arama

Osmanlı’da Kardeş Katli

  • paylaş
  • paylaş
  • Batuhan Uzun Batuhan Uzun

Günümüzde Osmanlı Devleti’nin en çok eleştirildiği meselelerden biri de kardeş katli uygulamasıdır. Bu yazımızda “Kardeş Katli” olarak adlandırılan uygulamayı ayrıntılarıyla birlikte masaya yatıracağız.
Bu uygulamanın günümüzde anlaşılamamasının en büyük sebebi insanların günümüz şartlarıyla değerlendirme yapmasıdır. Dönemin şartlarıyla değerlendirme yapıldığında bu uygulamanın monarşi ile yönetilen bir devlet için ne denli önemli ve gerekli olduğu anlaşılacaktır. Öncelikle bu uygulamanın yani kardeş katlinin neden gerekli olduğunu anlamak için tarihlerimizi biraz daha geriye alalım, Büyük Selçuklu Devleti’nin hüküm sürdüğü tarihlere.

kardeş katli
Büyük Selçuklu Devleti Hükümdarı Berkyaruk’un Minyatürü

Büyük Selçuklu Devleti’nin başında Sultan Alparslan’ın oğlu ve ilan ettiği veliahdı Sultan Melikşah bulunuyor. Anlayacağınız üzere bahsettiğimiz yıllar, Büyük Selçuklu Devleti’nin gücünün zirvede olduğu yıllar. Melikşah, tahtta bulunduğu yıllarda oğlu Berkyaruk’u veliaht ilan ettirdi ve onu tahtın varisi olarak tüm vilayetlerde tanıttı. Buna rağmen Melikşah vefat ettiğinde Selçuklu Devleti’nin içerisinde amansız bir kardeş kavgası başlamıştı. Önce Melikşah’ın eşi Terken Hatun’dan olma oğlu I. Mahmud isyan etti ve taht iddiasında bulundu. Daha sonra Berkyaruk’un amcası ve Suriye Selçuklu Meliki Tutuş isyan etti ve Berkyaruk’un ordularıyla Rey kentinde karşılaştığı savaşı kaybederek öldü. Bunun üstüne Avrupa oluşan bu kargaşadan da yararlanıp “Haçlı Seferleri” olarak adlandırılan ilk ve başarıya ulaşan tek seferi yaptı, Selçuklu bir darbe daha aldı.

kardeş katli
I. Haçlı Seferi, Kudüs’ün Kaybı

Selçuklu Devleti’nde tam bir kaos ortamı oluşmuştu. Oluşan bu kaos ortamının sonucu olarak Anadolu dahil olmak üzere birçok bölgede Selçuklu Devleti’ne bağlı olan hükümdarlar isyan ederek müstakil devletlerini ilan ettiler. Berkyaruk’un vefatından sonra kardeşi Mehmed Tapar’ın tahta geçmesinden sonra da bu kaos ortamı devam etti. Büyük Selçuklu Devleti, Sultan Melikşah Dönemi gibi neredeyse zirveye oynadığı bir dönemden bir anda kaos ve çöküş dönemine çok hızlı bir şekilde geçmişti. Selçuklu Devleti’nin içerisinde oluşan ve özetleyerek anlattığım bu olaylar silsilesi örneklerden sadece birisi. Tarihte Türk Devletleri’nin çoğunda buna benzer onlarca örnek bulabilirsiniz. Kurduğumuz çoğu devleti bu şekilde iç karışıklıklar, entrikalar ve taht mücadeleleriyle kaybettik. Şimdi ise asıl konumuza, yani Osmanlı Devleti’nin içerisinde çok titiz bir şekilde uygulanan Kardeş Katli meselesine gelelim. Öncelikle Osmanlı Hanedanı içerisindeki bazı idamları yakından inceleyelim.

OSMANLI HANEDANI İÇERİSİNDEKİ İLK İDAM

Osmanlı Devleti’nde hanedan içerisinde ilk katledilen kişi devletin kurucusu olan Osman Gazi’in amcası Dündar Bey oldu. Osman Gazi, Ertuğrul Gazi’nin en küçük oğlu olmasına rağmen ağabeylerinin itirazı olmadan aşiretin başına geçmişti. Osman Gazi, alışılagelmiş politikaların dışına çıktı ve fetih politikasında köklü bir değişikliğe gitti. Bu değişikliğin getirdiği en büyük yenilik ise gaza anlayışıdır. Osman Gazi, Bizans’ın içerisinde bulunan bazı tekfurların fitne çıkardıklarının farkındaydı ve bu tekfurlarla savaşma yoluna gitti. Böylelikle Bizans tekfurları ile arası bozulmaya başlamıştı. Osman Gazi’nin amcası Dündar Bey ise fetih politikalarındaki köklü değişime ve özellikle Bilecik Tekfuru ile savaşmaya karşı çıktığı için tutumlarını belli etmeye başlamıştı. Osman Gazi de amcasının bu yöndeki fikirlerini kendi politikalarına bir cephe alma olarak görüp Dündar Bey’i 1300’lü yılların başında idam ettirdi. Böylelikle Osmanlı hanedanı içinde ilk kan dökülmüş oldu.

kardeş katli

NEYİMİZ VAR Kİ BÖLÜŞELİM?

Devletin 2. Hükümdarı Orhan Gazi’de ise alışılmadık bir durum hasıl olmuştu. Orhan Gazi ve kardeşi Alaaddin bir araya gelerek durumu değerlendirdiler. Benim tarihte en beğendiğim olaylardan biri olan bu güzel hadiseyi tarihçi Aşıkpaşazâde şöyle anlatıyor:

Orhan Gazi dedi ki:
“Gel Ağam, neyimiz varsa bölüşelim.”
Alaaddin Paşa da:
“Neyimiz var ki bölüşelim… Bu ülke senin hakkındır. Bu ülkeye bir çoban gerek ki, işlerini görüp başara. Padişaha lüzumlu şeyler bu atlardır. Koyunlar da padişah şölenlerinde gerektir” deyince Orhan Gazi:
“Gel şu çoban sen ol” teklifinde bulundu. Alaaddin Paşa:
“Kardeş! Merhum babamızın duası ve himmeti seninledir. Çünkü sağlığında, kendi askerlerini senin yanına verdi. Şimdi çobanlık hakkı ve görevi de sana düşer.”

Şehzade Alaaddin’in sarf ettiği bu sözler tarihe altın harflerle kazınmalıdır. Zira her şeyden mühimi, devletin istikbalidir. Devletin istikbali söz konusu olduğunda kişi her türlü fedakarlığı yapmaya hazır olmalıdır. Şehzade Alaaddin ise tahtından vazgeçerek oluşabilecek bir kargaşayı önledi ve kardeşi Orhan Gazi’yi hükümdar olarak kabul etti. Orhan Gazi böylelikle hiçbir muhalefet görmeden devletin başına geçmiş oldu.

İLK KARDEŞ KATLİ

Orhan Gazi’nin oğlu I. Murad ise tahta çıktığında Halil ve İbrahim adında 2 kardeşi bulunmaktaydı. Halil, Orhan Gazi’nin eşlerinden Theodora’dan doğmuştu. Theodora, daha önce Bizans İmparatorluğu yapan Kantakuzenos’un kızıydı. Buna ek olarak Şehzade Halil Bizans İmparatoru Ioannes’in kızı ile nişanlıydı. Hayattaki diğer bir Şehzade olan İbrahim hakkında ise kaynaklar pek fazla bilgi vermemektedir. Bazı kaynaklarda da Şehzade Halil ve İbrahim’in isyan hazırlığında olduğu söylenmektedir. Sultan I. Murad, Osmanlı hakimiyetinden çıkan Ankara’yı geri aldıktan sonra Eskişehir civarına yönelerek, bu bölgede olan kardeşlerini ortadan kaldırdı. Bu iki şehzadenin öldürülmesi ile hanedanda ilk kardeş kanı da akıtılmış oluyordu.

kardeş katli

SAVCI BEY’İN İSYANI

Sultan I. Murad zamanında oluşan hanedan idamları Şehzade Halil ve Şehzade İbrahim’in idam ettirilmesiyle de sonlanmadı. Orhan Gazi’nin başlattığı sancağa çıkma geleneğiyle şehzadeler devlet tecrübesi edinmeleri için sancağa çıkartılıyorlardı. Sultan I. Murad’ın üç oğlu vardı, bunların her biri bir Osmanlı sancağında yöneticiydi. Şehzade Beyazid, Kütahya’da; Yakup Çelebi, Karesi’de; Savcı Bey ise Bursa’da görevliydi. Sultanın en küçük oğlu Savcı Bey’in çok geniş taraftara sahip olması babası I. Murad’ın gözünden kaçmamıştı. Bu yüzden, oğulları içinde yaşça en büyüğü olan Beyazid’e mektup yazarak, kardeşleri hakkında kendisine bilgi vermesini istedi. Şehzade Beyazid, cevaben yazdığı mektubunda, Yakub’un çok sessiz ve sakin olduğunu, ancak Savcı’nın çevresinden etkilenerek bazı yanlış hareketlerde bulunabileceğini söylüyordu.

Bu sıralarda Bizans’ın içi de karışmıştı. Osmanlı’da yaşanan olayın bir benzeri Bizans İmparatorluğu’nda yaşanıyordu. Bizans İmparatoru’nun oğlu Androkinos, babasının kendisine haksızlık yaptığını düşünüyor ve kardeşi Manuel’in yıldızının gitgide parlamasını bir türlü hazmedemiyordu. Androkinos, Şehzade Savcı’ya mektup göndererek ortak bir isyan hareketi başlatmak istediğini belirtti. Savcı Bey ise yanındakilerin teşvikiyle kendisine yapılan teklife olumlu yanıt verdi. Asiler için ortam da gayet müsaitti. Tarih kitapları, Savcı Bey’in adına hutbe okutup para bile bastırdığını belirtirler. Babalarının Anadolu’da seferde olması bu iki prense isyan için uygun ortam sağlamıştı. I. Murad, 1385’te isyan eden beylere haddini bildirmek amacıyla Anadolu’ya sefere çıkmıştı. Bizans İmparatoru V. Ioannes de dostluk antlaşması gereği Sultan I. Murad’ın yanındaydı. Bu iki taht heveslisinin gözü kara isyan teşebbüslerinde planladıkları gelişme yaşanmadı. Onlar, babalarının henüz Anadolu’ya geçmiş olduklarını ve geri dönünceye kadar idareyi çoktan ele geçireceklerini düşünüyorlardı. Ancak evdeki hesap çarşıya pek uymamıştı. Her ikisi de babalarının eskiden beri onları izlediklerinden habersizdi.

kardeş katli
Savcı Bey ile olan isyanı başarısız olsa da daha sonra Bizans tahtını ele geçirerek Bizans İmparatoru olan IV. Androkinos.

Tecrübeli hükümdarlar ise böyle bir ihtimali hiç akıllarından çıkarmamışlardı. Beklenen isyanı ilk anlayan Sultan I. Murad oldu. Sultan Murad Hüdavendigar, Anadolu seferini iptal etti. Hemen geri dönerek asi ikilinin üzerlerine yürüdü. Osmanlı kaynaklarına göre, Bursa’da Kete ovasında; Bizans kaynaklarına göre, Edirne civarında çarpışma meydana geldi. Çarpışma esnasında Şehzade Savcı’nın yanında yer alan askerlerin çoğu Sultan Murad tarafına geçtiler. Genç asilerin ordusu kısa sürede dağıtıldı ve Savcı Bey ile Androkinos kaçarak Dimetoka Kalesi’ne sığındılar. Sultan I. Murad kaleyi kuşattı ve kale içerisinde bulunanlar açlık sıkıntısı çektiklerinden dolayı kaleyi teslim ettiler böylelikle Şehzade Savcı ve Androkinos yakalandı. Androkinos’un gözlerine Bizans İmparatoru tarafından mil çekildi. Sultan I. Murad ise Savcı Bey’i boğdurulması suretiyle idam ettirdi. Savcı Bey’in ölümüyle birlikte Osmanlı Hanedanı içerisindeki ilk evlat idamı da gerçekleşmiş oluyordu.

Osmanlı şehzadeleri, bu olayları görerek ve tecrübe ederek yetişiyorlardı. Bu yüzdendir ki I. Murad’ın savaş alanında şehit edilişinin ardından tahta çıkan Yıldırım Beyazid, ilk iş olarak kardeşi Yakub Çelebi’yi idam ettirdi. Şu ana kadar gerçekleşen olaylara bakılacak olursa, hükümdara direkt olarak isyan eden ve devlette ikilik çıkartan hanedan mensupları öldürülüyordu. Dündar Bey ikilik çıkartmak adına faaliyetlerde bulunuyordu. Şehzade Halil ve Şehzade İbrahim ise isyan hazırlığı içerisindeydi. Savcı Bey ise alenen isyan etmişti. Özellikle Savcı Bey’in isyanında ilk kez Osmanlı güçleri birbirleriyle çarpışmışlardı. Yıldırım Beyazid’in tahta çıktığı an Yakub Çelebi’yi idam ettirmesinin ne denli mantıklı ve gerekli bir karar olduğu kesindir. Kardeş katli olarak adlandırdığımız müessesenin ne kadar gerekli olduğu ve sonuç olarak nelerin yaşanabildiğini Savcı Bey’in isyanında bir kez daha anlamış olduk. Şimdi ise günümüzde sorulan başka bir soruya göz atalım.

OSMANLILAR BAŞKA BİR ÇARE BULAMAZ MIYDI?

Günümüzde belki de en fazla sorulan sorulardan bir tanesi de “Osmanlılar başka bir çare bulamaz mıydı?” oluyor. Aslında Osmanlılar kardeş katline çare buldular, I. Ahmed devrinde oluşan Ekber ve Erşed Sistemi kardeş katli meselesine son vermese de büyük çapta çözüm olmuştur. Ekber ve Erşed sistemi dediğimiz sistem ismini “Ekber” yani en büyük ve “Erşed” en olgun anlamlarına gelen kelimelerden alıyor. Bu sisteme göre taht artık babadan oğula değil en büyük erkek hanedan mensubuna geçiyordu. Bu sistemin çıkışı da ihtiyaç hasıl olduğundan dolayıdır. Bu ihtiyacın oluşma nedeni ise Sultan Ahmed’in tahta çıktığında çok küçük yaşta olmasıdır. Öyle ki sünneti bile tahta çıktıktan sonra yapılmıştır.

I. Mustafa
Sultan I. Mustafa Portresi

Bir diğer sebep ise o dönemde çıkan salgın hastalıktır. Çoğu kaynak bu hastalığın kızamık olduğunu belirtmektedir. Sultan Ahmed ve Şehzade Mustafa o dönemde hastalık geçirdiler. Sultan Ahmed’in erkek evladı olmadığından dolayı ve bu hastalığın hanedanın sonunu getirme ihtimalinden dolayı Sultan Ahmed kardeşi Şehzade Mustafa’ya dokunmadı. Salgın hastalığın payitahtta etkisini kaybetmesine ve daha sonra ise Sultan Ahmed’in Osman ve Mehmed adında çocukları olmasına rağmen Şehzade Mustafa’nın canına dokunulmadı. Bu olayda ise Mahpeyker Kösem Sultan’ın büyük etkisi olduğu söylenmektedir. Zira Sultan Ahmed’in büyük evladı Şehzade Osman (geleceğin Genç Osman’ı) en büyük şehzadeydi ve Kösem Sultan’ın çocuğu değildi. Tahta geçtiğinde yapacağı ilk iş küçük kardeşlerini boğdurtmak olacaktı ki Kösem Sultan da böyle bir duruma asla razı olmazdı. Özetle Sultan Ahmed, bazı kaynaklara göre Kösem Sultan’ın; bazı kaynaklara göre de gelecekte II. Osman’ın kayınpederi olacak Hocazade Esad Efendi’nin araya girmesiyle Şehzade Mustafa’yı idam ettirmedi. Böylelikle Ekber ve Erşed sistemi ortaya çıktı, sanıldığı üzere ani olarak verilmiş ve yürürlüğe girmiş bir karar değildir.

Ekberiyet ve Erşediyet Sistemi’nin Zararları

Osmanlı’da I. Ahmed devriyle başlayan Ekberiyet ve Erşediyet Sistemi, kardeş katli olarak adlandırılan hanedan içi idamları büyük ölçüde bitiren bir sistem olmuştur. Şimdi ise yazımızın en can alıcı kısmına geldik, Osmanlı Hanedanı’nı kan emici olarak lanse eden kesimlerin tarih şuurundan bihaber olduğunu daha net bir şekilde anlayacağız. Ekber ve Erşed Sistemi gelene kadar Osmanlı Hükümdarları çoğunlukla tahtta hak sahibi olan hanedan mensuplarını idam ettirerek ikilik çıkmasını önlediler. Bunlardan bazılarını yazımızın belli kısımlarında bahsettik, bazılarını ise sizin araştırma şevkinize bırakıyoruz. Ekber ve Erşed Sistemi gelene kadar tahtından indirilip şehit edilen hiçbir padişaha rastlayamazsınız.

Aralarında sadece Sultan II. Beyazid istisnası bulunmaktadır. Bu olayda da II. Beyazid’in hatası vardır. Türk ananelerine göre padişah hayattayken herhangi bir oğluna tahtı teslim edemez (birden fazla oğlu varsa), padişah öldükten sonra oğulları arasında taht mücadelesi olur ve galip çıkan tahtı ele geçirir. Sultan II. Beyazid hayattayken Şehzade Ahmed’i İstanbul’a çağırarak tahta çıkarmak istedi. Şehzade Selim (geleceğin Yavuz Sultan Selim’i) ve Şehzade Korkut da haklı olarak bu duruma karşı çıktılar.

Genç Osman'ın İdamı
Sultan II. Osman, zorbalar tarafından alıkonulup halkın arasından geçirilirken

Sultan I. Ahmed, Osmanlı’nın 14. Padişahıdır. Bahsettiğimiz gibi, 14 padişaha kadar tahtından herhangi bir zümrenin zorbalığıyla indirilen bir padişah yoktur. Zira bu zümrelerin elinde mevcut padişahı tahttan indirdikten sonra yerine koyabileceği bir varis bulunmuyordu. Bu da devletin iç karışıklığa sürüklenmesini önlüyordu fakat Ekber ve Erşed sistemiyle durumlar değişmeye başlamıştı. Bu sistemden sonra çoğu Osmanlı Padişahı tahtından indirildiler ve şehit edildiler.

Sultan II. Osman (Genç Osman), çıkan yeniçeri isyanı ile şehit edilerek tahttan indirildi; Sultan İbrahim, Sofu Mehmed Paşa ve taifesi önderliğinde çıkan isyan sonucunda tahtından indirildi daha sonra da idam ettirildi; Sultan IV. Mehmed, II. Mohaç bozgunundan sonra askerlerin çıkardığı isyan sonucunda tahttan indirildi; Sultan II. Mustafa, “Edirne Vakası” olarak adlandırılan Yeniçeri isyanı ile tahttan indirildi; Sultan III. Ahmed, Patrona Halil İsyanı ile tahttan indirildi; Sultan III. Selim, Kabakçı Mustafa İsyanı ile tahttan indirildi ve idam edildi; IV. Mustafa, Alemdar Mustafa Paşa İsyanı ile tahtından indirilip idam edildi; Sultan Abdülaziz, 30 Mayıs Darbesi ile tahttan indirildi ve sonra ölü bulundu(öldürüldüğü muhtemel); Sultan II Abdülhamid, 31 Mart Vakası ile tahttan indirildi.

kardeş katli
31 Mart Vakas’ında İttihat ve Terakki’nin oluşan yeni rejimi muhafaza etmesi için Makedonya’dan getirttiği Avcı Taburları

Bu olaylara bakılacak olursa Ekber ve Erşed Sistemi, Osmanlı İmparatorluğu’nu çöküşe götüren en önemli sebeplerden biridir. Ekber ve Erşed ile birlikte taht resmen çeşitli zümrelerin oyuncağı haline gelmişti. Bu zümreler bazen askerler oluyor, bazen devlet adamları oluyor bazen de harem içerisindeki nüfuz sahibi padişah eşleri olabiliyordu. Böylelikle devlete tam bir anarşi hakim oluyordu.

Kafes Sistemi’nin Zararları

Sultan I. Ahmed’in devriyle başlayan Ekber ve Erşed sistemiyle birlikte şehzadeler “Kafes” ya da bir diğer adıyla “Veliahd Dairesi” olarak bilinen yerlerde ev hapsinde tutulmaya başladılar. Sultan I. Ahmed’in kardeşi ve ileride tahta geçerek I. Mustafa olacak 15. Osmanlı Padişahı da bu kafeslerde yaşamını sürdürmeye başlamıştı.

Sultan I. Ahmed vefat ettikten sonra, Ekber ve Erşed Sistemi gereğince Şehzade Mustafa tahta geçti. Kafes Sistemi’nin verdiği en büyük zararlardan biri de insan psikolojisini alt üst etmesiydi. Hayatınızı bir dairenin içerisinde geçirdiğinizi ve her an canınızın tehlikede olduğunu hayal edin, bu şartlar altında psikolojinizin normal kalması mümkün değil.

kardeş katli
Topkapı Sarayı’ndaki Veliahd Dairesi olarak bilinen yapı, şehzadeler bu dairede gözetim altında tutuluyorlardı

Sultan I. Mustafa’nın da akli dengesinin bozuk olduğunu bilen devlet ileri gelenleri, tahta çıktığı zaman psikolojisinin düzeleceğini düşünerek I. Mustafa’nın cülusuna rıza gösterdiler. Sultan Mustafa’nın tahta çıkışından sonra doktorlar onu tedavi etmek için ellerinden geleni yaptılar. Bu sırada devleti naibe olarak Halime Valide Sultan idare ediyordu. Sultan Mustafa’nın tedavisinden bir netice alınmadığı gözlemlenince de devlet yönetiminde büyük söz sahibi olan Darüssaade Ağası Mustafa Ağa, Vezir-i Azam İran seferinde bulunduğu esnada şeyhülislam ile sadaret kaymakamını I. Mustafa’nın devleti idare edemediği hususunda ikna etti. Askerlere maaş (ulûfe) dağıtılmasından dolayı Divan-ı Hümâyûn’un toplandığı gün, I. Mustafa hal edildi ve yerine II. Osman tahta geçirildi. Maalesef bu ruhsal bozukluklar, I. Mustafa ile de sonlanmıyor ve diğer Osmanlı padişahlarında da yer yer gözlemleniyordu.

Kafes Sisteminin bir diğer zararı ise Orhan Gazi devrinde başlayan “Sancağa Çıkma” uygulamasının son bulmasıydı. Bu uygulama sayesinde şehzadeler çeşitli sancaklara yönetici olarak atanarak bu sancaklarda devlet adamlığının gerekliliklerini tecrübe ediyorlardı. Ayrıca eğitimlerine de bu sancaklarda hocalarıyla birlikte devam ediyorlardı. Ekber ve Erşed Sistemiyle birlikte Kafes Sistemi de uygulanmaya başlayınca şehzadeler merkezde kalarak devlet tecrübesinden yoksun olarak yetiştiler. Tahta çıkan şehzadelerin çoğu devlet tecrübesini padişah olduktan sonra edinmeye başlamışlardı. Bu da tecrübesiz ve devlet adamlığından yoksun padişahların yanlış kararlar almasına ve böylelikle de devletin bir yokuşa sürüklenmesine sebep oldu.

Fatih Kanunnamesi’nde Kardeş Katli

Osmanlı’yı Ekber ve Erşed öncesi ve sonrası olarak iki ayrı evrede incelediğimizde kardeş katli uygulamasının ne denli gerekli olduğunu çok net bir şekilde anlıyoruz. Öyle ki Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın deyimiyle “Ateşli Silahlar Mareşali” olan ve bir çağ kapatıp yeni bir çağ açan Fatih Sultan Mehmed Han bile kanunnamesinde:

“Ve her kimesneye evladımdan saltanat müyesser ola, karındaşların nizam-ı alem içün katl etmek münasiptir. Ekser ulema dahi tecviz itmiştir. Anında amil olalar.”

Fatih Sultan Mehmed’in bu maddeyi kanunnamesine koymasının en büyük sebebi Fatih Sultan Mehmed’in devlet tecrübesi ve geçmişte yaşanan olayları iyi okumasıdır. Kardeş katli uygulaması Osmanlı’da ne zaman sonlandıysa, o zaman gerileme ve kargaşa dönemi başlamıştır.

Kardeş Katli de neymiş, Kur’an-ı Kerim’de izin var mı?

Kardeş Katli’nin tartışıldığı mecralarda Osmanlı’yı ve hatta monarşi ile yönetilen devletleri yorumlayamayan insanların sorduğu bir diğer soru da “Kur-an’da var mı?” oluyor. Aslında bu sorunun sorulmasına ciddi derecede şaşırıyorum, zira soruyu soranların büyük çoğunluğu din ile uzaktan yakından alakası olmayan ve sadece Osmanlı’yı tenkit etmek için bu soruyu soran kimseler.

Soruya vereceğimiz cevaba gelecek olursak, evet Kur’an-ı Kerim’de Kardeş Katli’ne izin var. Bakara Suresi’nin 191. Ayet’inde:

“Vaktulûhum haysu sekıftumûhum ve ahricûhum min haysu ahracûkum vel fitnetu eşeddu minel katli, ve lâ tukâtilûhum indel mescidil harâmi hattâ yukâtilûkum fîh(fîhî), fe in kâtelûkum faktulûhum kezâlike cezâul kâfirîn(kâfirîne).”

Buyruluyor. Burada geçen:

“vel fitnetu eşeddu minel katli”

cümlesi “Fitne adam öldürmekten büyük günahtır” anlamına geliyor. Şimdi dönün ve kendi vicdanınıza sorun, devlette ikilik çıkartan herhangi biri fitne değil midir? Ekber ve Erşed Sistemi öncesi Savcı Bey, Dündar Bey ya da yazımızda yer vermediğimiz başka bir örnek I. Süleyman’ın oğlu Şehzade Beyazid fitne değil miydi? I. Süleyman’ın oğlu Şehzade Beyazid babası hayattayken isyan ederek Şehzade Selim ile savaşa tutuştular, Konya önlerinde yapılan savaşta iki Osmanlı gücü çarpıştı ve binlerce kişi öldü. Şimdi tekrar vicdanınıza soruyorum, Şehzade Beyazid en başta idam edilseydi de binlerce insan hiç ölmeseydi, kadınlar dul çocuklar yetim kalmasaydı daha iyi değil miydi?

Osmanlı’da bulunan onlarca alim ki onlar devrin alimleri de sayılır, kardeş katli meselesine muhalefet etmemişlerdir. Molla Gürani, Molla Fenari, İbn-i Kemal, Zembilli Ali Efendi, Ebussuud Efendi gibi daha saymadığım onlarca alim dönemlerinin padişahlarına bu konuda tek kelime etmemişlerdir. Bu yüzden kardeş katli meselesini iyi anlamak ve yorumlamak gerekir.

Osmanlı’nın Fedakarlığı

Osmanlılar; devletin istikbali tehlikeye düşmesin, iç karışıklık yaşanmasın ve Türk Devletleri’nin çoğunun başına gelen akıbet onların da başına gelmesin diye kardeşlerinin canından hatta öz evlatlarının canından bile vazgeçmişlerdir. Ancak ne talihtir ki, tarih boyunca hep yanlış anlaşılmışlar ve haksızlığa uğramışlardır.

Abraham Ortelius’un 1579’da Anvers’te basılan haritası, altta “Türk İmparatorluğu” yazıyor.

Bazı kesimlerin tarih bilgisizliği ve olaylara at gözlüğüyle bakmasından dolayı “Taht için kendi kardeşlerini ve evlatlarını katleden Osmanlı” gibi yorumlar yaptığını üzülerek görmekteyim. Osmanlı’ya yapılan haksızlıklara ithafen değerli tarihçimiz Prof. Dr. Halil İnalcık:

“Ben tarihte Osmanlı kadar yanlış anlatılan ve yanlış anlaşılan başka bir devlet görmedim”

demiştir. Kardeş katli meselesi için değerli tarihçimiz Prof. Dr. İlber Ortaylı ise şu cümleleri kullanmıştır:

“Osmanlı tarih yazıcılığına musallat olan bazı ön yargıları değiştirmek zorundasınız. Kardeş katli hükümdarların keyfine ve karakterine bağlı bir olay değildir. Yapılması gereken bir müessesedir. Osmanlı hükümdarının kardeşi sizin kardeşiniz değildir. Kardeşinizle miras kavgasına tutuşmanız ayıp olabilir, kardeşinizi haksız yere dövmeniz gaddarlık olabilir ama Osmanlı hükümdarının kardeş sevgisi ve toleransının sınırlı olması gerekir. Çünkü memleketin veraset kurumları ve iktidar anlayışı bugünkü gibi oturmamıştır. Hatta Cengizhan’ın bile veraset anlayışında bizimkine göre çok yumuşak olduğu görülmektedir ama bu Osmanlı için mümkün olmayan bir şeydir.”

Yazımı bir diğer değerli tarihçimiz Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil’in şu sözleriyle noktalamak istiyorum:

” Osmanlı Devleti, farklı din ve milletlere mensup çeşitli unsurları arasında sağlam bir ahenk teşkil etmiştir. İlme, sanata ve insanlığa asırlarca faydalı olmuştur. Yorulmuş, üzülmüş, kanını dökmüş, kardeşine kıymış, ölmüş ancak dinî, insanî ve vicdanî ideal ve prensiplerinden asla taviz vermemiştir. Geniş insan toplulukları nezdinde sosyal adaleti tesis etmekle dünya tarihinde kudretli ve cihanşümul bir siyasi varlık göstermiştir. Ancak onları en çok üzecek ve gerçekten öldürecek olan darbe, tüm fedakârlıklarına rağmen kendi asli unsurları olan Türkler ve ayağına diken batmasın diyerek çabaladıkları İslam milleti tarafından dahi anlaşılmamaları, iftiraya uğramaları, yalan yanlış ifadelerle tanıtılmaları olacaktır.”

Kaynakça:

  • Prof. Dr. Osman Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, s. 85, 86, 121, 139.
  • Prof Dr. Abdülkerim Özaydın, Sultan Muhammed Tapar Devri Selçuklu Tarihi, s. 140.
  • Aşık Paşazâde Tarihi, s. 48, 49, 50.
  • Prof Dr. Erhan Afyoncu, Sorularla Osmanlı İmparatorluğu, s. 35, 36, 64, 65, 66, 74.
  • Prof Dr. Ahmet Şimşirgil, Kayı I, s. 9, 54, 55.
  • Yunus Emre
    1 hafta önce

    İnsanların bakış açılarını değiştirecek çok güzel yazı olmuş. Eline sağlık.

    1
    yorum beğen
    • Batuhan Uzun
      1 hafta önce

      Yorumunuz için çok teşekkürler, bir nebze olsun faydalı olabildiysek ne mutlu.

      0
      yorum beğen
  • Furkan Karabulut
    1 hafta önce

    Çok güzel yazı olmuş . Tebrik ederim. Yalnız Fatih kanunnamesine göre kardeş katli bölümünde 2.beyazıddan fatihin babası diye bahsetmişsiniz. Bu hatayı duzeltebilirseniz severim . Ayrıca şu bilgiyide eklemek isterim. Imam-ı azama göre ulemanın padişaha biatı avamı bağlar. Eğer bu biata itaat etmeyen olursa katlı vaciptir demistir . Bir şehzadenin yetiştirilme usulü zaten onu apaçık isyankar hâle getiriliyor. Dinen caiz olduğunun bir kanıtta budur.

    1
    yorum beğen
    • Batuhan Uzun
      1 hafta önce

      Yazıyı düzenledik, yorumunuz için teşekkürler.

      1
      yorum beğen