Şapka ve Kıyafet Devrimi

23 Ağustos 1925… Kastamonulu halkın ve Türkiye’nin şapka ve kıyafet devriminin sinyallerini aldığı tarih. Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan yurt gezileri sırasında Atatürk yapacağı yeni devrimler için çalışmalarına başlamıştı. Bir yandan bu devrimleri hayata geçirirken bir yandan yurt gezmelerinde halkla kaynaşıp devrimleri anlatıyordu.

Kastamonu gezisinde de şapkayı tanıtarak ve biz her yönden medeni olmalıyız diyerek fikrini açıkladı. 27 Ağustos tarihinde de kılık kıyafetin bu medeniyetin bir aynası olduğunu ve bu alanda gerekli düzenlemelerin olması gerekliliğini dillendirdi. Hatta bunu halkla soru cevap niteliğinde gerçekleştirdi. İlk olarak kıyafetlerinin hali hazırda milli mi olduğunu sonra da medeni olup olmadığını sordu. Halk her ikisine de “Hayır.” cevabını verdi. Bunun üzerine Atatürk şapkayı ve yeni kıyafetleri tanıtmaya başladı.

 Halkın büyük çoğunluğu bu durumdan hoşnut olsa da dönemin cahil kesimi bunun muhalifliğine soyunup bunun dine karşı olduğuna dair birtakım söylemlerde bulunuyordu. Öncelikle belirtmek isterim ki fes ecnebi başlığı olmasının yanında bağnaz bir görünüm sergiliyordu. Ayrıca 2. Mahmut fesi Batı’ya yaklaşma hareketi olarak giyime kazandırdığı sırada da yobazlar “Sarığımızı çıkartıp ecnebi başlığı giymeyiz.” demişlerdi.

Yani eskiden de olduğu gibi şimdi de medeniyetin yoluna taş koymaya çalışacaklardı. Ama Atatürk halkın desteğiyle bu sorunun aşılacağına inanıyordu. Nitekim öyle de oldu. 25 Kasım tarihinde kanun yürürlüğe girdi. Kanuna göre Meclis’te ve kamu kuruluşlarında statü belli eden eski usül başlıkların yerine şapka kullanımı ve bina içinde başın açık bulundurulması gerekliydi. Evet günümüzde de hala tartışılan nokta da bina içinde başın açık bulunması maddesiydi. 

Ama ne yazık ki halkımızın bu konuda aydınlatılmadığı belli noktalar var. Tarihimiz açısından Cumhuriyetin ilk yıllarında başlanan bu uygulamayı da haklı bulmaktayım. Çünkü o zamanın şartları günümüz şartlarıyla eş değer değil ve daha hızlı bir medenileşme içerisinde olma gerekliliğimiz vardı. O zamanlarda çoğu kadının başörtüsü değil çarşaf kullandığı aşikar olan bir durum. Ve açıkçası çarşaf kullanımı medeni bir toplumda olabilecek bir şey değil.

Buna rağmen Atatürk kadınların kılık kıyafeti konusunda hassas davranıyordu. Meclis’te General Kâzım Sevüktekin ve  Naciye Osman tarafından verilen önergede çarşaf ve peçenin kaldırılması talebi vardı. Gerekçeler ise peçeli bireylerin yüzünün görünmemesi dolayısıyla bazen birden fazla oy kullanması ve çarşaflarının içinde çoğu kez silah saklamalarıydı.

 Bu nedenle zamanın şartlarında ilk olarak bu kaldırılmalıydı. Bu duruma ek olarak bazı kadınlar artık gözlerini de örter olmuş erkekleri gördüğü zaman bir köşeye kaçar duruma gelmişti. Bu durumda da bunun katiyen engellenmesi medeniyet yolunda yapılması gereken yegane şeylerdendi.

Çünkü o vaziyet ülkemizi gülünç aynı zamanda da acınası bir hale bürür olmuştu. Ve artık bu uygulamanın dinle bir alakası olmadığı belliydi. Medenileşmek isteyen bir toplum cinsiyetleri ayırt ederek buna ulaşamazdı. Atatürk ve halk bunun farkındaydı. Halkı kışkırtan birkaç kişi vardı. Ve ayaklanmalar başladı. Bunun üzerine Gezici İstiklal Mahkemeleri göreve başladı. Ayaklanmalarda rol alanlar, kışkırtıcı rol üstlenenler idam cezası aldı.  

Bunların başında da İskilipli Atıf vardı. Bu adam 1909 yılında 31 Mart irtica olayında ön saflarda rol oynamaktan askeri mahkemede suçlu bulundu. 5 yıl hapis cezası aldı ve cezasını tamamlayıp çıktı. Ama Milli Mücadele’de Yunan ordusu lehine, Kuvayı Milliye aleyhine ifadelerde bulundu ve tekrar yargılanıp idam cezası aldı. Ancak 3 Mart 1924 tarihli af yasasından yararlanıp kurtuldu. Bundan hemen sonra da şapkayı bahane etmek suretiyle kışkırtmalarına devam etmeye başlamıştı ki idam edildi.

Kadınlar ise bu olaydan dolayı bir rahatsızlık belirtmiyordu. 1980 yılında darbe sonrası ise kılık kıyafet yönetmeliğince kadınların kamu kurumlarında başörtüsü giymesi yasaklandı. O tarihe kadar başörtüsü konusunda kadınlara bir kısıtlama gelmemişti. 2011 yılında bu yasak kaldırıldı. Yani şu an bazı gericilerin Atatürk ve şapka devrimi hakkında kadınları kısıtladığı yanlış bilinen bir durum. Ve ben bir kadın, bir vatandaş bu yasağın kalkmasını olağan ve haklı buluyorum.

1925 yılında yapılan inkılabın bununla bir ilgisi bulunmadığının, sadece kara çarşaf hakkında işlem yapıldığının bilincinde bir birey olarak bu inkılabı da destekliyorum. Başörtüsü kişinin dini özgürlüğü olduğu kadar çarşaf bu ülkede barınmaması gereken yasaklı bir parçadır.

En az fes kadar onların varlığı da ülkenin kanunu açısından yasaklı ve gericidir. Ayrıca bunları din sembolü olarak görenlerde gericidir, cahildir. Hem 94 yıl öncenin hem bugünün gerekçelerini anlayabilenler, palavraları değil gerçekleri görebilen aydın halk için Şapka ve Kılık Kıyafet Devrimi kutlu olsun.