Mustafa İnan

Mustafa İnan – Bilimsel Çalışmaları ve İlkleri

Bundan bir önceki yazımda sizlere elimden geldiğince değerli bilim insanımız Mustafa İnan hocamızın hayatından bahsetmiş, tanıtmaya çalışmıştım. Yazımızın bu kısmında Mustafa İnan’ın bilimsel ilkleri ve çalışmalarını tanıtacağım. Hepiniz için faydalı içerik olmasını umut ediyorum. Keyifli okumalar.

Eğer yazının ilk kısmını okumadıysanız bir önceki yazıma şuradan ulaşabilirsiniz: https://birparcatuhaftik.com/dahi-bilim-insani-mustafa-inan-kimdir-1/

Mustafa İnan ve Eğitim Hayatı

Bundan önceki yazımda Mustafa İnan‘ın bu aşamaya kadar okuduğu okullardan bahsetmiştim. Okuduysanız biliyorsunuz artık, okumayanlar için hatırlatmak isterim Mustafa hocanın ömrü yoksullukla geçtiğinden okulda pek not tutmaz, arkadaşlarından ödünç aldığı kitaplarla çalışırmış. Fakat yine de tüm o yoksulluğa ve acılarına rağmen bu aşamaya kadar tüm okullarını birincilikle bitirerek mühendislik fakültesine girmeye hak kazanmıştır.

Yüksek Mühendis Mektebi aslında şu an hepimizin adını çok iyi bildiği bir üniversite. İstanbul Teknik Üniversitesinden bahsediyorum. Tabii o dönemde ismi Yüksek Mühendis Mektebi (1928) olarak geçiyordu, 1944 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi adını aldı. Mustafa İnan Yüksek Mühendis Mektebine birincilikle girdi. Burada da aynı şekilde sıkı çalışmasını sürdürerek birçok hocasının ve arkadaşının dikkatini üzerine çekti. Ve aynı şekilde Yüksek Mühendis Mektebinipekiyi” derecesi alarak birincilik ile bitirdi.

Mustafa İnan

Yurt Dışında Doktora Yapan İlk Bilim İnsanı

Elbette o dönem böylesine parlak zeka karşılıksız bırakılmayacaktı. Özellikle ülke adına değerlendirilmeliydi ama nasıl? Mustafa İnan devlet bursu ile Zürih’e gönderildi. Ve orada doktora yapmaya başladı. Bu Mustafa Hoca için inanılmaz bir fırsattı. Çünkü o ne kadar yurt dışında çalışırsa çalışsın ülkesine dönüp ülkesi adına beynini yorma taraftarıydı. Burada birçok konuyu çalıştı fakat dikkatini özellikle çeken bir konu vardı. Vrendel tipi köprülerin fotoelastisitesi konusu dikkatini fazlasıyla çekiyordu bunu ülkesinde uygulamak istiyordu. Bu konuyu araştıran ilk bilim insanı oldu. Böylece ”doktora’‘ derecesini artık kazanmıştı.

Mustafa İnan öğrenmek kadar öğretmeyi de seven bir insandı. Zaten tüm meseleler de bundan çıkıyordu. Herkes bilimin peşinden koşsun, herkes ülkesi adına faydalı olsun istiyordu. 1943 yılında bildiklerini herkes duysun diye ”Kayma Merkezi” adında bir makale yayımladı. Makale Türk bilim insanlarının yurt dışındaki ilk doktora çalışması olarak kayıtlara geçmiştir.

Bir Yıl Arayla Doçentlikten Profesörlüğe

Yurt dışında yaptığı çalışmalarla tanındıkça oradaki çalışma arkadaşları kalması için ısrarlarda bulunuyordu fakat değerli hocamız ülke adına çalışmayı her şeyden üstün tutarak ülkesine geri dönmeyi seçmişti. Şu an herkes yurt dışına kaçmanın bir yolunu ararken böylesine parlak bir zihnin o şartlar altında dönmek istemesi ne mucizevi değil mi? Ve döndü. Dönmesinin ardından Yüksek Mühendis Mektebi Teknik Mekanik ve Mukavemet Muallim Muavini olarak görevine başladı. Bu görev Mustafa hoca için yeterli olmadı. Durmadan çalıştı ve daima ileriyi hedef aldı.

1944 yılında doçent olarak görevine devam etti. Bilirsiniz doçentlik ile profesörlük arasında uzun yıllar geçmesi gerekir. Onlarca makale, onlarca araştırma, bir yığın emek gerekir bunun için. Fakat Mustafa Hocanın zihni adeta bir maden gibidir. Ve doçent olduktan sadece bir yıl gibi kısa sürede doçentlikten profesörlüğe yükseldi. Böylece ‘ doçent” unvanının yerine ” profesör” unvanı geçti.

Mustafa İnan: En Genç Rektör

Mustafa İnan profesör olduktan sonra hiç boş durmadı. Zaten hayatı boyunca hiç boş durmazmış. Daima bir şeyler düşünürmüş, böylesine bir zihnin boş durması mümkün müdür? Kendi fakültesi dışında diğer fakültelerde derslere girerken kendi alanını daha da geliştirmek istiyordu. Doktora yaptığı alanı tüm dünyaya yaymak istiyordu ama nasıl? Bunun için bir laboratuvar kurulmalıydı, kendisiyle birlikte öğrencileri de çalışmalıydı, görmelilerdi, anlamalılardı. Hiçbir şey ezbere dayalı olmamalıydı. Öğrenmeliler ve öğretmelilerdi. Mustafa İnan tüm bunları düşünerek üniversitede fotoelastisite laboratuvarını kurdu. Bu laboratuvarı kurduğu zamanda (1946-1954 yıllar arasında) Teknik Mekanik ve Genel Mukavemet Kürsüsü Başkanı olarak da görev yapıyordu. Aynı anda üniversitenin birçok işine birden koşuyordu. Mustafa Hoca kendini adeta parçalara bölmüş gibiydi. Ve tabii ki başarıları sonuçsuz kalmadı ve 1954-1956 yılları arasında İnşaat Fakültesi Dekanlığına atandı.

Dekanlık zamanlarında bilimsel çalışmalarını hızlandırdı. Öğrencileriyle arasına hiçbir zaman mesafe koymaz, onların derdini bizzat onlardan dinlermiş. Yöneticilikte, öğreticilikte ve bilimde sadece Türkiye’nin değil tüm dünyanın dikkatini çekiyordu Mustafa İnan. Hocamızı tüm dünya takdir etmek istiyordu ki İtalya bunu yaptı. 1957 yılında İtalyan hükumeti tarafından Grand Ufficale unvanına layık görüldü. (İtalyan hükumeti bu unvanı iyi yöneticilere veriyor.) Aynı dönemde Mustafa İnan 1957 yılında rektörlüğe atandı ve 1959 yılına kadar en genç rektör unvanını sırtladı.

Tam 11 Makale-Elastomekanikte İntikal Matrisi

Zaman 1959 yılındaydı Mustafa Hoca en genç rektör olma unvanını sırtlıyordu. Dünyada tam o esnada yapay uydu fırlatılma denemeleri yapılıyordu. Elbetteki Mustafa hoca bir bilim insanı olarak bunlara kayıtsız kalmıyordu. Düşünüyordu ve düşüncelerini sadece zihninde tutmak istemiyordu. Bunları öğretmek tüm dünyaya haykırmak istiyordu. Bu yüzden ilk makalesini kaleme aldı: ”Suni Peyklerin Yörünge Hesaplarına Dair Bazı Sonuçlar.”

Yeter miydi? Yetmezdi, zaten yetmedi de. Mustafa hoca tam 11 makale yayımladı. Bu araştırmalarını ”Taşıma Matrisi” kavramını daha iyi açıklamak, bilime daha iyi hizmet etmek adına yapıyordu. Zaten Mustafa hoca kendini hep buna adıyordu. Bunlar sonuç vermişti ve son makalesinde sonuca ulaştı.

”Elastomekanikte İntikal Matrisi” son makalesiyle ”Taşıma Matrisi” kavramını artık tanımlıyordu. Artık bu kavram karmaşıklıktan kurtulmuş bir tanım halini almıştı. Bu çalışmalarıyla da Mustafa İnan ”Dünyada taşıma matrisi üzerine çalışma yapan ilk bilim insanlarından” olma unvanına kavuşmuş oldu. Sonraları bu konuyu üniversite üniversite gezerek öğrencilerine tanıttı, öğretti. Çünkü her şeyini geleceğin kurtarıcısı olarak gördüğü bu genç nesil için yapıyordu.

Eşsiz Bir Eser-Cisimlerin Mukavemeti

Mustafa İnan bu eserini ilk olarak 1965 yılında kaleme almıştır. Fakat dönemin şartlarından dolayı ilk baskısı iki yıl sonra 1967 yılında yapılmıştır. Mühendisliğin temeline dair tüm bilgiler bu kitapta bulunmaktadır. Günümüzde hala kullanılmaktadır çünkü içerisindeki eşsiz bilgiler adeta altın değerindedir. Fakat zorlayıcı bir tarafı vardır ki dili biraz ağırdır. Kitabın 9. baskısını o dönem kürsüsünde asistan olarak bulunan gelini Prof. Dr. Esin İnan günümüz Türkçesi ile tekrar yayımlamıştır.

Mustafa İnan
Prof. Dr. Esin İnan

Her Alanda Bilgili Bir Bilim İnsanı

Bir bilim insanı düşünün ki kendini her alanda geliştirsin, her alanda öğrenmek ve öğretmek istesin. Öğrenmeye ve öğretmeye doymasın… İşte Mustafa İnan böyle bir insandır. Çünkü Mustafa İnan dil alanında da kendini geliştirmiş ve bu alanda da çalışmalar yapmıştır. Türkçe, Farsça, Arapça, İbranice, Yunanca üzerine çalışmalar yapmış bu diller üzerine uzun uzun araştırmalara girişmiştir.

Bu kadar araştırma yapıp bunu bir makale ile taçlandırmak, bildiklerini bizlere anlatmamak olmazdı değil mi? Elbette olmazdı. Dedim ya Mustafa Hoca biz öğrenelim isterdi! Bu yüzden bu bildiklerini de ‘‘Dil ve Matematik” isimli makalesinde toplamıştır. Böylece Mustafa İnanın bilimsel ilklerine ve çalışmalarına bir yenisini daha yeni ekliyordu. Günümüz edebiyatçıları bile makale yazmaktan acizken böylesine ayrı dalda bir profesörün makale yayımlaması dahilik değildir de nedir?

Mustafa İnan ve Bilimsel İlkleri – TÜBİTAK

Her şey yolunda gidiyor ama eksik bir şeyler var. Mustafa hocamız doymuyor, bilgi, bilgi diyor! Daha çok bilim, daha çok bilgi. Daha çok öğrenmek daha çok öğretmek istiyor. Bu yüzden bir enstitü kurulmasını arzu ediyor. Ve elbette tahmin edeceğiniz üzere sadece istemekle kalmıyor. TÜBİTAK yani Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunun kuruculuğunu üstleniyor.

1963-1967 yılları arasında TÜBİTAK Bilim Kurulu Üyesi olarak aynı kurumda görevine devam ediyor. 1967 yılında TÜBİTAK BAŞKANI seçildi.

Mustafa İnan, dahi bilim insanımız… Tüm ömrünü bilime adadı, tüm ömrünü biz gençlere, bu ülkeye adadı. Her şeyi ülkesini geliştirmek daha ileriye taşımak için yaptı. Gelen tüm teklifleri reddetti, isteseydi yurt dışında kalıp parlak bir yaşam sürebilirdi ama o hastayken bile tedavi amaçlı gitmeyi reddetmişti. Bu nedenle tedavi olamadan bu hayattan erken yaşta aramızdan ayrıldı. 5 Ağustos 1967 yılında sabaha karşı 04.30’da gözlerini yumdu ve bir daha açmadı. Bilim insanlarımızı tanıtan ilk yazımı bu dahi hocamız için yazmak için yazdım. İlk yazımda özel hayatına, yaşantısına değinmiştim. Umarım sizler için faydalı bir içerik olmuştur. Bu arada hocamızı daha yakından tanımak isterseniz ”Oğuz Atay: Bir Bilim Adamının Romanı” kitabını okuyabilirsiniz.

Mustafa İnan

Bizleri Instagram ve Twitter hesaplarımız üzerinden takip edebilirsiniz. Diğer içeriklerimize de göz atmayı unutmayın!

İstanbul Teknik Üniversitesi’nin kuruluş tarihçesini şuradan okuyabilirsiniz: www.itu.edu.tr