Ölü Ozanlar Derneği

Ölü Ozanlar Derneği – Kitap İncelemesi

Ölü Ozanlar Derneği önce kitap olarak basılmış ardından film olarak çekilmiştir. Bizler de bu içeriğimizde Ölü Ozanlar Derneği‘ni kitap olarak ele alıp incelemesini yapacağız. Hazırsanız başlıyoruz.

Ölü Ozanlar Derneği Kitabının Konusu Nedir?

Welson Akademisi, katı disiplinlerle öğrenci yetiştirmeyi kendine ilke edinmiş bir okuldur. Çevresinde ve hatta tüm ülkede bu özelliğiyle ünlenmiştir. Okuldaki öğrenciler ve öğretmenler bu kurallara sıkı sıkıya bağlı kalmaktadırlar. Fakat bir gün okula yeni bir edebiyat öğretmeni gelir. Bay Keating bu okulun eski mezunlarındandır ve bu okulda yetişmesine rağmen hayata tamamen farklı bir pencereden bakmaktadır ve sınıfına girdiği her öğrenciye de bunu aşılamaya çalışmaktadır. Tabii ki öğrencilerdeki bu değişim disiplin hastası yönetimin dikkatinden kaçmamaktadır. Öğrenciler yavaş yavaş Bay Keating ile yakınlaşıp kendi benliklerini bulurken okulun kurallarından uzaklaşıp ”Ölü Ozanlar Derneği’ne” sığınmaktadırlar. Bu değişimin sonu ne olacak? Sistem mi, öğrenciler mi kazanacak?

Robotlaşmış Zihinler – Düşünemeyen Beyinler

Kitapta çok derin bir sistem eleştirisi yapılıyor aslında. Okul başarılı öğrenciler çıkarıyor, her sene onlarca mezun veriyor ve yönetim elbette bunlarla gurur duyuyor. Fakat kitaba baktığımızda öğrenciler mutsuz. Kendi istekleri yok ve hatta öğretmenlerin sordukları soruya kendi istedikleri cevapları bile veremiyorlar. Öğretmenleri hangi cevabı istiyorlarsa onu veriyorlar. Akıllarına takılan herhangi bir soruyu soramıyorlar zaten zamanla da bir şeyi merak etmeyen birer robot halini alıyorlar. Çünkü öğrenciler söylenen her şeye sorgusuz sualsiz ”evet” diyor ve susuyor. Sustukça yönetim bunu bir ”başarı” olarak görüyor ve kendi istediklerini zorla karşı tarafa empoze ediyor. Ve elbette aileler de yönetimi destekliyor.

Aile Baskısı ve Sistemin Öldürdüğü Hayatlar

Bilirsiniz hepimizin hayalleri vardır. Hepimize küçükken ”ne olmak istiyorsun?” diye sordular. Cevaplarınızı hatırlıyor musunuz? Klasik cevaplardan oluşuyordu yanıtlarımız. Çünkü biz bile ne olacağımızı bilmiyorduk. Hepimizin ailesi tarafından bize biçilmiş sıfatlar vardı ve karşı çıkacak cesareti kendimizde bulamıyorduk. Doktor, öğretmen, mühendis… Hepimiz çevremiz ne isterse o olmak istiyorduk. Belki içimizde bir çiftçi yatıyordu ama diyemiyorduk. Belki fotoğrafçı olup en güzel fotoğrafı sergileyecektik ama sistem izin vermiyordu. İşte kitapta da aileler tam bu konumda. Örneğin, sosyal etkinlik seçimlerinde okul tarafından seçimler yapılıyor. Ve kitapta bir karakterimiz tiyatroya ilgi duyduğunu söylüyor. Fakat bu yönetim tarafından reddediliyor. Gerekçesi ise diğer ”önemli” derslerini reddetmesi. Hemen aşağıya size kitaptan geçen bir bölümü bırakmak istiyorum. Çocuğunun isteklerine karşı babasının tepkisine sizler de tanık olmalısınız:

”Tıp fakültesini bitirip kendi ayakların üzerinde durduğun zaman istediğini yaparsın. O zamana kadar benim dediğim olacak.”

Ölü Ozanlar Derneği

Tabii ki Bay Keating ile geçen dersler etkisinde kalarak cesaret edip gizlice seçmelere katılıyor öğrenci. Ve tahmin edin ne oluyor? Seçiliyor! Hem de başrol olarak. Elbette bunu ailesinden gizli yapıyor çünkü babası asla ama asla böyle bir şeye izin vermiyor. Oyunun oynandığı gün Bay Keating ve en yakın arkadaşları gururla seyrediyor ve babası da orada oluyor. Ama yüzünde gururdan öte bir nefret okunuyor ve çocuğunu alıp eve götürüyor. O gece o çocuk babasının silahıyla kendini vuruyor. Peki sizce bu bir intihar mıydı cinayet miydi? Bana ve yazara göre cinayetti. Çünkü o genç adam babasının ve bu okulun onu mutsuzluğa ittiğini defalarca anlatmıştı ama kimse onu dinlememişti. Bağıra bağıra gelmişti bu intihar. Ama sistem ve çevrenin baskısı ailelerimizi o kadar etkisi altına almış ki ”o ne der kaygısı” hayallerimizi tek tek katletmişti. Ve en yakınlarımız da buna en önden seyirciydi. Oysa her şey daha farklı olabilirdi…

Ama babam hayatımın geri kalanını benim

yerime planlamış durumda ve benim ne istediğimi hiç sormadı bile!

Ölü Ozanlar Derneği, N.H. Kleinbaum

Sisteme Sıkılmış Bir Kurşun: Bay Keating

Bay Keating, Welson Akademisi mezunu edebiyat öğretmeni. Oranın disiplinini almasına rağmen oraya karşı olan bir ”birey” olarak yetişmiş. Okumak için okumuş o okulda. Çünkü hiçbir zaman doğru bulmamış yapılanları ve eleştirerek düşünebilme yeteneğini kaybetmemeye çalışmış. En önemlisi sistemin kendini yenmesine izin vermemiş. Düşünmesini engelleyecek her şeyi ilk olarak o engellemiş. Ve kendine yeni bir felsefe edinmiş: Anı yaşa! Hepimizin unuttuğu bir şey değil midir aslında?

”Carpe diem” anını yaşa. O anın değerini bil ve ne olursa olsun yapmak isteyeceğin şeyden asla vazgeçme.

Bay Keating, Ölü Ozanlar Derneği

Disiplin, disiplin, disiplin! Katı bir disiplin ve her şeyin yok ettiği bir sistem. Robotlaşmış bireyler. Sıkılmış, bunalmış ve yok olmaya yüz tutmuş öğrenciler. Bay Keating bunları yaşamış birisi olarak bunlara karşı çıkıyor ve öğrencileriyle bambaşka bir iletişim kurma yoluna giriyor. Onlarla disiplin kurallarını rafa kaldırarak arkadaş olmayı tercih ediyor. Hepsine söz hakkı tanıyor hepsine birer ”birey” olduğunu hatırlatıyor. Bunu kendisi için değil; öğrenciler için yapıyor.

“Eğer bir şeyden eminseniz” dedi, herkes yavaş yavaş sırasına dönerken, “kendinizi buna birde başka açıdan bakmaya zorlayın; bunun yanlış yada aptalca olduğunu bilseniz bile. Okurken, sadece yazarın düşüncelerini değerlendirmeyin, kendi düşüncelerinize de önem verin.”

Ölü Ozanlar Derneği

Ütopik Bir Öğretmen – Öğrenci İlişkisi

Ütopik. Kelimenin tam anlamıyla ütopik diyorum. Bay Keating gelene kadar öğrenciler öğretmenlerine soru sormayı bırakın onların yüzüne bile bakamayan, onların yanında adım atamayan korkak birer robotlardı. Bay Keating geldikten sonra en azından bir öğretmene karşı durumlar değişmeye başlamıştı. Beraber şiir okuyor, dertleşiyor, gülebiliyorlardı. Düşünebiliyor musunuz? Aslında burada Bay Keating bir semboldür. Günümüzde hangimizin öğretmenleriyle böyle ilişkisi olmuştur ki? Elbette bu tarz öğretmenlerimizi tenzih ederek yazıyorum bu kısmı lütfen alınmayınız ama fotokopi veren üniversite hocaları, ezber yaptıran lise hocaları, dalga geçen ilk okul hocaları… Hiçbirimiz böyle bir hocaya denk gelmedik. En azından okul hayatım boyunca ben gelmedim. Her zaman ya tam kuralcı ya da baştan atan bir hoca oldu hayatımda. Bay Keating o yüzden farklı bir yere sahip benim kafamda.

Ölü Ozanlar Derneği

Hepimizin içinde kabul görme ihtiyacı vardır. Ama kendinize özgü olan şeylere, sizi farklı kılan özelliklere de inanmalısınız. Bu aptalca ya da pek popüler olmayan bir şey olsa da.”

Bay Keating, Ölü Ozanlar Derneği

Düşünün. Okumak istediğiniz bölümü soruyorlar ve çoğu hocanın yüz ifadesi dalga geçer gibi bir hal alıyor sanki içinde bulunduğumuz durumu daha da güzelleştirecekmiş gibi… Oysa bir cümleleri yeterdi de artardı bizi cesaretlendirmeye her şey bir adım atmayla başlayabilirdi. Ama her zaman sistemin yetiştirdiği kişiler tarafından eğitildik. Sonuç itibariyle mutsuz ve işsiz durumdayız. Eğer iş sahibiyseniz kaçınız kendi isteğinizi yapıyorsunuz? Kaçınız kapınızı şiir okuyarak, bir şarkı mırıldanarak açıyorsunuz? Cevap vereyim: hiçbirimiz.

Kendi sesinizi bulmaya uğraşmalısınız çocuklar ve harekete geçmek için ne kadar beklerseniz onu bulma şansınız o kadar azalır. Thoreau der ki, çoğu insan hayatını sessiz bir çaresizlik içinde yaşar. Bunu kabullenmek niye?

Bay Keating, Ölü Ozanlar Derneği

Hepimiz öyle veya böyle bu hayatı yaşıyoruz. Yaşamak zorundayız çünkü nefes alıyoruz. Bu kitaptan anladım ki anı yaşamak zorundayız. Bu yüzden Bay Keating‘e teşekkürlerimi sunuyorum. Eğer okumadıysanız kitabı okumanızı öneriyorum.

“Vakit varken tomurcukları topla, zaman hâlâ uçup gidiyor ve bugün gülümseyen bu çiçek yarın ölüyor olabilir.”

Bay Keating, Ölü Ozanlar Derneği

Bizleri Instagram ve Twitter hesaplarımız üzerinden takip edebilirsiniz. Diğer içeriklerimize de göz atmayı unutmayın!