fbpx
EdebiyatGenel

Niçin Kitap Okumalıyız?

Psikoloji okumak benim en büyük hayalimdi. Öyle ki 7. sınıftan beri istiyordum ve sonunda bu bölüme başlayacak olmak, bu bölümle bir şeyler yapacak olmak beni çok heyecanlandırmıştı. Okula başladığım ilk dönem Felsefeye Giriş dersimiz vardı. Eğer iyi bir hoca bu dersi veriyorsa etkilenmeniz de kaçınılmaz olur ki bende de durum böyle oldu. Dersteyken hocanın söylediklerini yarı anlıyor yarı anlamıyordum. Bir de düzenli okumayan biri olarak çok eksik hissetmiştim. Sokrates’in Savunması’nı konuşuyorduk, birtakım felsefî problemleri ele alıyorduk. Bölüm derslerimden çok daha kafa açıcı bir ders olmaya başlamıştı benim için. Ütopya/distopya gibi farklı kurgular çok dikkatimi çekmişti. (Sonrasında bu kurguları okuyor oldum.) İlgim ve alakam arttıkça bir yerden başlayarak düzenli okumayı düşündüm fakat o geç kalmışlık hissini asla atamadım. Herkesin okumuş olduğu klasiklerden birçok kitabı ben okumamıştım, konuşulan konulara çok yabancı kalıyordum. Bir kitap okuduğumda bir eksiğim kapanmıyordu daha fazla eksiklik hissediyordum. Tabii kendimi diğer insanlardan farklı görmek, okuyor olmak iyi hissettirmişti.

Kitap okumaya başladığımdan sonraki yıla kadar sayısal olarak çok kitap okumuştum. Hani bu “challenge” yapılır ya, yılda 100 kitap, 50 kitap gibi. Ben de kaptırmıştım kendimi bu şekilde. Asla 50 kitap bile bitiremedim bir yılda bunu belirtmem gerek. 🙂 Bana göre “çok fazla” okuduğumu düşünüyorum. İşin garibi doğru bir şey yaptığımı sanıyordum. Gerçi yanlış şeyler yapa yapa doğruya ulaşılır. Bu süreç aslında çok da iç karartıcı gelmiyor şu an. Üstelik birçok farklı kitap denediğim için yaklaşık 1-1.5 yıl sonra ne okumam gerektiğine dair ilgi alanım da şekillenmiş oldu.

Sayısal olarak okuduğum kitaplar arttıkça bir öncekileri unutmaya başladım. Sonra bir şeylerin ters gittiğini anladım. Gerçekten çok okumak mı önemliydi yoksa okumak mı? Yılda bir kitap bile faydalı olabilir miydi ya da nasıl okumalı ki insan aklında kalsındı okudukları; gerçekten aydınlatsındı yazılanlar onu? Aslında okuduğum değil de yuttuğum kitaplar olduğunu öğrendim. Öylece 1-2 hafta içinde, körü körüne okumuşum.

Çok Okumak Gerekli Mi?

Kişiden kişiye elbette değişir ama yeni kitap okuma serüvenine başlayacak olan biri için 2-3 günde bir kitap bitirmek çok da doğru olmayabilir. Tabii ne okuduğunuza göre de değişir. Teori okursanız ve 2-3 günde bitirirseniz 1 hafta sonra ne okuduğunuza dair bir fikriniz olmayacaktır. Bu sebeple teori kitapları daha dikkatli, notlar alınarak okunulmalıdır. Roman gibi daha kurgusal metinlerde ise metnin akışına göre siz de hızlanır ya da yavaşlarsınız. Bu kurgusal metinler mesajlıysa not olmanız güzel olur ama düz okunulup geçilecek bir kitapsa not almasanız da olabilir pek tabii.

Kendimden yola çıkmam gerekirse ben daha çok en baştan beri teori kitapları okudum. Teori olmasa bile muhakkak kitapta bahsedilenler psikolojiyle ilgiliydi ya da felsefe, sosyoloji ile. Örneğin Nietzsche Ağladığında Irvin D Yalom’un mükemmel bir kitabı. Kurgu ve gerçek karışık, elinizden bırakamayacağınızı garanti edebilirim. Ben bu kitaptan sonra Böyle Buyurdu Zerdüşt’ü okumuştum Nietzsche’nin. Bir önceki okuduğum referans olmuş gibiydi. Siz de belki ilk önce kurgusal olanı sonra da gerçek metni okuyabilirsiniz. Yine başka bir örnek çok tavsiye edilmese de genelde psikanaliz çalışmaları oluyor. Bir film ile psikanalitik analiz gibi şeyler. Psikanaliz okumalarına başlamadan önce buna ilişkin okumalara ya da video kayıtlarına ulaşmanız iyi bir referans olabilir. Direkt teorinin kucağına düşmek bazen insanın hangi yoldan gideceğine dair bir çıkmaza düşürebilir. Özellikle yeni okumaya başlayacaksanız.

“Herkes Anlayamaz O Kitabı”

Bazı kitaplar için şey denilir, bak okuyorsun ama onu anlamak için şunları da okumak lazım ya da herkes anlayamaz o kitabı. Franz Kafka’nın halkın anlamasına yönelik gayesi yoktu, hikâyeyi bilirsiniz. Arkadaşı yayımladı kitapları, yakmasını söylemesine rağmen. Bir insan kendi için bu kadar güzel kitaplar yazabilir mi, diye düşünüyorum çoğu zaman. Bir Dava’sı vardır, alt metinleri, çıkarımları, o öyle değil şöyle demeler… Kitap bir keşiftir aslında ama bazı kitap eleştirilerinde eleştirmenin bilim yaptığını hissetmesi gibi çıkarımlarını lanse etmeye çalıştığını görürüz. Oysa belki Dava o değildir de başka bir şeydir. Bilinmez. Bana sorarsanız okumak bağ kurmaktır, ortak şeyler paylaşmaktır. Eleştiriler de güzeldir ama sen hissettiğinle anladığınla kalırsın kitap bittiğinde. Bir eleştirmeni okudun diye onun hissettiklerini hissetmezsin meselâ. Belki yine onun hissettikleri doğru olandır ama yeni okumaya başlayıp kendini beslemekle sürdüreceğin bir ömür var. Kendini ne kadar beslersen o derece anlarsın alt metinleri de ama kimse sen anlamadın diye kızamaz; çünkü senin anladıkların da sana göre bir doyumdur. O yüzden ilk keşfimiz “his” olsun.

Kitabı Hissederek Okumak

Altını çizdiğiniz yerleri, devamlı elinizin gittiği kitapları düşünün. Okumanın öyle çok da gerekli olmadığını düşünebilirsiniz ama çok güzel hisler oluşur içinizde okurken. Buna dair en sevdiğim his bundan yüzyıllar önce yaşamış olan bir yazarın benim bir anda teselli vericim, dostum olması. Yüzyıllar önceki duygularını şu an ben de yaşıyor olmam. Duygular zaten değişmez. Duygu beslediğimiz nesneler değişir çağadan çağa. Bu sebeple kitaplar ölümsüzdür, bahsettiği duygular sonsuz bir gerçeklik taşıdığı için. Bundan yüzyıllar önce yazılmış bir kitap senin wifi gittiğinde yaşadığın endişe duygunu belki çok da bilemez ama endişenin ne olduğunu bildiği için yine aynı duyguda yakınlaşırsın yazarla. Bu yüzden kitap bir insandan daha fazla hissedilebilir olur. Niçin kitap okumalıyız sorusuna verilecek cevaplardan biri de budur: Hissetmek.

Kendini Okumak

Özellikle felsefî düşüncelerde çok fark ettiğim bir şeydir. Bazı kitaplar benim düşüncelerimle aynı doğrultuda ifade edilmiş olabiliyor. En çok kendimi okuyor gibi hissettiğim yazar Montaigne’dir. Denemeler’inde yazdıkları sanki ben yazmışım gibi, ben yaşamışım gibi. Bu yüzden kendimi okuyorum hissi yaratıyor. Kendime söylemekten çekindiğim şeyleri o kitaba yazmışım gibi yüzleşiyorum. Peyami Safa’da da aynı etkiyi görüyorum. Yalnızız’daki bahsettiği yalnızlık meselesi çok farklıdır ve düşüncelerimle örtüşür. Şu zamanlarda okuduğum Genazio’nun Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk kitabında da aynı yalnızlığı görebildim. Bir de bu vardır, kendinizi okudukça kendinizi okuduğunuz kitaplar da karşılaşır. Bir süre sonra çok farklı insanlardan çok farklı coğrafyalardan çıkan kitapların aynı şeyi anlattığını görürsünüz. Aynı fikirlerde buluşursunuz. Bu işin güzel kısmıdır pek tabii.

Kendinle Çatışmak

Kitap okumanız zor kısmı ise kendi fikirlerine ters düşen fikirleri okumaktır. İlk okumaya başlanıldığında zaten daha çok kendini okumak dediğimiz şey olur. Hep kendi düşüncelerine yakın düşünceler okursun ve çok da rahatsız olmazsın. İyi hissedersin fakat bir süre sonra tekrara düşersin. Yani gelişmezsin. Bu yüzden kendi fikirlerinle örtüşmeyen, aksini söyleye kitaplarla buluşmak çok daha faydalı olacaktır. Günümüzde önyargı dediğimiz şey de insanların farklı düşüncelere tahammül edememesinden kaynaklanır fakat biz okuyor olursak okuyan bir birey olarak farklı düşüncelere karşı sakin olup dinlemeye çalışabiliriz. Nedeni ise 300 sayfa karşı olduğumuz bir düşünceye saatlerimizi ayırmamız, sabrederek okumamızdan kaynaklıdır. Hoş, belki o 300 sayfada hak verdiğimiz yanlar da çıkacaktır. Bu da kendimizi geliştirmemiz için açılan bir kapıdır.

Okumak öyle kolay bir iş değildir. Ben de çoğu zaman zorlanıyorum bazen hiç okumadığım günler olabiliyor ama bugünlerde okumadığım için rahatsız olmam iyi hissettiriyor. Bir sonraki gün okumam için harekete geçiriyor. Belki şu an başladınız belki on sene önce bilinmese de sürdürmenin zorluğunu bilirsiniz. Zevk alacağınız kitaplar da olur, bitse de gitsem dediğiniz kitaplar da ama kitap okumak çok şey kazandırır insana. Bu şeylerden mahrum kalmamamız umuduyla.

Yazar hakkında

Araştıran, öğrenen ve aktarmayı seven; bilginin paylaşılması gerektiğine inanan biri. İletişim için: nidanuryagiz@gmail.com
Benzer yazılar
BilimGenelHayat

Seri Katil: Kalp Krizi

GenelİnançPolitikaTarih

Türkiye'de Alevi Olmak

DünyaGenelTarih

Tanrı'nın Kırbacı: Attila

GenelPsikoloji

Depresyon (Aslında) Nedir?

Abone ol ve son haberleri kaçırma

Bir yorum bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir