Sic Mundus ile Tanrı-Kader-Ölüm üzerine

Özgür değiliz, hareketlerimizi seçemeyiz. Çünkü isteklerimizde de özgür değiliz.

Noah

Sic Mundus Cemiyeti

”Geçmişe gidebilir miyiz?, Geleceğe gidebilir miyiz?, Geçmişi değiştirebilir miyiz?, Kaderimize karşı gelebilir miyiz?, Özgür müyüz?” hepimize bu soruları sorduran Dark’ın “Sic Mundus” cemiyetinin yolcularını referans alarak birkaç satır düşünmek ve sizi de düşündürmek istedim. Umarım beğenirsiniz.

Tanrı.

Tanrı’nın herkes için bir planı vardır.

Noah

”Tanrıyla konuşmayı dilemek saçmadır. Kavrayamadığımızla konuşamayız; ve Tanrı’yı kavrayamayız; ona sadece inanabiliriz. İşte bu yüzden duacının davranışları özneldir.” demiş Immanuel Kant. Kavrayamadığımızla konuşamayız…

Bizi biz yapan yaşadıklarımız. Eğer ki geçmişte bugün edindiğim tecrübelerden birini bile yaşamasaydım şüphesiz ki bugünkü ben, ben olmayacaktım. Peki bu yaşananlar bir tesadüf mü? Bu tecrübeleri ben zamanında canım istediği için mi edindim?
Yoksa gerçekten Tanrı’nın herkes için bir planı var mı?
Tanrı var mı?

Duygular.

Sadece tüm duygularımızdan arındığımızda gerçekten özgür olabiliriz.

Adam

”Yaşam belirtisinin kökeninde duygulanma; duygulanmanın da temelinde aşk vardır.” diyor Freud.

Duygularımız. Zamanında yaptıklarımıza vesile olan veya yapmak istediklerimize engel olan onlar değil mi? Korku, öfke, üzüntü, sevinç… Ne zaman bir işe kalkışsak duygularımızın esiri olmuyor muyuz? İstemediğimiz bir duygudan öylece kurtulabilir miyiz? Herhangi bir durumda duygularımızı kontrol edebilir miyiz?
İstediğimiz birine aşık olabilir miyiz?

Ölüm.

Doğduğumuz anda hayatlarımız kum saati gibi akıp gitmeye başlar. Ölüm kaçınılmaz bir şekilde kapımızdadır.

Adam

”Ölümün bizi nerede beklediği belli değil, iyisimi biz onu her yerde bekleyelim.” der Montaigne.

Ölüm. Her şeyin sonu. Belki de değil? Ölümden sonra yaşam. Aslına bakıldığında tüm dinlerin ortak noktası. Dünya’daki ömrümüz bitecek, başka bir evrende sonsuz bir ömre sahip olacağız. Peki, ölüm kaçınılmaz bir gerçekse aklımızda neden sürekli yer edinmiyor? Neden ölecekmiş gibi davranmıyoruz? Sanki yarınımız kesinmiş gibi nasıl her şeyi umursamadan yarına erteleyebilme cüreti gösterebiliyoruz? Ölüme aklımızın yetmesi mümkün değildir. Ama ölüm gerçeğiyle barışabiliriz.

Umut.

Umut et, beklentin olmasın. O zaman belki hayal kırıklığı yerine bir mucize yaşarsın.

Clausen

”Hayatında olup biten şeylerin, dilediğin şekilde olmasını isteme: nasıl oluyorlarsa, öyle olmalarını iste. Böylece her zaman mutlu olursun.” demiş Epiktetos.

Umut, arzu, istek… Bizleri ayakta tutan yapabileceklerimiz karşısında duran engelleri bir bir atlamamızı sağlayan en büyük özelliklerden. Belki de en tehlikeli duygulardan. Umudunu kaybeden kişi, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan kişidir. Ne garip değil mi? Umudu sayesinde yapmak istedikleri için karşısında duran engelleri geçen kişi, umudunu kaybettiğinde karşısındaki engelleri kıracak gözü kara birine dönüşebiliyor.

Son.

Nihayetinde hepimiz hak ettiğimizi buluruz.

Adam

Şimdiye dek yaptıklarımız eninde sonunda unutulacak. İyiliklerimiz, kötülüklerimiz, sesimiz, sessizliğimiz… Hepsi bir hiçliğe karışacak, yok olacak. Bizi biz yapan hatıralar geleceğimiz tarafından hatırlanmayacak. Ne yapmışsak bir amaç uğruna yaptık, ne yaşadıysak… Gerçek karakterimiz, sadece hareketlerimizle değil, hareketlerimizin amacına da yansır. Amaçlarımız kim olduğumuzu, kim olacağımızı belirler. En nihayetinde hepimiz, hak ettiğimizi buluruz…

Işıklar yanıp söndü, bir gürültü oldu sonra birden her yer karardı. Ve bir şekilde… dünyanın sonu geldi.

Hannah

Diğer içeriklerimize göz atmak için buraya tıklayın. Ayrıca, bizi Instagram ve Twitter üzerinden takip etmeyi unutmayın!


Efe Özay
Galatasaray Lisesi 150. Galatasaray Üniversitesi, İşletme. Bir Parça Tuhaftık Genel Yayın Yönetmeni