fbpx
EdebiyatGenel

Kendine Ait Bir Oda

Bu yazıda sizlere Virginia Woolf’un yazmış olduğu “Kendine Ait Bir Oda” isimli kitabından bahsedeceğim. Öncelikle ele almamız gereken nokta neden kitabın isminin “Kendine Ait Bir Oda” olduğu olacaktır. Eğer bunu çözebilirsek Woolf’u da çözmüş oluruz bir noktada. Hatta özellikle o dönemlerdeki kadın yazarları da anlamış oluruz.

İnsanı içinde bulunduğu durumla ele almazsak gerçekten onu tam anlayamayız. Kimin hangi şartlarda nasıl bir mücadele içinde olduğunu bilemeyiz, hatta kimin daha iyi bir hayatı olduğunu da bilemeyiz. Çünkü durumlarla birlikte insanın baş edebilme mekanizmaları da farklılaşacaktır. Hatta durumlar insanı yokuşa bile sürükleyebilecektir. Bir kadının kendine ait bir odasının olmasından yola çıkalım. Hatta Woolf’un yaşadığı döneme gidelim, 18.-19. yüzyıllara. Sizce o dönemde kadın nasıldı? Kadının kendine ait bir odası, kendine ayırabileceği bir vakti var mıydı? Bir kadın, bir erkek gibi eğitim haklarına sahip miydi meselâ? Bir kadın özgürce yazabilir miydi? Bir oda, evet fiziki görünümü olan mecazen değil gerçekten bir oda, kadının hayatında nasıl bir konumdaydı, bir düşünelim. Kadının yazabilmesi için kendine ait bir odası olmalı. Kadın salonda yazmamalı. Woolf tam olarak bunlardan bahsediyor kitabında. Aslında dönüp dolaşıp kendini anlatıyor. Hatta kitapta buna benzer bir cümle de vardı, kadınların salonda yazmaları sebebiyle kurmaca edebiyatta kendilerine sıklıkça yer verebileceklerinden bahsediyordu. Keza kendisi de kendine yer vermişti kitabında.

İnsanın içinde bulunduğu durumu tekrar ele alalım. Bu durumdan Woolf diyor ki:

“Zira başyapıtlar yalnız başlarına, her şeyden ayrı ve yardımsız bir şekilde doğmazlar; onlar ortak düşüncenin, topluluğun birlikte düşünmesiyle geçen uzun yılların ürünüdürler, o tek sesin ardında tüm kitlenin deneyimi vardır.”.

Toplumdan insana inebilmek gerçekten çok önemli bir mesele. Sosyolojik bir şey olarak düşünülse de psikolojide de bu böyledir. Şahsi fikrim, insanı içinde bulunduğu ortamla birlikte değerlendirmek, sadece ona bakmaktan çok daha etkilidir. Örneğin ailesiyle, gittiği iş/okul ile. Yine aynı şekilde bir eser okuduğumuzda, Woolf’un da anlattığı bu, o eseri sahibinden ayrıştırmak çok zor olacaktır. Evet belki bu kitabında genel anlamda kadın yazarlardan bahsediyor ama değindiği meseleler herkes için, günümüz için de geçerli meselelerdir. Yazan her insan kendinden de birçok şey katar yazdığına. Aynı zamanda içinde bulunduğu kültüre ayna da olur. Belki bunu çok bilinçli yapmaz bu da keşfedilebilir kılır yazılanları. Biraz işin eğlenceli kısmı diye düşünüyorum.

Virginia Woolf yaşadığı dönemi çok iyi değerlendirmiş, kadını iyi gözlemlemiştir. Feminist hareketin öncülerinden, olarak geçmektedir hatta. Bu yüzden okuduğunuz zaman, özellikle bir kadın olarak, Woolf’un gücünün size geçtiğini hissedeceksiniz. Ciddi yas dönemleri geçirmiş (annesini ve babasını kaybetmiş), halüsinasyonları olan (özellikle işitsel anlamda) bir kadın. Yani hayatı boyunca psikolojik olarak çok yıpranmış. Belki en sonunda intihar ederek yaşamına son vermiş olabilir. Ama bu asla demek değildir ki bu kadın güçlü değil. Ciddi manada hayat mücadelesi vermiştir. Psikolojik bir bozukluğundan ötürü en sonunda intihar etmiş. Kocasına yazdığı intihar mektubunu da eklemek istiyorum:

Leonard Woolf’a Yazdığı İntihar Mektubu

18 Mart 1941

“Sevgilim, yine çıldırmak üzere olduğumu hissediyorum. Yaşadığım o korkunç anlara geri dönemem artık. Ve ben bu kez iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım. Odaklanamıyorum. Bu yüzden yapılacak en iyi şey olarak gördüğüm şeyi yapıyorum. Sen bana olabilecek en büyük mutluluğu verdin. Benim için her şey oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı. Hayatını mahvettiğimin farkındayım ve ben olmazsam, rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sen de göreceksin. Görüyorsun ya, bunu düzgün yazmayı bile beceremiyorum. Söylemek istediğim şey şu ki, yaşadığım tüm mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı daima sabırlı ve çok iyiydin. Demek istediğim, bunları herkes biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi, o kişi sen olurdun. Artık benim için her şey bitti. Sadece sana bir iyilik yapabilirim. Hayatını daha fazla mahvedemem. Bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum.”

Kendine Ait Bir Oda, kadın olmanın zorluklarını; kadın olma mücadelesini içeren bir kitap. Şu an kadınlara verilen özgürlüklere sebep olmuş bir kitap aynı zamanda. Okumanızı tavsiye ederim. Çok şey katacaktır. Özellikle kitabın içinde birtakım kadın yazarlardan da bahsediyor, istifade edebilmek adına güzel notlar da alabilirsiniz.

Yazar hakkında

Araştıran, öğrenen ve aktarmayı seven; bilginin paylaşılması gerektiğine inanan biri. İletişim için: nidanuryagiz@gmail.com
Benzer yazılar
GenelPolitika

Cem Uzan: Kurtarıcı mı, Palyaço mu?

GenelTarih

Atatürk: Türklerin Babası

GenelTarih

Bir Büyük Mülkiyeli: Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey

GenelHayat

İstanbul 3 Günde Nasıl Gezilir?

Abone ol ve son haberleri kaçırma

Bir yorum bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir