Sıradanlığın İçindeki Olağanüstüyü Gösteren Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan

Nuri Bilge Ceylan sinemayı seviyor ve bu sevgisini kayıt altına aldığı her şeyde, seste, imgede gösteriyor. Sonundaysa yaşamı kayıt altına almayı, duygular da dahil her düşünceyi resmetmeyi başarıyor.

Carlos Reygadas / TUHAF Dergi

Sanat kategorisi altında incelenen her unsurun insan yaşamına doğrudan veya dolaylı bir etkisinin olduğunu söylememiz mümkündür. Sanatla iç içe yaşanması gerektiğini savunan düşüncelere rağbet duyulması ve insanların kendilerine uygun biçimde bu yaşam tarzını benimsemesi, yaşamdaki hakiki mutluluğa ulaşmaya vesile olacaktır. Güzel bir kitabın, güzel bir müziğin veya güzel bir filmin bizi tesiri altına alması akabinde de var oluşumuzun temeli haline gelmesi gözlemlenebilir, olası bir durumdur.

Filmlerden yola çıkarsak şayet, kamera yardımıyla başka dünyaları gösteren, oturduğumuz yerden bizi diyar diyar gezdiren yönetmenler hikayelerle, olaylarla desteklediği her türlü unsur vasıtasıyla duygularımızın şahlanmasına neden olabiliyorlar. Kimileri de kültürel bilgi birikimleri eşliğinde bizlere aktardıkları ile, düşüncelerimizi besleyebiliyorlar. O kameranın nasıl ve ne biçimde kullanıldığı, dolayısıyla da anlatılmak istenenin ne şekilde olacağı yönetmenin kendi istekleri doğrultusunda olmaktadır. Ben de bu yazımda sizlere, sinematografik bir özgünlüğe sahip Nuri Bilge Ceylan hakkında onun filmleri doğrultusunda bir şeyler yazmak istemekteyim.

Özetle Nuri Bilge Ceylan

26 Ocak 1959 yılında gözlerini İstanbul’da açan Nuri Bilge Ceylan, 2 yaşında babasının mesleği nedeniyle Çanakkale’nin Yenice ilçesine taşınırlar. Çocukluğunu burada geçiren Ceylan ve ailesi, ablasının liseyi İstanbul’da okuması için (Yenice’de kısıtlı eğitim imkanları nedeniyle) ailecek tekrar İstanbul’a taşınırlar ve artık Yenice vakitleri sona erer. Ancak yine de tatillerde gitmeyi ihmal etmez. 1976 yılında İstanbul Teknik Üniversitesinde Kimya Mühendisliği bölümüne girse de, söz konusu olaylı yıllar nedeniyle okula tek tük gidebilmektedir. 1978 yılında tekrar sınava girdiğinde daha az olaysız olduğu bilinen Boğaziçi Üniversitesinde Elektrik Mühendisliği bölümünü seçer. Lise yıllarında açığa çıkan fotoğraf merakı neticesinde de, Boğaziçi Üniversitesinde fotoğrafçılık kulübüne katılım sağlar. Boğaziçi Üniversitesinin zengin kültürel kaynakları neticesinde de, Ceylan’ın üniversite döneminde gerek müzik, gerek diğer alanlarda iyice beslendiğini söyleyebilmekteyiz.

1985 yılında mezun olduktan sonra, hayatının anlamı veya ne yapacağını bilmiyor oluşuna dair belirsizlik, bilinmezlik içinde bir tür boşluğa düşen Nuri Bilge Ceylan, cevap arayışında olarak İngiltere, Himalayalar, İtalya gibi çeşitli yerlerde yolculuğa çıkıyor. Bu dönemlerde sık sık film izleyen Ceylan Türkiye’ye döndükten sonra askerliğe gidiyor ve ardından sinema fikrine yöneliyor. Sırasıyla Koza(1995), Kasaba(1998), Mayıs Sıkıntısı(2000), Uzak(2002), İklimler(2006), Üç Maymun(2008) Bir Zamanlar Anadolu’da(2011), Kış Uykusu(2014) ve Ahlat Ağacı(2017) filmlerini çeken yönetmen, 56. Cannes Film festivalinde 2002 yapımlı Uzak Filmi ile Büyük Jüri ödülünü kazanıyor. Ardından 2014 yılında da, Kış Uykusu filmi ile birlikte de 67. Cannes Film festivalinde, festivalin en büyük ödülü olan Altın Palmiye ödülünü kazandı.

siradanligin-icindeki-olaganustuyu-gosteren-yonetmen-nuri-bilge-ceylan

Onun hakkında özet olarak sayılabilecek bu basitçe biyografinin ardından kendisine, filmleri doğrultusunda değinmek istemekteyim.

Filmleri Doğrultusunda Nuri Bilge Ceylan Üzerine Bir Analiz

Genel olarak filmlerin özellikle gerçek dışı dünyalar ve olaylar silsilesi bizlere aktarımlar yapmasına oldukça aşinayız. Ütopik, distopik kurgular, güzel anlatımlar ve güzel olaylar ile ilişkilendirilerek izleyici kitlesi oluşturabiliyor. Nuri Bilge Ceylan filmlerinde ise en etken unsur gerçeğin ta kendisidir. İlk dönem filmleri olarak ele alabileceğimiz ve otobiyografik özellikler taşıyan Koza, Kasaba, Mayıs Sıkıntısı ve hatta Uzak gibi filmlerinde yönetmenin film çekmek yerine sanki habersizce köy veya kasaba sakinlerini kameraya çektiğini söyleyebilmekteyiz. Gözlemleri neticesinde etrafında olup bitenleri, insanları, o insanların davranışlarını hatta düşüncelerini gözlemeye çalışan yönetmen, ilk dönem filmlerinde kendi anne babası da dahil olmak üzere ailesini, arkadaşlarını ve akrabalarını oynatıyor. Gerçek dışı faktörler yerine kamerasını, Anadolu’nun ücra köşelerindeki köylere, o köyde yaşayan insanlara -sıradan olarak nitelendirilebilecek insanlara- çeviriyor.

siradanligin-icindeki-olaganustuyu-gosteren-yonetmen-nuri-bilge-ceylan

Filmlerinin ağırlığı, ağır işleyişi seçtiği tüm konulara uygun şekilde resmediliyor. Sıradanlığa, dünyanın telaşı içinde zamanlarını geçiren insanların trajik yönlerine de dikkat çekebildiği kadar, sizin sokağınızda yaşayan, sizin aşina olduğunuz profillere de yer veriyor. Yalnızlaşma, yabancılaşma temaları, aileden kopuş ve büyük idealler olmasına karşılık küçük coğrafyalarda sıkışıp kalmanın hissiyatını filmleri ile bizlere kuvvetlice aktarabilmektedir yönetmen. Hayatta sık sık karşımıza çıkan durumları filmlerinde çoklukla kullanıyor çünkü yönetmenin yetkinliği, filmleri için kaynak noktası tam olarak hayatın içinden gelmektedir. Haluk Bilginer, Kış Uykusu filminin senaryosu için şunları söylemiştir: ”Kendimden, başkalarından, tanıdıklarımdan çok şey buldum senaryoda. Çünkü insan hakkında, insanın halleri hakkındaydı.

siradanligin-icindeki-olaganustuyu-gosteren-yonetmen-nuri-bilge-ceylan

Sosyal ve kendi içsel sorunlarıyla boğuşan insanların davranışlarını, ağaçları, mezar taşlarını, hayvanları, yağmuru, yağmur damlacıklarını, hava koşullarını ve daha bilumum faktörü filmlerinde kullanmaktan kaçınmayan Ceylan’ın filmlerinin ortak özelliğinin, dingin bir melankoli hali olduğunu söyleyebiliriz. İklimler filminden sonra Üç Maymun, Bir Zamanlar Anadolu’da, Kış Uykusu ve Ahlat Ağacı filmlerinde profesyonel oyuncu kullanımına başlayan Ceylan, bu filmlerinde edebiyat ve felsefi yöne de eğilim gösteriyor. Oyuncularına söylettiği uzun tiratlar, onları tartıştırdığı, fikirlerin uçuştuğu yemek masalarına yer vermesinin yanında diyalogsuz bir şekilde yalnızca davranışlar ile anlatılan, işitsel değil yalnızca görsel açıdan olan sahnelere de sıklıkla yer veriyor.

siradanligin-icindeki-olaganustuyu-gosteren-yonetmen-nuri-bilge-ceylan

Sonuç Olarak

Nuri Bilge Ceylan’ın başarısı, sıradanlığın içinde olağanüstüyü bize göstermesidir. Filmlerinde seçtiği konular, senaryolar, olaylar bir taraftan bakıldığında o denli olağanüstü gelmemektedir. Ancak bu konuları nasıl işlediğine bakıldığında esinlenmiş olduğu Rus yönetmen Andrei Tarkovski’den izler de görebilmekteyiz. Tarkovski de derin felsefi anlatımını sıradanlık ve olağanüstülük ilişkisi içerisinde yapmaktadır. Söz konusu bu anlatım biçiminin üstünden kalkabilen yönetmenin ödüller alması ve başarılı olması, şaşırılabilecek nokta değildir. Sanatın her dalı olduğu kadar sinema da çok değerlidir. Bu değerlilik içinde, onu değerli kılan yönetmenleri göz ardı etmeyelim. Kendisinin filmlerine bir bakın derim, şimdiden iyi seyirler dilerim.

Diğer içeriklerimize göz atmak için buraya tıklayın. Ayrıca, bizi Instagram ve Twitter üzerinden takip etmeyi unutmayın!

Kaynakça


Mert Can Ay
Düşünmekten ve düşlemekten hoşlanan, kendi çapında da bir hobi olarak felsefeye, edebiyata dolayısıyla da kitaplara bağlılık gösteren birisi. [email protected]