünlü Yunan filozofları Sokrates ve Platon’dan başlayarak iki bin beş yüzyıldan beri konu edilen eğitimin kapsamı içinde yer alan, onu bir şekilde belirleyen pek çok unsur vardır. Bunların en başında da hiç kuşku yok ki öğrenci ya da eğitilen insan, öğretmen veya eğiten kişi, öğretim içeriği veya müfredat, eğitim faaliyetinin kendisi ve amaçları, eğitim yoluyla kazandırılan değer ve tutumlar gelir. Buradan da anlaşılacağı üzere, tıpkı felsefenin epistemoloji, ontoloji, etik ve siyaset felsefesi türünden teorik ve pratik dalları olması gibi, eğitim felsefesinin de epistemolojik, ontolojik, etik ve politik boyutları vardır. Daha şimdiden öğrenci ve öğretmenin kendileriyle, bu ikisi arasında kurulan ilişkinin mahiyetinin eğitim felsefesinin varlık veya ontolojik boyutunu meydan getirdiği söylenebilir. Başka bir deyişle, eğitim ilişkisi içinde bulunan öğretmenlerle öğrenciler ve bu ilişki arasında kurulan eğitim ilişkisi, eğitim felsefesinin ontolojisini oluşturur. Eğitim felsefesinin elbette bir epistemolojik boyutu vardır. Nitekim eğitim faaliyeti sırasında öğrenciye kazandırılan bilişsel alışkanlıklarla öğretilen bilgi, bu çerçeve içinde gündeme gelen öğrenme teorileri, eğitici kişi tarafından kullanılan öğretim yöntemleri, onun bilgiyle ilgili yönünü ya da epistemetolojik boyutunu belirler.

İnsanın kendisinin farkında olabilmesi için şarttır. İlk çağın önemli figürlerinden olan Sokrates’in hem yaşam için hem de eğitim için söyledikleri öğrencilerinin yazıya geçirmesiyle günümüze kadar  ulaşmıştır. Sokrates sadece hayatın anlamını değerini ve ne için var olduğunu sorgulamammış bunun yanında eğitim hakkında bazı yöntemlerde dile getirmiştir.

SOKRATES’İN YARATMA CESARETİ

Sokrates öğretmez öğrenir ve gerçeği arar. Kendisinden fazla bileni bulmak onu sevindirir. İnsanların bir şeyler bilmesine veya kendi deyimiyle saf katıksız olan bilgiyi doğurmasına yardımcı olur. Bunu yaparken bir ebe veya tanrı edasıyla yapar. Bunu yapabilmesini hiçbir şey bilmemesine mal eder. Atina sokaklarında dolaşırken insanları soru yağmuruna tutar ve onları bildiklerini sandıkları şeyler konusunda şüpheye düşürür. Bu durum ilerleyen zamanlarda Atinalıları rahatsız etmeye başlamıştır bu yüzden kendisini bir at sineğine benzetmiştir. Atinalıların bu durumdan rahatsız olmasının nedeni Sokrates insanlara, tanrılara bel bağlamak zorunda olmadıklarını, onların sinirlerine, kaprislerine göre kaderlerine yön vermelerinin yanlış olduğunu, insanın amacının bireysel olarak olgunlaşmak ve sorumluluk alması gerektiğinden sürekli bahsetmesidir. Sokrates’i böyle davranmaya iten olay Delphoi tapınağı ziyaretidir.

Delfi Dağlarında antik Yunan için yüzyıllar boyunca büyük önem taşıyan bir tapınak ayakta durmaktadır. Yunanlılar tapınaklarını güzel yerlere oturtmak konusunda dehaya sahiptirler, ancak Delfi, bir yanında sarp arazinin içinde uzanan upuzun bir vadi, diğer yanında Korent körfezinin koyu yeşil mavisiyle özellikle göz kamaştırıcıdır. İnsan tapınağın doğasına pek uyan görkemlilik karşısında o anda azamet ve huşu duygusuna kapılıyor. Yunanlılar kaygılarını karşılamak üzere buradan yardım aldılar. Bu tapınakta Apollon, kaotik arkaik çağdan klasik zamanlara dek ayinci – kadınları yoluyla öğütler verdi. Sokrates de, o zamandan beri psikoterapinin mihenk taşı olagelen meşhur “Kendini bil” deyişini orada, tapınak girişinin hol duvarında kazınmış olarak bulmuştu.

Platon’un kaleme aldığı Sokrates’in Savunmasından anlaşılacağı üzere; Sokrates’in eski bir arkadaşı bir gün Delphoi tapınağını ziyarete gider. Gittiği gün Delphoi baş rahibi Pythia’ya şu soruyu sormaya cesaret eder “Sokrates’ten daha üstün bir bilge var mı?Pythia bu soruya Sokrates’ten daha bilge kimsenin olmadığı yanıtını verir. Sokrates de bu yanıtı her zaman yaptığı gibi kendi içinde karşıtlarıyla çarpıştırarak soru yağmuruna tutar.

“Tanrı ne diyor ve (böyle diyerek) neyi kastediyor? Ben kesinlikle bilge olmadığımın farkındayım. O halde tanrı neden dünyanın en bilge insanı olduğumu söylüyor? Yalan söylemediği kesin çünkü öyle bir şey mümkün değil.”

Daha sonra Sokrates kendini bilge sayan bir siyasetçinin yanına gider. Onu da sorularıyla araştırmaya koyulur. Kendisine ve halka bilgili gözüken bu adamında bilge olmadığı kanısına varır. Siyasetçiyi bilge olmadığına ikna etmeye çalışırken hem onu hem de çevresindekileri kendine düşman eder. “Oradan uzaklaşırken kendi kendime; ben bu adamdan daha bilgeyim! diye düşünüyordum. Göründüğü kadarıyla ikimizde güzellik ve iyilik hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. O, hiçbir şey bilmediği halde bir şeyler bildiğini sanıyor, oysa ben hiçbir şey bilmediğimi bildiğim için, az da olsa ondan daha bilgeyim sanırım.

Sokrates daha sonra Apollon ‘un emri olarak gördüğü bu görevi veya kehanetin doğruluğundan emin olmak istemesinden dolayı kendini deyimiyle “kendini bilge sananlara” gitmeye devam etmiştir. Bu şekilde devam etmesi ona karşı düşmanlık besleyenlerin sayısını fazlasıyla arttırmıştır.

Tanıştığı araştırdığı insanlardan ona daha bilge gözüken kesim alçakgönüllü ve sağ duyulu olanlardı. Kendini bilge sanan ve yetersiz olarak gördüğü kesim ise en ünlüler olmuştur. Ozanlar içinde bu şekilde düşünen Sokrates onların ilahi bir vecd ile kendilerinden geçtiklerini yazdıkları şiirlerin farkında olarak yazmadıklarına kanaat getirir. Şiir yazma sanatı yüzünden kendinden emin tavırlarla bilge gözüken ozanların da Sokrates kendinden üstün olmadıklarını dile getirir.

Daha sonra zanaatçılara giden Sokrates buradaki insanların bir şeyler bildiklerine kanaat getirir ama bu bildikleri şeylerin diğer alanlarda onlara bilgi kattığını düşündükleri için onları da ozanlarla aynı kefeye koyar. Çevrede dedikodular fazlasıyla birikir hatta bu söylentiler idam mahkemesinde bile onu rahat bırakmayacaktır. Sokrates bu durumu şöyle ifade eder; “Bana hüküm giydirecek olan suçlarım değil, söylenti ve dedikodudur.

Sokrates’in bu şekilde kendilerini bilge sanan insanları araştırıp bulması daha sonra onları bilge olmadıklarına karşı ikna etmesi çevresinde adının “bilgeye” çıkmasına sebep olmuştur. Sokrates her defasında bir şey bilmediğini söyleyerek sadece ebe rolüyle karşısındakinin içindeki özgün bilgiyi doğurtmaya çalışması onun konuştuğu her halanda bilge sahibi olması gibi bir duruma yol açtı. Ama Sokrates her defasında “Ey insanlar aranızda en bilge kişi Sokrates gibi bilgeliğin hiçbir değeri olmadığını bilen kişidir.Apollon bir buyruğuymuş gibi hatırlatarak, yaptığı işi Atinalılar gözünde meşrulaştırmak istemiştir. Sokrates’in burada yaptığı Wachowski Kardeşler’in yapıp yönettiği The Matrix filmindeki Neo’nun her zaman özel olmasını ret etmesi gibi Sokrates de bilge olmasını reddetmiştir. Onu insanların en bilgesi yapanda budur tıpkı Neo’nun bunu reddetmesi gibi iki karakterde bir daiomonsimeon durumu söz konusudur.

Sokrates’in bu yöntemiyle ele aldığı konular genel olarak doğru bir sonuca ulaşmaya yetecek bilgiye zaten sahip olduğumuz, ama kafa karışıklığından ya da çözümleme yoksulluğundan ötürü bildiklerimizi mantıksal olarak en iyi şekilde kullanamadığımız konulardır. “Adalet nedir?” gibi bir soru, Platoncu bir diyalogda tartışmaya son derece uygundur. Hepimiz “adil” ve “adaletsiz” sözcüklerini özgürce kullanırız ve onları kullanma şeklimizi inceleyerek, kullanıma en uygun tanıma tüme varım bir biçimde ulaşabiliriz. İhtiyaç duyulan tek şey, söz konusu sözcüklerin nasıl kullanıldığının bilgisidir; ama soruşturmamı bittiğinde, etik konusunda bir keşif değil, yalnızca dilsel bir keşif yapmış oluruz.

Bilmediklerimizin ne kadar olduğunu bilmek gerçek olgunluktur. Sokrates’in tartışmalarıyla ulaşmak istediği sonuç insanın kendisini gerçekleştirmesi ve iyi olan bilgiye ulaşmasıdır. Sokrates’in ulaşmak istediği bilgi onu mutluluğa iyiye götüren bilgi olmalıdır. İnsanı bu yolda götüren ise neyin iyi neyin kötü olduğunu bilmesidir. Bunu ayırt edebilmek insanın cahil veya erdemli olup olmadığını gösterir. Buna göre iyinin ne olduğunu bilen iyi şeylere yönelecektir. Her davranışının farkında olacak ve bunları yaparken iyiyi baz alarak yapacaktır. Sokrates bu durumun tam tersini bilgi eksikliğinden doğan kötülük olarak görmüştür.

Sokrates konuşmalarını yaparken başkalarıyla birlikte bir eğitim sistemi yaratmaya koyulmuştur. Bunu gerçekleştirirken de özgün fikirlerini inatla söyleye gelmiştir. Çünkü kendi varlığını ortaya koyamadığı zaman hem kendine hem topluma ihanet etmiş olabileceğinin farkındadır. Ona göre bütüne katkıda bulunmamak suçtur. “Courage (cesaret) sözcüğü, kalp anlamına gelen Fransızca sözcük caeur ile aynı kökten gelir. Kalbin kollara, bacaklara ve beyne pompaladığı kan ile tüm diğer organlara kazandırdığı işlev gibi cesaret de tüm psikolojik erdemleri olanaklı kılar. Cesaretin yokluğunda diğer değerlerden, çürüyen erdem müsveddeleri olarak söz edilebilir.” Cesaret bütün erdemleri olanaklı kıldığı gibi bilgini gerçekleşmesini ve kendine yer bulabilmesini de sağlar. Sokrates’in burada gösterdiği cesaret eğitim felsefesine büyük bir katkıda bulunmasını sağlamıştır. Eğitimim idealist yönün büyük bir kısmını oluşturmuştur.

Sokrates’i ölüme taşıyan suçlamalar; tanrıları inkar etme ve yenilerini tanıtması. İkinci sebep ek olarak yanında gençleri yozlaştırma suçunu da getiriyordu. Bunların yanında Aristophanes’in oyunlarında Sokrates’i gülünç duruma düşürerek anlatması halk üzerinde bir etki yaratmış olabilir. Tiranlar Sokrates’in, gençlerle konuşmasını yasak ederler. Uyarılara kulak asmayan Sokrates, yargıç karşısına çıkartılır. Her zaman olduğu gibi sözlerini süslemeye uğraşmadan basit konuşur. Suçlamalar karşısında merhamet dilemez. Doğruluğun savaşta da mahkemede de yerinden ayrılmamak olduğunu savunur. Buradaki duruşuyla ve savunmasıyla insanlığın ilerlemesine katkıda bulunmuştu.

İnsanların doğayı değil içlerini dönüp ruhlarını araştırmasını istemiştir. Bu yöntemleriyle beraber Sokrates sadece çağını değil kendisinden sonra gelecek kuşakları da etkilemiş, idealist eğitim felsefesinin mihenk taşını oluşturmuştur.

Bizleri Instagram ve Twitter hesaplarımız üzerinden takip edebilirsiniz. Diğer içeriklerimize de göz atmayı unutmayın!

KAYNAKÇA

  • CEVİZCİ Ahmet, (2019), Felsefeye Giriş, İstanbul, Say Yayınları.
  • CEVİZCİ Ahmet, (2019), İlkçağ Felsefe Tarihi, İstanbul, Say Yayınları.
  • CEVİZCİ Ahmet, (2018), Felsefe Tarihi, Say Yayınları.
  • GÖKBERK Macit, (1999), Felsefe Tarihi, İstanbul: Remzi Ktabevi.
  • PLATON, (2019), Sokrates’in Savunması, Türkiye İş Bankası Yayınları.
  • PLATON, (2018), Devlet, İstanbul, Türkiye İş Bankası.
  • PLATON, (2009), Diyaloglar-Menon, (Çev.Adnan CEMGİL), İstanbul: Remzi Kitabevi.
  • PLATON, (2009), Diyaloglar-Sofist, (Çev. Ömer Naci SOYKAN), İstanbul: Remzi Kitabevi.
  • MAY Rollo, (2019), Yaratma Cesareti, (Çev. Alper Oysal), İstanbul, Metis Yayınları.
  • RUSSEL Bertrand, (2018), Batı Felsefesi Tarihi, İstanbul, Alfa Yayınları
  • SÖNMEZ Veysel, (1998), Eğitim Felsefesi, Ankara: Anı Yayıncılık.
  • SEGAL İlin M. (2018), İnsan Nasıl İnsan Oldu, (Çev. Ahmet Zekerya), Ankara, Say Yayınları)
  • ÜLKEN Hilmi Ziya, (2001), Eğitim Felsefesi, İstanbul: Ülken Yayınları.