arama

Korku İmparatorluğu: III. Reich

  • paylaş
  • paylaş
  • Furkan KILINÇ
  • Beğen
    Loading...

Bir siyasi otoritenin el değiştirmesi ne kadar tehlikeli olabilir? Bir ideoloji, insanların bilinmeyen şeylere karşı duyduğu korkunun tezahürü ama aynı zamanda o korkuya ilişkin bir merak duygusu değil midir? Gündelik hayatlarımızda bile en basit ve en karmaşık tercihlerimizin sonuçlarını her zaman rasyonel bir şekilde öngörebiliyor muyuz? Bu yazı öngörülemeyenin ağırlığı altında ezilen bir toplumun hikayesidir.

I. Dünya Savaşı’nın ardından Almanya’nın imzaladığı Versay Antlaşması’nın ağır hükümleri ve Alman ekonomisinin çökmesi, savaşın kaybının ve ekonominin çöküşünün yaratmış olduğu yıkıma yönelik propagandaları arttırdı. Halk bir kurtarıcı arıyordu. Her geçen gün artan fiyatlar, rekor düzeyde gerçekleşen enflasyon oranları ve iktisadi hayatın sürekliliğini sağlayacak araçların yoksunluğu, hayat pahalılığı ve mevcut duruma ilişkin bir nefret olarak geri dönüyordu. Süreç içinde geniş halk kitlelerinin desteği, ırkı ayrımlarını temel edinmiş en vahşi ideoloji olan Faşizme yöneldi. Faşizm mevcut duruma olan nefretin, ırki temeller baz alınarak belli toplumsal gruplara kanalize edilmesinin önünü açmaktaydı. Alman halkının mevcut eşitsizliklere olan bu öfkesi savaşın yıkıntıları arasından III. Reich’in doğmasına neden olmuştur.

Adolf HİTLER (1889-1945)

Bu hareketin başında henüz kimsenin tanımadığı ancak gelecekte hiç kimsenin unutmayacağı bir isim vardı. 30 Ocak 1933’te Alman halkı demokratik hakkını kullanarak bir seçim yaptı ve Adolf Hitler’i Almanya’nın yeni Şanşölyesi ilan etti. Bu durum I. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan parlamenter demokrasi Weimar Cumhuriyet’inin sonu demekti. Nazi devletinin, Hitler’in iktidara yürümesiyle kurulduğu bu dönem III. Reich olarak adlandırılmaktadır.

Demokrasinin en büyük zayıflığı, kendisini ortadan kaldıracak kişilerin demokratik yollarla göreve gelmesini önleyememesidir.

Alman halkı demokratik hakkını kullanarak yapmış olduğu bu tercihin faturasını, ilk olarak demokratik hayatını ve kurumlarını birer birer kaybederek ödedi. En temel haklarını dahi kullanamadıkları bu rejim içerisinde hükümet, anayasal vatandaşlık haklarının kullanılmasını askıya alan bir kararname ile demokratik yaşamı da askıya almış oldu.

Ancak bu yazıda amaç bir ideolojinin yayılım sürecinin nasıl gerçekleştiği ve bunun araçlarının neler olduğu ile ilgilidir. III. Reich’e ilişkin bilgiler giriş mahiyetinde olup, bir korku hikayesinin başlangıcıdır.

Bir İdeolojik Hakimiyet Aracı Olarak Toplum Polisleri: GESTAPO

Heinrich HİMMLER (1900-1945)

 Naziler göreve ilk geldiklerinde bireylerin ve kurumların Nazi hedefleri ve Nazi ideolojisiyle bütünleştirilmesi amacıyla kültür, ekonomi, eğitim ve hukuk alanlarında işbirliğine gitti ve bu alanlarda tam bir hakimiyet sağladı. Her kesimden büyük destek alan oluşum, süreç içerisinde asıl amaç ve hedeflerini gerçekleştirecek teşkilatlanmaları da kurma gereksinimi duymaktaydı. Bu teşkilatların başında III. Reich’in kolluk gücü, Gestapo gelmektedir.

Gestapo, Hitler Almanyasının gizli siyasal polis örgütü olarak kuruldu. Başında Hitler’in sadık dostu Heinrich Himmler bulunan teşkilat, Nazi ideolojisinin geniş kitlelerce benimsenmesi ve muhaliflerin ortadan kaldırılması sürecinde çok önemli bir rol üstlenmekteydi. Devlet imkanlarıyla kısa sürede güçlenen Gestapo, geniş haberleşme ağı ve detaylı bilgi envanteriyle Alman halkının muhalif kesimlerinin sesini bıçak gibi kesmiştir.

Öyle ki başlarda Hitler’in en büyük ve güçlü oluşumu olan SA birlikleri gün geçtikçe güçlenmekte ve Hitler yönetimine baskı uygulamaktaydı. Bu durum Hitler tarafından tehlikeli görülmekte ve bir darbe girişimi düşüncesini akıllara getirmekteydi. Tarihte ‘’Uzun Bıçaklar Gecesi’’ olarak bilinen bir saldırıyla Gestapo ve SS birlikleri, SA üst yönetiminin tamamını bir gecede infaz etti. Bu durum Gestapo’nun gücünü de geri dönüşsüz bir biçimde arttırmıştı.

Artık Gestapo’nun, Almanya’da haberinin olmadığı sokak, cadde, ev ve apartman kalmamıştı. Alman vatandaşları birbirleriyle dahi konuşmaktan çekiniyor ve rejimin tepkisini çekecek her tür eylem ve söylemden kaçınmaya çalışıyordu.

Bir şeyin tehlikeli olduğu algısı, o şeyden daha etkilidir.

Hitler Birliklerini Selamlıyor

Alman halkı bu paranoid durum içerisinde resmi ideolojinin propagandasına maruz kalmaya ve demokratik tercihinin bedelini ödemeye devam ediyordu. Gestapo’nun ajan sayısı 45 binleri bulmakta ve her tür istihbaratı toplamaktaydı. Gestapo, Himmler yönetiminde Alman vatandaşları da dahil olmak üzere farklı ırklardan binlerce insanın infazında aktif rol almış bir Nazi polis teşkilatıdır. Muhalif binlerce insanı infaz etmiş, on binlerce insanı hukuksuz bir biçimde alıkoymuş ve çalışma kamplarında gayri insani koşullarda tutmuştur. Bu özelliğiyle Nazi ideolojisinin geniş halk kesimlerince benimsenmesinde önemli bir rol oynamıştır. En demokratik söylemlerle ve demokrasi sayesinde göreve gelenlerin, demokrasiyi ortadan kaldıracak güce de ulaşabileceklerinin en net örneklerindendir.

Alman Ulusu, I. Dünya Savaşı sonrası içine düşmüş olduğu korkudan, bir korku imparatorluğu, III. Reich’i kendi elleriyle kurmuştur.