Niteliksizliğe Adım: Her Şehirde Üniversite

Üniversite kurumu bir devletin gelişimi için kayda değer nitelikte bir öneme sahip. Önceki yazımda da belirttiğim gibi birçok liselinin hayali olan ve bugün üniversitede arzuladığı bölümü okumak isteyenlerin gece gündüz çalışıp, onlarca soruluk sınavlar sonucunda bir optik okuyucunun hayatını belirlediğini düşündüğü bir kurum halinde. Devletimiz de bunun farkında olacak ki her ile bir üniversite projesi ile 2006-2008 yılları arasında 41 üniversite kurarak faaliyetlerini devam ettirdi. Peki, bu kadar üniversite kurulmasının amacı neydi?

Neden hala her gün yeni bir fakülte açılma haberiyle uyanıyoruz, bu kadar fakülte gerekli mi, bu fakülteler nitelikli fakülteler mi ve istihdama katkı sağlayabilecekler mi? Yazımız, üniversitenin neden kurulduğundan başlayaraktan bu sorulara cevap vereceğimiz bir yazı olacak, iyi okumalar dilerim. Bu konudaki diğer yazıma göz atmak isterseniz buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Dünyada Üniversitenin Doğuşu ve Gelişimi

Dünyada üniversiteye kaynak olabilecek ilk kurum ‘akademia’ adı altında Atina yakınlarında ortaya çıkmıştır ve Platon’a kadar uzanır. Üniversiteye örnek teşkil etse de üniversite diyebileceğimiz ilk kurumlar 11.yy ve 12.yy arasında ortaya çıkmıştır. Üniversitenin gelişimini 3 başlık altında toplayabiliriz.

1-Ortaçağın kilise merkezli üniversitesi,

2-Ulus devletler dünyasının üniversitesi (Humbolt Üniversitesi) 

3- Bilgi toplumu üniversitesi (Multiversite, Girişimci Üniversite)

Bu kriterlere göre dünya üzerinde bilinen ilk üniversiteler Bologna ve Paris Üniversiteleri’dir. Bu üniversitelerde siyasi, bilimsel ve teolojik bilgiler öğrencilere aktarılmaktadır fakat Kilise’nin, Papa’nın etkisi yadsınamayacak derecededir. Lakin 16.yy’dan itibaren bu azalarak yerini devletin etkisine bırakmış ve üniversiteler ruhban sınıfından daha çok, kamu yöneticileri yetiştiren bir kurum olmuştur. 17.yy’a gelindiğinde kurum asillerin ve zenginlerin kurumu olmuştur desek herhalde yanlış söylemiş olmayız. Üniversitenin herkesin katılım sağlayabileceği bir yapıya dönüşmesi 19.yy dolaylarını bulur.

18.yy sonraları birçok Kıta Avrupası üniversitesi ünlü hükümdar Napolyon tarafından kapatılmış ve Fransız üniversiteleri devletin ideolojisine uygun bireyler yetiştirme amacına bürünmüştür. O zamanın güçlü devletlerinden Prusya’da buna karşı tepkiler ortaya çıkmış ve Humbolt kendi adıyla anılacak sistemi ortaya atmıştır ve bugün hala onun etkileri görülmektedir. Ona göre;

1- Üniversite, tüm bilim alanlarındaki eğitim-öğretimin, araştırma faaliyetleri ile birlikte ve bir bütünlük içinde yürütüldüğü bir kurumdur.

2- Üniversitenin mesleki ve teknik yüksekokuldan farklı olarak temel işlevi, herhangi bir mesleğe yönelik olmaksızın eğitim-öğretim ve araştırma yapmaktır.

3- Üniversitenin sahibi devlet değil millettir; devletin görevi öğretim üyelerini atamak, maaşlarını ödemek ve çalışmaları için gerekli özgürlük ortamını oluşturmaktır. Öğretim üyeleri ve öğrenciler dini veya siyasi hiçbir etki altında kalmadan özgürce araştırma ve eğitim yapabilmelidirler.

Son olarak Amerika’nın ve kapitalizmin gelişmesiyle beraber ortaya çıkan sisteme göre üniversiteler için şöyle bir sınıflandırma yapılmıştır.

1-Temel bilimsel ve uygulamalı araştırmalar ile “toplum” hizmetlerinin, üniversitenin temel işlevleri arasına girecek,

2-Mesleki öğretimin önem kazanması ve üniversitenin işlevlerinin yürütülmesi için kamu ve özel kaynaklardan giderek artan miktarlarda harcama yapılmasına başlanacak.

Biz bunu daha çok multiversite ya da girişimci üniversite adı altında inceliyoruz.

üniversite

Üniversitenin Amacı Nedir?

Üniversitenin yıllar önceki kuruluş amacıyla bugünkü kuruluş amacı arasında önemli derecede farklar vardır. Üniversite ilk kurulduğunda, hatta üniversiteden önce ‘akademia’ kurulduğunda amaç sadece ‘bilgi için bilgiydi’.

Üniversitenin amacı bugünkü gibi pratik bilgi değil, saf bilgiydi. Üniversite bilgiyi üretir, öğretir, sunar ve yayardı. Bugüne baktığımızda pratik bilgi üniversitenin bir amacı olmuş durumda.

Devlet, nitelikli kişilikler yetiştirip devamlılığını sağlama ve ekonomisini güçlendirme, öğrenci ise işsiz kalmama ve kendini geliştirme amacıyla üniversitelere bel bağlamış durumda.

Her üniversitenin kuruluş amacı ve gerekçesi başlangıçta belirtilir. Türkiye’deki üniversitelerin kuruluş gerekçesi ve amaçları her bölgeye eğitimi götürmek, sosyal ve ekonomik refahı artırmak olarak önümüze çıkıyor. Aynı zamanda üniversitelerin 81 ile dağılmasındaki sebeplerinden biri de fırsat eşitliği hakkının herkes için geçerli olmasını sağlamak ve bölgesel eşitsizlikleri gidermek.

Her İlde Bir Üniversite Olması Ne Kadar Gerekli?

Öncelikle yukarıda bahsettiğimiz gibi fırsat eşitliği hakkı ve bölgesel eşitsizliklerin giderilmesi bağlamında hükümetin bu konudaki tavrı ve uygulamaları doğru gibi duruyor. Kanımca da 81 ilde üniversite olmasının hiçbir sakıncası yok zira ekonomik düzeyi iyi olmayan aileleri düşünürsek fırsat eşitliği onlar için adeta bir sihirli değnek olacaktır. Bugün şehir dışında öğrenci okutmak asgari ücret ile çalışan ebeveynler için fazlasıyla zor, belki de imkansız. Bu bağlamda değerlendirecek olursak politikanın ne kadar doğru olduğunu görebiliriz ancak asıl sorun tam da burada başlıyor.

Politika gerçekten iyi niyetle hazırlanmış fakat unutulan şu ki üniversiteler bir binadan ibaret olamaz. Burada devlet üniversitelerinden bahsettiğim için vakıf üniversitelerinin apartman tarzında olmasından bahsetmiyorum bile. Öğretim kurumu belki 4 duvardan ibaret değildir ve mekanı yoktur ama üniversitelinin bir kampüsü olmazsa oraya da üniversite diyemezsiniz. Zira üniversite sadece öğretim kurumu değil, sosyal de bir kurumdur.

Açtığımız parantezi kapatalım ve konumuza dönelim. Asıl sorunumuz üniversitelerin çok olması değil, boş olması. Üniversiteyi yapmak mesele değil. Zaten üniversiteler her geçen günde apartman yapar gibi yapılıyor . Fakat üniversitelerin içini alanında yetkin öğretim üyeleriyle ve gerçekten başarılı öğrencilerle dolduramıyoruz. Bir örnek verecek olursak, bugün Türkiye’nin gözbebeği olan iki fakülte Tıp Fakültesi ve Hukuk Fakültesi. Tıp alanında ülke gerçekten gelişmiş olduğu için güzel sonuçlar elde edilebiliyor belki ama onlarca fakülte açılması sonrası, nitelik olarak düşük etik değerleri olan ve bu değerleri hiçe sayan, Hipokrat yeminini unutan, hastasına tedavi sonrası mesaj atan bir güruhla da karşı karşıyayız. Hukuk fakültesi sayısı her gün artıyor ve hukukçular dışında kimse de çıkıp demiyor ki, ”Kardeşim beş yıl sonra Türkiye’nin ihtiyaç fazlası binlerce avukatı olacak, peki bu insanlar ne iş yapacak?” Peki, soruyorum sizlere, gözbebeği iki kurum bile bu haldeyken niteliksiz diplomalı ve diplomalı işsiz sorunu nasıl halledilecek? Gereğinden fazla üniversite açılması ve nitelikli öğrenciler yetişmemesi, onları yetiştirecek öğretim üyeleri olmaması, problemin kaynağını oluşturuyor. Bugün bin 434 bölümde profesör öğretim üyesi 273 bölümde ise profesör, doçent, doktor öğretim üyesi bulunmuyor.

Üniversitelerin Özerkliği

Bu konuya da değinmeden geçemeyeceğim. 1961 Anayasası Türkiye’nin en demokratik anayasası olmuştur ki hatta darbe ile kaldırılmasının sebebi fazla özgürlükçü yapıda olmasıdır. Anayasanın en güzel maddelerinden biri de üniversitelerin özerk olmasıydı. Bugün YÖK denilen kurumun her kuruluş yıldönümünde tepkiler dile getirilmektedir. Peki, nedir bu özerklik? Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre Özerk; Ayrı bir yasaya bağlı olarak kendi kendini yönetme yetkisi olan (kuruluş) muhtar, otonom. Özerklik ise; Bir topluluğun, bir kuruluşun kendine özgü yasalarla kendi kendini yönetme hakkı, muhtariyet, otonom. Veya bir kişinin, bir topluluğun kendi uyacağı yasayı kendisinin koyması” şeklinde ifade edilmektedir. Üniversitelerde özerkliğin kaldırılmasının sebebi soğuk savaş ve siyasi cepheleşmenin artması olarak gösteriliyor. Politik insanlardan daha çok apolitik insanlar yaratılmaya çalışılıyor. Oysa üniversite bugün özerk bir yapıda olsa, üniversite kurumunun gelişimini Türkiye’de tahmin etmem olanaksız olurdu diye düşünüyorum.

Peki Çözüm Önerimiz Neler?

Öncelikle üniversitelere özerkliğin verilmesi ve YÖK kurumunun kaldırılması devrim niteliğinde olacaktır. Özerkliğin zor göründüğü bu dönemde ise kısa vadeli diğer çözüm önerilerimiz şunlardır:

Her ile üniversite açılmasının çözümü açıktır. Önce öğretim üyeleri sonra öğrenciler nitelikli olacak. Bunun yolu sistematik bir yapıdan ve öğrencinin bilgiye aç kalmasından geçmekte. Nitelikli öğretim üyesi bulmadan ve yetiştirmeden üniversite açılamayacak ve ileride diplomalı işsiz sorunu yaşamamak için 15-20 yılın belki 50 yılın hesaplaması yapılacak ve kontenjanlar ona göre açılacak. TÜİK kurumu devreye girerek iyi işler çıkarabilir. Devlet istihdam edemeyeceği bölümü açmayacak ve istihdam edebileceği bölümleri halka açıklayacak. Öğrenciler sosyal projelere teşvik edilecek. Örneğin ödüllü sosyal yarışmalar yapılabilir. Aynı zamanda güncel olduğu için belirtmekte fayda var. Bir üniversite öğretim üyesinin Türkiye’de sayısı bu kadar azken asılsız iddialara kurban edilip şevki kırılmayacak.

Bunlar devlet için gerekli olan çözüm önerilerimiz.

Bunun yanı sıra üniversitedeki veya herhangi bir eğitim kurumunda öğrenim gören her öğrencini kendini uyanık tutmasını, söyleşi, toplantı veya sohbet yoluyla fikirlerini geliştirmesini, şikayetçi veya rahatsız oldukları şeyleri mutlaka dile getirmeleri ve gerekirse toplanarak milli eğitim veya üniversite yönetimine toplu dilekçeler vermelerini ve asla sessiz kalmamalarını öneriyoruz. Tepki vermek bazı zamanlar herhangi bir şeyi değiştirmese dahi, sessiz kalıp kabullenmeye yeğdir, çünkü bir şeyleri değiştirmek için bir şeylerden rahatsız olmak ve bunları dile getirmek gereklidir. Bir üniversite öğrencisi üniversite içine hapsolmamalı devletin sağladığı birçok imkan varken bunları kullanmalıdır. Ne yazık ki bugün devletin imkanlarından bi’ haberiz. Belki yeterli tanıtım yapılmıyor fakat bizler de araştırmaktan yoksunuz. Bunun yanı sıra gençlerimiz için Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın aktiviteleri de gençlerimizin aklında bulunsun.

Bu yazımızda üniversite kurumunun gelişimini ve Türkiye’deki mevcut üniversite problemlerini inceledik, çözüm önerileri sunduk. Başka bir yazıda görüşmek dileği ile.

Akcan Tüfekci, A., Malkoç, S., Kızıltan, Ö. (2018). Akademisyenlere göre akademi ve akademik kültür. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 18 (1), 569-591

Durmus G. (2004). Üniversitenin Neliği, Akademik Özgürlük ve Üniversite Özerkliği. International Congress On Higher Education Edu. ISTANBUL, MAY 27-29

Sultan Kavili A. Türkiye Yeni Üniversitelerine Kavuşurken: Türkiye’de Yeni Üniversiteler. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi ­ 65-1

İbrahim O. Üniversite Özerkliği Nedir ? Bilim, Eğitim, ve Düşünce Dergisi. Mart 2004, Cilt 4, Sayı 1, Sayfa(lar) 07