Nasıl Bir Anne(lik)?

Her yıl Mayıs ayının ikinci haftasının pazar günü kutlanılan Anneler Günü, her kültür için ayrı bir değerlendirmeyi de beraberinde getirmektedir. Bu yazı, bugünün biraz tarihçesinden bahsedip sonrasında anne(lik) kavramı üzerine tartışmayı amaçlamaktadır.

Anneler Günü

DuruAlan.com - Anna Jarvis'in Başarısı ve Anneler Günü
Anna Jarvis

Anna Jarvis isimli Amerikalı bir kadının annesinin ölümü üzerine onu yâd etmek için kutladığı bugün, sonrasında ulusal bir kutlama hâlini almıştır. Zamanla diğer ülkelerce de bugün kutlanmaya başlanmış, yıllık bir ritüel hâline gelmiştir. Aynı zamanda Antik Yunan’da da baharın anne(lik) ile ilişkilendirildiğini görmekteyiz. Bunun nedeninin daha çok toprak ana kavramıyla açıklanabileceği düşünülebilir. Hayat veren, yaratan şeyin toprak; bunun zamanının da bahar olduğunu düşünürsek Anneler Günü’nün bahar ayında kutlanması daha bir anlamlı gelmektedir.

Bir önceki paragraftan anlaşıldığı üzere aslında anne(lik) kavramı sadece doğurma eylemiyle değil farklı kavramlarla da ilişkilendirilmektedir. Algısal olarak belki aklımıza ilk gelen kendi annemiz olabilir ama anne(lik) sadece bununla sınırlı değildir. Öyle ki günümüzde bakım veren kavramı anne(lik) kavramı yerine daha çok kullanılmaktadır. Daha çok kullanıldığı yer tabii ki bilimsel makaleler. 🙂 Henüz toplumca kabul edilmiş bir kavram olduğunu şahsi olarak düşünmüyorum. Yine de bundan ne kadar bahsedersek o kadar duyulmasını da sağlayacağız temennisi içerisindeyim.

Tabii bu Anneler Günü ritüeli karşısında farklı ülkelerden farklı söylemler de görmekteyiz. Örneğin bizim ülkemizde de çokça söylenir, “Biz zaten her gün annemizle ilgiliyiz. Her gün bizim için Anneler Günü.”. Anneye olan saygı ya da sevgi kültürden kültüre oldukça farklılaşır. Burada mercek altına sürekli “Bizde anneye/aileye şöyle saygı duyulur, onlarda duyulmaz.” söylemi alınsa da aslında bu doğru bir tartışma olmayacaktır. Bizde ve onlarda öyle olması herhangi bir ahlaki çıkarım yapmamazı gerekli kılmaz. Burada farklı olan şey aile yapılarıdır. Dolayısıyla (genellikle) Batı toplumlarında gördüğümüz bu eksikliğe(?) “Gerçekten bir eksiklik midir yoksa farklılık mıdır?”, sorusunu sormamız daha yerinde olur. Yoksa bu bizi, “Avrupa’ya tuvaleti biz öğrettik!” söyleminden ileri gidemeyeceğimiz bir döngüde bırakacaktır. Denilmelidir ki kültürlerin birbiri üzerine üstünlüğü yoktur. Meseleye tekrar geri dönecek olursak anne(lik) kavramını açarak devam edelim.

Anne(lik)

Tanım olarak “anne olma hâli” denilebilir mi? Her ne kadar bunu tartışıyor olmak şu ana kadar getirilen görüşlerin ve inançların değişmesine yol açmayacak olsa da yine de konu gelmişken tartışalım. Sorumuz şu: Anne olmak için doğurmak mı gerekir?

Çocuk sahibi olamamak, ülkemizde hâlâ daha eksiklik olarak görülen bir olgudur. Bu yüzden toplumsal bir meseledir diyebiliriz. Gerek erkekte gerekse kadında bu işlevselliğin olmaması onları aşağılamak için bir sebep olarak kabul edilir. Oysaki bizler elimizde olmayan bir sebepten ötürü yargılanmayı hak etmiş olur muyuz? Karşıdaki bireylerin böyle bir hakkı var mıdır? Belki eskiden sadece kadında görülen bir eksiklikti doğur(a)mama hâli, çünkü doğurma eyleminin gerçekleşmesi için kadının hamile kalıyor olması lazımdı. Tabii bilimsel bilgilerin toplumun yargılarından oldukça geride olması dolayısıyla gördükleri şeyi doğru kabul ediyordu insanlar. Günümüzde eksik olanın(?) kim olduğunun tespiti bilimsel olarak yapılmaktadır. İnsanlar bu sefer de bu bilgilere göre yargılamaya çalışmaktadırlar.

Çocuk doğurma isteğinin Türkiye şartlarında belki konuşursak kadınların özgürlüğüne kalmadığını söylemek mümkündür. Özellikle Manisa’da yapılan bir araştırma bunu göstermiştir. Kadınların %27.1’i gebeliklerini istemediklerini belirtmiştir. Tabii ki istememelerini etkileyen faktörlerden biri ikinci çocuğa hamile kalmaları ya da ekonomik sebepler olarak da gösterilmektedir (Kitapçıoğlu ve Yanıkkerem, 2008). Şunu da görmekteyiz, aslında çocuk doğurmak, herhangi bir ekonomik sebeple ülkemizde çok da ertelenen bir eylem değildir. Daha çok nüfusun devamlılığı içinde devletin uyguladığı bir politika hâline gelmiştir. Ekstra bir bilgi, bunun tam tersinin olduğu örnekler de vardır. Özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra doğan her çocuğun aç kalacağı düşüncesiyle çocuk doğurmanın önüne geçilmeye çalışılmıştır (Şener, 2014). Aslında doğurma eylemi her devletin farklı değerlendirmelerini ve düzenlemelerini içermektedir. Özel olan gerçekten politiktir. 🙂

Anne Olmak

Anne olmak, her ne kadar kültürel tanımlamaları içinde barındırsa da bizim için altını ne dolduruyorsa gerçekte de odur. Tabii bu altını doldurduğumuz şeylerin bir kadının haklarını ihlal edecek, özgürlüğünü kısıtlayacak bir şey olmadığının da farkında olmalıyız. Bu konuda bilimsel araştırmalar okumak fikirlerimizi daha sağlıklı besleyecektir. Bunların yanı sıra şunu da söylemek isterim, bir seminerde bir kadın konuşmacıdan duyduğum bir şeydi. Çocuklarına sabah kahvaltı hazırlamak, onlarla ilgilenmek onu mutlu ediyormuş. Bu yüzden her gün bunu yapmaya devam edeceğini söylüyordu. Bahsedilmek istenen de tam olarak bu aslında. Herhangi bir gereklilik içermeyen, kişinin isteyerek yaptığı bir şey olmalı anne olmak ve anne olmanın beraberinde getirdiği davranışlar. Bu yüzden anne olmak bir zorunluluk olmamalı. Aynı şekilde doğurmak, anne olmanın ön koşulu değildir. Koruyucu aile olanlar, evlatlık edinen aileler de vardır. Hatta evlenmeniz bile gerekli şartlarda aranmıyor koruyucu aile olmak için. Buradan gerekli şartlara ulaşabilirsiniz.

Çocukları için güzel bir dünya çizmeye çalışan tüm annelere sevgilerle! Anneler Gününüz kutlu olsun!

Kaynakça

Kitapçıoğlu, G. & Yanıkkerem, E. (2008). Manisa Doğumevinde Doğum Yapan Kadınların Doğurganlık Öyküleri, Aile Planlaması Davranışı ve Doğum Sonrası Aile Planlaması Danışmanlığı, Ege Tıp Dergisi, 47 (2), 87-92. Retrieved from http://egetipdergisi.com.tr/tr/issue/31418/343752.

Şener, C. (2014). SOSYO-EKONOMİK POLİTİKALAR ÇERÇEVESİNDE “ÜÇ ÇOCUK” SÖYLEMİ VE ÇALIŞAN KADINLARIN ALGISI. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya. Retrieved from http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/5181/377711.pdf?sequence=1&isAllowed=y


Nida Nur Yağız
Araştıran, öğrenen ve aktarmayı seven; bilginin paylaşılması gerektiğine inanan biri. İletişim için: [email protected]