Bir Doğum Günü İçin Sabahattin Ali

Bir Doğum Günü İçin: Sabahattin Ali…

“Bizim en büyük maharetimiz, nefsimizden beraat kararı almaktır.” Bedenimizin ve ruhumuzun arzuladığı her şeyin birbirinden ayrılmaya başladığı an, zamanın tenimizin altından damarlarımıza doğru ilmik ilmik işlendiğini fark ederiz. Saniyelerin dakikaları kovalayıp durduğunu ya da saatlerin dakikalara dönüştüğünü bir ömrün gençlik yıllarında anlıyorsak eğer yaşamak adına hiçbir fikrimiz yok demektir.

Bir Doğum Günü İçin Sabahattin Ali

Öldüğümüz gün kenara çekilsek ve bize dünyada neler gördüğümüz sorulsa verecek cevap bulamayız. Koşmaktan görmeye vaktimiz olmadı ki… fikri, zihnimizi çepeçevre sardığında dizlerimizin üstüne çöküp ilk hangi ‘keşke’den söz ederiz, merak ediyorum. Hep bir yere yetişme çabası, uzun soluklu geçen günler, eve geldiğimizde iki kelam etmeye bile mecalimizin kalmaması… Hani sorsak, ‘ekmek parası’ olacak cevabı. Öyle tasarlandı tüm bu düzen. Yani her birini düğümlediğimiz vakit birbirine, “Millet aç!” da diyemezsiniz artık; açlık milli gıdadır… Şöyle ki, günümüzden yıllar evvel yazılmış bu cümleler hala geçerliliğini koruyorsa kimse bahsedemez elini kolunu sallayarak, yaşamaktan. Nefes almaya devam etmek, boğazından geçen iki lokmayla yetinmek, başını sokacak bir evinin olması da yaşadığını göstermez zaten. Bu düşünceler, Markopaşa’da döküldü mürekkebe; şimdi sayfaları çevirdikçe soluduğum aynı yoksulluktur. Ne izi çıkar ellerime ne de gölgeleri silinir zihnimden. Açlık doyuruyor, en küçüğümüzden en büyüğümüze ayırt etmeden. Hala o büyütüyor, ayırmadan düğümleri birbirinden.

Bir Doğum Günü İçin Sabahattin Ali

Geriye dönüp baktığımız zaman devrilen binalar, yakılıp yıkılan ama yerine yeniden koyulan koca koca şehirler var ardımızda sıralanan. Fakat hala fikirleri yüzünden yargılanan koca bir neslin yaşayamadığı yılları taşıyoruz omuzlarımızda. “Biz istiyoruz ki bu topraklar üzerindeki insanlar, kafalarında taşıdıkları fikirlerinden dolayı değil; bu yurdun zararına yaptıkları işlerden hesap versinler.” Yaşanamamış onca hayat, sürgüne gönderilenleri bedenler sanırken asıl uzakta yeniden dirilen ruhlar, okudukça huzur bulacağımız yerde daha da çıkmaza sürüklendiğimiz bunca satır… Bu dünyada neler gördün, anlatabiliyor musun?

Karanlıktan Aydınlığa…

Değirmen’de çevrilip Markopaşa Yazıları ve Ötekiler’e döküldük. Hudutsuz hürriyet yoktur!” yükselişine karışıp vicdan azabı dediğimiz ruhani yükün, hayatımız üzerindeki tesirini yalnızca bir hafta sürdürdüğünü söyleyerek savrulmalıyız, rüzgarda. Çünkü, o bir hafta geçer geçmez en ağır suçu işlemiş katilin bile yaptıklarına, mazeret uydurabileceğini dile getirir Sabahattin Ali. Bu durumun asıl nedeni insan nefsinin, iradesine karşı hep kazanmasından geçer. Ruh kendini affetmek isterse hiçbir yargı onu infaz edemez, kendi yüreğinde.

Bir Doğum Günü İçin Sabahattin Ali

Kürk Mantolu Madonna, tıpkı Yeraltından Notlar gibi iki ayrı bölümden oluşur. Kitap hakkında hiçbir fikri olmayan biri, onun aşk kitabı olduğunu sanmaktadır. Çünkü kitabın yalnızca ikinci bölümünden alıntılar okur, o kısmını tanırız. Kitabı, ne yazık ki, Yeraltından Notlar’dan ayıran kısmı da budur. Dostoyevski gibi Sabahattin Ali de bu harika kitabının ilk kısmında harika ruh analizleri yapmış, neyin nasıl oluştuğuna ve zamanın nelere neden olduğuna sayfalarca yer vermiştir. Sahiden, Yeraltından Notlar’ın ikinci kısmından çok az kesit şekillenir zihinlerde. Onu özel yapan, Fyodor’un ilk kısımda kendisiyle ettiği kavgalardır. Aslında tüm dünyayla etmek istediği kavgalar… Kürk Mantolu Madonna’da karakterimizin düşüncelerinden herhangi birini hatırlıyor musunuz desek, eminim birçok kişi yalnızca ruhuna sürülen aşktan söz edecektir. Ruhunun varlığını hatırlatan aşktan… Bu eser, Yeraltından Notlar’ın kırık bir aynadan üzerimize yansıyan ışığıdır.

Tesadüflerin varlığına ve bir gün yaşanacağına olan inanç, ömrü yaşanabilir kılar. İnanmak istediğimiz asıl şey, hayatlarımızda bir dönüm noktasına ihtiyaç duymamızdan ibarettir. Uyan, okula/işe git, öylesine bir şeyler için çabala, karnını doyur, vakit öldür, uyu… Tekdüzelikten kurtulabileceğimiz asil bir kaçış yoludur, kollarına atladığımız ‘aşık olma’ fikri.

Bu dünyada başka bir yaşamın daha olduğuna inanmamızı sağlar. Ruhuna, uğrunda var olma ve hatta gerekirse yok olma dürtüsünü katar.

Her kitabın belli bir konusu olur. Bir çerçeve etrafında şekillenir, oradan taşar ya da sınırlarını korumaya devam eder. Burada asıl mühim olan, yazılan ne olursa olsun yazarın, her eserinde kendinden mutlaka bir parçasını sayfalara dökebilmektir. Sabahattin Ali, gerektiğinde öykülerinde ve romanlarında; diğer taraftan baktığımız zamansa düşüncelerini dile getirdiği yazılarında mutlaka ‘kitaplarına ve okumaya olan sevgisinden’ söz eder. Türk Edebiyatı’nı sallayan Kürk Mantolu Madonna’da bile şu satırlara yer vermiştir: “Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırım.”

Bir Doğum Günü İçin Sabahattin Ali

Gelelim, Canım Aliye Ruhum Filiz’e… Sabahattin Ali’nin öfkeyle kaşlarını çatmış bir halde, mürekkebini kağıtlara sıçratarak ve bir eli şakaklarında gezinirken kaleme aldığı eserlerinden; sevgili eşi ve ruhunu bölüp sevgisiyle yaşamaya devam ettiği kızı için yazdığı mektuplara ulaştık. Ki, aşk ve sevginin en gerçekçi haline bürünen bu mektuplarda bile kendisi, şunları söylemiş: “Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku. Ben şimdiye kadar her şeyden çok kitaplarımı severdim. Bundan sonra her şeyden çok seni seveceğim ve kitapları beraber seveceğiz.”

Umut, Öfke ve Aşka Veda…

Okumak; bir bedeni içinde taşıdığı ruhla beraber arşa da yükseltir, yerin yedi kat altına da çeker. Çünkü başlı başına bir devrimdir kendisi, bilinmeyene karşı duran. Sabahattin Ali, bunun pekala farkında olan, zamansız ve bunun üstüne haksız yere kaybettiğimiz en değerli yazarlarımızdan biriydi. Kendi zamanının Türkiye’sinde farkında olduğu ne varsa, farkına varmamızı istedi. Tükendiği de oldu, yeşerdiği de yeniden… Tükettiği de oldu, yeşerttiği de. Kaybının bize katacağı en derin anlam, bu yaşananların ilerde de yaşanmasına engel olmamız gerektiğini görmemiz olacaktır. Biliyorum, ne değişti ki neyi değiştireceğiz diyoruz, her birimiz. Oysaki umut belki de bir sonraki sayfadadır, lütfen kapatmayın kitabı…

Bir Doğum Günü İçin Sabahattin Ali
Sabahattin Ali’den kalan en acı fotoğraf.

Yazdığın her eserle, ruhlarımızı hem yedi kat aşağı hapseden hem de yeniden yedi kat yukarı çeken seni; sonsuz uykuda olduğun toprağın altında değil, hala yaşadığın kelimelerinin arasında hatırladığımızdan emin olman dileklerimizle… Doğum günün kutlu olsun Sabahattin Ali.

...
Yıldızlar halin sordu mu?
Bulutlar selam durdu mu?
Yerlerin kalbi vurdu mu? 
Dünyaya geldiğin zaman?
...
 

(Bir Doğum Günü İçin/Sabahattin Ali)

Bir Doğum Günü İçin Sabahattin Ali” başlıklı yazımızın sonuna geldik. Bizleri Instagram ve Twitter hesaplarımız üzerinden takip edebilirsiniz. Diğer içeriklerimize de göz atmayı unutmayın!


aleynadilara
Konya’18 BEU/Türk Dili ve Edebiyatı ✍️