arama

Kitlelerde Birey Olmak

  • paylaş
  • paylaş
  • Nida Nur Yağız

Yüzyıllardan beri insan, grup içinde normalde yapmayacağı davranışlar sergilemiştir. Savaşlar, toplu tecavüzler, linçler, katliamlar gibi daha birçok konu başlığından bahsedebiliriz. Bu olaylar olurken özellikle psikoloji ile birlikte farkındalığın artmasıyla sorulan sorular da bir merak içermiştir: İnsan grup içinde niçin farklı davranmaktadır? Bu soruyu ben de sordum Nazilerle ilgili araştırma yapmaya başladığım zamanlarda. Nasıl olur da bu derece acımasız olabilirdi bir insan?

Sosyal psikolojiden bahsedecek olursak grup dinamikleriyle birlikte insanın davranışı da şekillenmektedir. En basitinden öldürme ya da işkence etme emri geldiği zaman kişi, bunun kendinden çıktığını varsayarak yerine getirir. Yani bir acıma duygusu yaşamayabilir; çünkü o emri yerine getiriyordur. Naziler’de özellikle SS askerlerinin röportajlarını dinlerseniz aynı tepkiyi görebilmek mümkün olur: “Emir buydu.”. Tabii ki Yahudileri ya da diğer gruplardaki bireyleri katletmenin haklı bir eylem olduğunu savunanlar da yok değil. Onlar “Emir buydu.”ya sığınıp vicdan rahatlatmıyor, aksine emir olmasa da olması gerekenin bu olduğunu düşünüyorlar. Bir insan durduk yere sadece dini ya da etnik kökeni için nasıl olur da ölmeyi hak eder ya da aşağılanmayı? Bu konuda Victor E. Frankl’inin İnsanın Anlam Arayışı kitabına göz atmamız faydalı olacaktır: Frankl, hayatının bir dönemi Naziler tarafından esir hayatı yaşamıştır. Bu sorudan da çok yerde bahseder, yani kişinin kendine sorduğu da bir soru bu. Kişi, orada esir düşmesinin bir anlamı olup olmadığını aramaya koyulur bir süre. Sonrasında ise yapılan zulmün bir anlamı olamayacağını ama yaşanılan acıya bir isim, tanımlama getirilebileceği kanaatine varır. İşte anlam bulan acı artık baş edilebilir bir şeye dönüşmüştür. Bu kitaptan farklı şeyler elbette çıkar ama bana sorarsanız günlük sıkıntılarımızda örneğin “Çok derdim var!”, “Bu hayatla nasıl başa çıkacağım?” demek yerine derdimizin ne olduğunu tanımlamamız, sorunları bir yere yazarak somut bir şekilde görmemiz ve dünyanın sonu olmadığını anlamamız gerekir. Frankl, Nazi kamplarında yaşayan bir psikiyatrist olarak bize belki de bunu söylemeye çalışıyordu. Yerine gelmişken Hayat Güzeldir, Çizgili Pijamalı Çocuk (kitabı ya da filmi) gibi daha birçok kitap ya da film bu konuyu irdelemiştir. Kaynak çok, incelemeler çok, nedenini açıklamaya çalışanlar çok… Hitler’in Psikopatolojisi diye kitap bile yazılmış. Gerekli midir bilmiyorum, okudum orası ayrı. Sadece merak ettiğim şey acaba kitap şöyle çocukluk, böyle çocukluk diye göstererek Hitler’i aklıyor gibi miydi? Yani Hitler gerçekten kötü olamaz mıydı ya da içinde bulunduğu grup mu o kötülüğü doğurmuştu?

Sigmund Freud, Kitle Psikolojisi üzerine yazdığı makalelerinde (Say yayınlarından aynı isimle kitabına bakabilirsiniz) aslında bu noktaya değinerek insanın grup içindeki vahşiliğini açıklamaya çalışmıştır. Kitabında kendi görüşünden daha çok Kitleler Psikolojisi adlı kitabın yazarı olan Le Bon’un düşüncelerine yer vermiştir, desteklemiştir. Bunun sebebi ise tahmin edersiniz ki Le Bon, insanın cinsellik ve saldırganlık temel iç güdülerinin (Freud’a göre id) kitlelerde ortaya çıkacağını savunmasıdır. Aslında “kitlelerde de” demek daha doğru olur, çünkü id farklı koşullarda açığa elbette çıkacaktır.

İd Nedir Ve Niçin Kitle İçinde Açığa Çıkmaktadır?

İd hakkında daha psikanalitik şeyler yazılabilir ama en basit hâliyle ifade etmek gerekirse id, bizim temel taşımızdır. Doğduğumuzda onunla birlikte doğarız. Yani doğuştan itibaren getirdiğimiz cinsellik ve saldırganlık içgüdülerine “id” denilmektedir. Bir süre çocuk bu güdülerle yaşamına devam eder. Sonrasında çocuk çevresinde gördükleriyle birlikte kendine bir “ego” geliştirmeye başlar.

Ego daha çok id ile gerçek dünyanın dengesini kurmakta görevlidir. Hani bizim “Sen çok egolusun!” diye kullandığımız cümle aslında Freudyen bakarsak iltifattır. Egolu olan insan nerede nasıl davranacağını da bilir. Tabii dilimizde “ego”nun karşılığı bu değildir, bu yüzden Freud çok yanlış anlaşılır zaten. Egonun işlevi ise cinselliğin ve saldırganlığın dizginlenmesidir. Ego olmasa daha açık bir id yaşanılırdı demek doğru olur. Hatta şimdi kitle psikolojisi ile bağdaştırdığımızda o açıklığı görebileceğiz.

Bir diğer kavram da “süper ego”dur. Yani bu üst düzey bir ego/dizginleme hâli mi? Aslında evet. Süper ego ahlakla ilişkilendirilir. Kişinin örf, adet, gelenek dediğimiz süper üçlüden beslenerek kendine bir süper ego geliştirmesidir. “Oturmasını, kalkmasını bilen biri” cümlesi süper egoyla dolup taşar. Bunun gibi o kültüre özgü ve kişinin kendine göre koyduğu kurallar, olması gereken şeylerdir. Muhafazakar mı değil mi, tamamiyle bunlar süper ego ile ilişkindir. Gelin şimdi kitle psikolojisinin id ile ilişkisine bakalım.

Le Bon’a göre kişi bir kitle içindeyken tamamen bireysel düşüncelerinden ve davranışlarından oluşmaz. Aksine o kitlenin ihtiyaçlarına karşılık verecek bir tutumda olur. Örneğin kitlenin başındaki lider konumunda biri olur. Artık kendi düşünceleri ve hassasiyeti önemli değildir; liderin yönergesiyle grup hâlinde bir karakter oluşur. Tabii liderlik şart değildir, toplu bir şekilde de bir kitle oluşabilir ama genelde bir ya da birkaç farklı liderden söz edebiliriz. Kitlenin oluşumuyla birlikte davranışlar da bireyden çıkıp grubun davranışı olacaktır. Üstte bahsettiğimiz ego gibi id’i yani cinsellik ve saldırganlığı dizginleyecek bir oluşum yoktur artık. Gerekirse bu arzular da grubun arzusu olup doyurulacaktır. Aynı zamanda süper ego gibi bir ahlaki oluşum da yoktur, grubun varsa eğer bir karakteristik ahlakı oluşur; fakat burada asıl dikkat çekilmek istenen yer arzulardır. Yani kitle id odaklıdır. Le Bon’un tanımıyla “Kitle, davranışında içtepisel, değişken ve aşırı duyarlıdır; hemen yalnızca bilinçdışının yönetimi altında bulunur.”. Burada bahsedilen bilinçdışı kavramını da hemen kitleyle bağdaştırarak tartışalım.

Bilinçdışı psikanalitik açıdan insanın savunma mekanizmalarından biri olan bastırmanın gerçekleştiği birimdir. Yani bastırdığımız şeyler bilinçdışındadır. Bu süper egoyla da ilişkin olacaktır; örneğin sokakta cinsel bir eylemde bulunmak en azından bizim kültürümüze göre hoş karşılanmaz hatta linç edilebilir. Kişide bulunan süper ego sokakta cinsel eylemde bulunma arzusunu bastırarak insanların bir düzende olmasını sağlar. Aynı zamanda ego da bu konuda destek çıkacaktır, yani hem kültürel (süper ego) hem de mantıken (ego) yanlış bir eylemdir. Hâl böyle olunca bastırılan bu arzu insanın bilinçdışına itilir. Bakın normalde bir insandan beklemeyeceğimiz bu eylem kitlede ortaya çıkabilir; çünkü üstte de dediğimiz gibi kitle, bireysellikten çıkmıştır. Kendi karakteri ile hareket etmektedir.

İş biraz karıştı gibi ama sağ olsun ülkemizde örnek çok. Hatta şu an birlikte bir olayı ele alıp analiz etmemiz bile mümkün. Tarihler 1993 yılını 2 Temmuz’u gösteriyor.

Sivas 1993: Madımak Oteli

Birçok aydın ve sanatçıların (dini, dili, ırkı ne olursa olsun) Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’a gelmesiyle başladı her şey. Kaldıkları ötelde 33 kişinin can vermesiyle de son buldu. Peki nasıl? “Sivas laiklere mezar olacak” sloganlarıyla (söylenene göre) 15 bin kişi oteli yaktı. Yani diri diri insanları yaktılar. Hani bunun tarihte tabii birçok örneği vardır ama insanın kendi tarihinde böyle bir şey görmesi daha çok etkiliyor sanırım. Burada o 15 bin kişinin halktan insanlar olduğunu belki de hayatları boyunca şiddet eyleminde bulunmadıklarını iddia edebiliriz. Düşünün, sayıları her an artmış. Biri de çıkıp dememiş mi bu yanlış, diye düşünsek de demiyorlar. Üstte bahsettiğimiz kitle psikolojisini, idin açığa çıkıp saldırganlığın bir insanı yakabilecek seviyeye gelmesi maalesef ki mümkün olabiliyor. Hatta şu an böyle bir kitle içinde ben ne yapardım diye de düşünmek gerekir.

İşte bu yüzden eğitim, eğitim, eğitim. Biz eğer kitlenin nasıl bir şeye dönüşebileceğini öngörebilirsek böyle bir kitlenin içine baştan girmeyeceğiz. Biz eğer ideolojinin peşinden koşturmazsak, adaleti sağlayacak kişinin biz değil devlet olacağını anlarsak böyle bir kitleye baştan girmeyiz. Evet adaletin olmadığını burada belirtmeye gerek yok ama her vatandaşa bu hak verilirse ya da kişi bunu kendinde görürse zaten kaos oluşur. Küçük kitleler oluşarak herkes kendi adaleti için savaşır ve sonra elimizde hiçbir şey kalmamış olur. Adaleti sağlamak istiyorsak başta kendimizi sonra da insanları eğiteceğiz. Elimizden gelecek olan en iyi şey bu diye düşünüyorum.

Kitle psikolojisi vardır ama eğitim bunun karşısına geçebilecek iyi bir silah olabilir.

Kaynakça

ARSLAN, E. (2015, 2 Temmuz). Sivas 1993: Madımak Oteli’nde Ne Oldu?, https://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/07/150702_sivas_1993 adresinden alındı.

FREUD, S. (2017). Kitle Psikolojisi. (Çev.) Kâmuran Şipal. İstanbul: Say Yayınları.


  • Baha
    3 ay önce

    Kalemine sağlık güzel olmuş

    0
    yorum beğen