arama

Milliyetçilik ve Samimiyet

  • paylaş
  • paylaş
  • Mehmet Oğuz Turan

Unutmayalım, işlerimiz ve düşüncelerimiz samimi olmadığı sürece ne yaptığımızın ve ne düşündüğümüzün hiçbir önemi yok.

  21. yüzyılın ilk çeyreğini yaşamaktayız. İnsanlık, aradan geçen yüzyıllar karşısında sürekli olarak çalışarak, öğrenerek, teknik ve teknolojik bilgisini genişleterek bugünkü uzay çağına ulaştı. Bu bilgi birikiminin ardında geçmiş yüzyılların araştırmacıları, bilim insanları yatıyor.

  Batı, skolastik düşüncenin esaretinde ve karanlıklar içinde çırpınırken Doğu dünyasında pek çok bilimsel gelişme yaşanmış, tıptan astronomiye, mimariden matematiğe kadar tüm alanlarda müthiş bir ilerleme kat edilmişti, üzerinden asırlar geçmesine rağmen Avrupa okullarında okutulan pek çok eser bu yılların birer meyvesiydi. Ancak her ne olduysa ilim aşkıyla yanan İslam Medeniyeti’nin dünyayı aydınlatan göz alıcı ışıkları sönüverdi; hemen ardından bu büyük medeniyetin ihtişamlı dünyası, tarihin derinliklerinde kaybolup gitti. Geçen zaman içinde Doğu’nun büyük bilginlerinin ait eserler, mensup oldukları medeniyetin evlatları tarafından yakılırken kilise baskısını yıkarak aydınlanmayı yaşayan Avrupa, bu eserleri kendine rehber edindi. Orta Çağın bitişiyle birlikte yeryüzünde müthiş bir değişim yaşandı. Batı, eline geçirdiği bilim hazinelerini kullanarak, coğrafi keşifler sonucu bulduğu yeni toprakları sömürerek, buralarda yaşayan insanları köleleştirerek, akabinde Sanayi Devrimi’ni gerçekleştirerek olağanüstü bir ilerleme katetti. Doğu ise tam tersine, o eski güzel günlerini bir daha hiç yaşayamadı, her gün daha geriye düştü. 20. yüzyıla gelindiğinde ise Orta Asya ve Ortadoğu coğrafyası, “medeniyet denilen tek dişi kalmış canavar”ın eline düştü, kaynakları sömürüldü, “bağımsızlık” bu topraklarda uzun yıllar boyu hiç duyulmadı. Uçsuz bucaksız enkazın ortasında, Doğu dünyasının şerefini kurtarırcasına direnen, esarete mâhkum olmayan, bağımsızlığını kaybetmeyen, “tek dişi kalmış canavar”ın kalan son dişini de kırarak, anavatanını işgalden kurtaran bir tek devlet kaldı, işte o devlet Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyetiydi.

  Uzun yıllar yeryüzündeki tek Türk-İslam devleti olarak yaşamımızı sürdürdük. İkinci dünya savaşı sonrası İslam Devletleri, Sovyetler Birliği hapishanesinin dağılmasıyla da Türk Devletleri bağımsızlıklarını kazandı ancak bu devletlerin pek çoğu savaşlar, iç karışıklıklar ve isyanlar sonucu, yabancı güçlerin elinden kurtulamadı. Peki, tüm bu devletler yıllar boyu esaret altında yaşarken, pek çoğu hala daha bağımsızlığını tam manasıyla kazanamamışken Türk Milleti bunu nasıl başardı?

  Birinci Dünya Savaşı sonrası, Mondros ve Sevr’in (Türk Milletini yok etme projeleri) imzalanmasıyla memleketimizin her şehrinde, her köyünde müthiş bir milli bilinç uyanıklığı ve fedakârlık ruhu açığa çıktı. Mustafa Kemal Paşa önderliğinde örgütlenen bu milli ruh, düşmanı yurttan atarak istiklaline kavuştu. İşte bizi komşu kavimlerden ayıran en önemli fark bahsi geçen milli ruh meselesiydi. Pek çok millet, milli şuurunu ayaklandıramadı, toprakları işgal edildi ve milli varlıkları tehlikeye girdi.

  Buraya kadar anlattıklarım mazide yaşanan olaylardan ibaret ancak buradan sonra anlatacaklarım hepimize sorumluluklarını hatırlatacak cinsten! Geçmişte bu kadar yüksek bir şuura sahip olan atalarımız acaba bugünün gençlerini görseler ne söylerlerdi? Pek çoğumuz Facebook’ta, Instagram’da, orada burada sözde milli değerlerimizden taviz vermiyoruz, bayrağımızı, vatanımızı canımızdan çok seviyoruz, “bizden milliyetçisi yok” diyoruz, peki gerçekten yaptığımız işlerle söylediklerimizin hakkını veriyor muyuz? Kendi kültürümüzü, tarihimizi, dilimizi ne kadar iyi biliyoruz? “Kimse milletini benim kadar sevemez, her şey benden sorulur” havalarına girip kimliğimizden taviz mi veriyoruz, yoksa gerçekten kendimizi geliştirip okuyup öğrenip, donanımlı bir insan olmak için mi çabalıyoruz? Yalnızca çevre edinmek ve “arkam var” imajı yaratmak için mi milli görünüyoruz, yoksa her türlü kişisel menfaatimizi, ülkemizin çıkarları adına feda etmekten çekinmiyor muyuz? Güzel ahlak sahibi, ağzımızdan kötü söz çıkmayan insanlar mıyız yoksa iki lafımızdan biri çirkin sözlerden mi oluşuyor? Bu sorulara verilen cevaplar, biz gençlerin sahip olduğumuzu iddia ettiğimiz milli bilinç konusunda ne kadar samimi olduğumuzu gözler önüne serecektir.

  Son olarak bu yazıyı okuyan sizlerden ricam; bu yanlışların bataklığına saplanmış insanlardan uzak duralım, kendimiz de böyle yanlışlardan kaçınalım. Geçmişteki güzel günlerimize dönmek istiyorsak atmamız gereken ilk adım budur. Unutmayalım, işlerimiz ve düşüncelerimiz samimi olmadığı sürece ne yaptığımızın ve ne düşündüğümüzün hiçbir önemi yok.


  • Rüveyda
    4 ay önce

    güzeldi

    1
    yorum beğen