Nazi Almanyası’nda Türkler

Bilindiği üzere 20. yüzyıl insanlık tarihinin yönünü tamamen değiştiren, en önemli dönemlerden biridir. Ay’a bu yüzyılda gidilmiş, iki dünya savaşı bu dönemde yapılmış, sanayi, tıp, hukuk ve doktrinler bu yüzyılda daha da gelişmiş ve modern dünyanın temellerini oluşturmuştur. Nazi Almanyası da ele alınmalı tabii ki.

20. yüzyılda bir çok ülke arasındaki ilişkiler daha sağlamlaşmış veya daha da kötü hale gelmiştir, ancak tarihin bu kısmında Türk-Alman ilişkilerine değinilmemiş, değinilse bile yanlış ve propaganda ile siyasi bir amaç dahilinde insanlara aktarılmıştır. Bu yazımda ise asıl amacım “Türkler, Nazi Almanyası tarafından aşağı ırk kabul ediliyor, Türklerin, Almanların gözünde bir değeri yok!” türevi yanlış görüşleri düzeltmek ve sizlere tarihe farklı açıdan bakmanızı sağlamaktır.

nazi
Türk-Alman Dostluk Derneği üyeleri, Berlin’de “Nazi selamı” ile karşılanıyorlar.

Öncelikle Almanların, Türklere bakış açısını tam olarak kavrayabilmeniz için o dönemde Almanya’da yaşamış Türklerin günlüklerini, diplomatik yazışmalarını ve biyografilerini kullanacağım.

Nazi Almanyası’nda Türk Öğrenciler

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla eğitim sisteminde de değişiklik yapmayı düşünüyordu. Bu değişim planının ilk aşaması ise başarılı öğrencileri Avrupa ülkelerine göndermekti. Avrupa’da alanında uzmanlaşan öğrenciler, Türkiye’ye dönerek, burada öğrendiklerini öğrencilere, eğitmenlere ve uzmanlara aktaracaktı. Atatürk’ten önce ise böyle bir uygulama Osmanlı döneminde yapılmıştı. Resmi kaynaklara göre Almanya’ya ilk öğrenciler 19. yüzyılda gitmişti.

nazi
1917 baharında Berlin’e Türk çırakların gelişinin resmini içeren bir gazete kupürü.

1925 yılına gelindiğinde Atatürk’ün girişimleri sayesinde Berlin’de, Türk Öğrenciler Derneği kuruldu. Özellikle nasyonal sosyalizm döneminde Almanya’ya gidenlerin çoğunluğu üniversite öğrencileriydi. Eğitim gören öğrenciler devlet bursu alıyor, ihtiyaçları Türkiye tarafından karşılanıyordu. 1937’de 133 öğrenci Nazi Almanyası’nda eğitim görürken, 1939’da ise bu öğrencilerin sayısı 187 oldu.

Türklerin Ayrıcalıklı Konumu

Ekonomik olarak Türk öğrenciler bir hayli iyi durumdaydı: Uygun döviz kurundan dolayı Türk lirası çok değerliydi. Alman öğrenciler 100 ila 150 Mark’la geçinirken, Türk öğrenciler 650 Mark burs alıyordu. Bu nedenle Türk öğrencilerin çoğu Kurfürstendamm (o dönemde Berlin’de bulunan en lüks caddelerden biri) etrafındaki pahalı restoranlara gidebiliyor, tenis oynuyor, özgürce seyahat edebiliyor ve tatil yapabiliyordu. Almanya‘da olan Türklerin çoğunluğu Berlin’de yaşıyordu. Berlin‘deki Türkler ise birçok büyük Nazi yetkili tarafından el üstünde tutuluyordu. 

nazi
Türk öğrencilerin kaldığı ve gezdiği, meşhur Kurfürstendamm Caddesi, Aralık 1940

Çeşitli mektuplarda Goebbels ve Ribbentrop gibi Nazi büyüklerinin Türk Büyükelçiliğinin, Türk kulüplerinin ve derneklerinin tabii misafirleri olduğu görülüyor.

Bazı Talihsiz Olaylar

O dönemde Türklerin, Yahudi olmadıklarına dair Alman devleti tarafından verilen resmi belgeleri yanında bulundurması gerekiyordu. Ancak bu belgeleri çeşitli nedenlerle yanında bulundurmayanlardan bazıları, Almanlar tarafından, Yahudi oldukları zannedildiğinden çeşitli saldırıların kurbanı oluyordu. Örneğin o dönemde Almanya’da eğitim gören Şefik Okday, iki öğrencinin Nazi Paramiliter Askeri Örgütü (SA) timi tarafından çok şiddetli dövüldüğünü ve haftalarca yüzlerindeki çürüklerle dolaştığını anlatıyor. Aynı olay Türk Kültür Ataşesi Cevat Bey’in başına gelince, Hitler ile iyi ilişkisi olan Türk Büyükelçisi Kemaleddin Sami Paşa, Hitler’e şahsi protestoda bulunmuştu.

nazi

Almanların Türkleri Sevmesinin Nedeni

Birçok eski öğrenci anılarında, Almanların onlara Türk oldukları için ayrıcalıklı davranıldığından bahsediyordu. Örneğin 1937 ila 1942 arası Dresden’de kimya okuyan, Adnan Şener, Almanların Türklere karşı davranışının çok iyi olduğunu anlatıyor. Şener bunun nedenini, Alman ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı sırasındaki ittifakından dolayı olduğunu belirtiyor.

Yahudiler ile Türklerin İlişkileri

Almanya’ya giden öğrenciler genellikle kiralık evlerde yaşıyordu. Elbette yaşadıkları apartmanlarda Yahudi komşuları da vardı. Türklerin hakları o dönemde garanti altında olduğundan, Yahudi komşular bazı öğrencilerden yardım istiyordu.

1940’a kadar Berlin ve Leipzig’de okuyan Sedat Alp, Yahudi kadın kiracısının, kendisiyle evlenmek istediğini anlatıyor. Kadın bu evlilikle Türk vatandaşlığının koruması altına gireceğini ümit ediyordu. Ama Sedat Alp kadının isteğini reddetmişti.

Bir başka örnek ise Saadet İkesus’tan… İkesus’un, Yahudi kadın kiracısı İkesus’tan, koruma amaçlı kapıya takması için Türk kartvizitini istiyormuş. Hatta İkesus, kiracısının kutu içine yerleştirdiği mücevherleri ve değerli eşyaları kendisine emanet ettiğini, böylece Nazi baskınında mücevherlerin koruma altında olduğunu belirtmişti.

Savaş Esnasında

Türk öğrenciler, Polonya’nın işgalinden sonra ve İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcında Türkiye’ye geri çağrıldı. Ancak bu geçici bir önlemdi. Türkiye’ye dönen öğrenciler, Türkiye’nin savaşta yer almayacağı belli olduktan sonra, tekrar Almanya’ya gönderildi. Hatta savaş yıllarında Türk öğrenci sayısı daha da arttı. Türk hükümetinin gönderdiği burslu öğrencilerin yanı sıra, başka öğrencilerin de kendi imkanlarıyla Almanya’ya gittiği kayıtlara geçmiştir.

Ne yazık ki, müttefiklerin yaptığı Dresden Katliamı sırasında, Dresden’de yaşayan Türk öğrenciler de hayatlarını kaybetti.

Dresden, sivillerin yaşadığı bir şehirdi ve askerî açıdan hiçbir kıymeti yoktu. Stratejik açıdan da önemli bir konumda değildi. Buna rağmen önce İngiltere, Fransa ve ABD şehri tarihin en büyük bombaardımanı olarak kayıtlara geçecek şekilde yangın bombalarıyla bombaladı, daha sonra ise Sovyet ordusu şehri yağmaladı. Kayıtlara göre 200 binden fazla Alman sivil ve mülteci katledildi.

Bombaardımana ait görüntüler. Müttefikler özellikle şehri gece bombalamayı seçti, çünkü gece saatlerinde siviller evlerinde oluyordu…

Ek Olarak

Bir Türk öğrenci olan Achmed Talib’in 4 Kasım 1935 tarihli yüksek lisans sertifikası.
Türkiye’de operanın kurucularından olan Saadet İkesus, öğrencilik yıllarında Berlin’de bir radyo programında canlı konser öncesi selam veriyor.

Göreceğiniz üzere bir radyo programında Alman sunucu, “Hallo, Hallo! Türkiye’yi çağırıyoruz!” diyerek Nazi Almanyası’nın kalbinden Türkiye’ye sesleniyor. Sizler de eminsiniz ki Almanya gibi bir devlet, Türklerden nefret etseydi ülkenin başkentinden Türkçe radyo yayınları yaptırmaz, Türkçe konuşmaya izin vermez, hatta ve hatta ülkeye Türk almazdı. Ancak Türklere olan ilgi o kadar fazlaydı ki en üst düzey Naziler bile Türk öğrencilerin rutin toplantılarına katılıyorlardı.

Yine opera sanatçımız Saadet İkesus’un Almanca bir eseri.

Son Olarak

Göreceğiniz üzere sizlere bizzat Alman Federal Arşivi başta olmak üzere orada yaşamış, eğitim görmüş hatta buna tanıklık etmiş diplomatların notlarını, resmi yazışmalarını ve öğrencilerin biyografilerini sundum. Göreceğiniz üzere hem Alman tarafı hem de Türk tarafı, Türklerin herhangi etnik, dini veya psikolojik bir saldırıya uğramadıkları konusunda hemfikir. Sosyal medya başta olmak üzere, Türk-Alman ilişkilerini zedelemeye yönelik yalan ve yanıltıcı görüşlere böylece cevap vermiş olalım. Umarız ki Türk-Alman ilişkileri tekrar o dönemde olduğu gibi bir seviyeye gelir…

Kaynakça

  • Bundesministerium für Familie, Senioren, Frauen und Jugend
  • Initiative Demokratie Stärken
  • Das Bundesarchiv
  • Türkische Studenten im Deutschen Reich (TSDR)
  • TSDR: Bevorzugte Stellung
  • TSDR: Zeugen der Judenverfolgung
  • TSDR: Während des Krieges


Merthan Sierra
Merhaba, ben Merthan Sierra. Öğrenci pilot/havacıyım. Bununla birlikte tarih, antropoloji, mühendislik, askeri teknoloji, sinema ve sanat konusunda deneyim, bilgi birikimi veya ilgiye sahibim.