Spinoza ve Schopenhauer

Kalabalıklar İçinde Yalnız Olmak: Spinoza ve Schopenhauer

Yalnızlık kavramı, kişiden kişiye farklı olarak benimsense de, olumlu yanları ve olumsuz yanlarının bir arada bulunabildiği bir kavramdır. Kendi isteğimizle yalnız kalmak veya yalnızlığa itilmek kategorilerinin varlığı ise olumlu ve olumsuz unsurları belirleyen etmenler olmaktadır. Kalabalıklar içinde yalnız olmak ise genellikle yalnızlığa doğru itilmenin sonucu olarak ele alınsa da kendi isteğimiz neticesinde de olabilmektedir. Tarihsel olarak yazıma devam etmek istemekteyim. Bunu yapmak için seçtiğim iki kişinin Spinoza ve Schopenhauer hayatına değineceğim.

(Bu iki kişi esasında benim kendi isteğim neticesinde seçilmiş olmakla birlikte, aynı konuya başka birçok örnek verilebilir.)

Düşünceleri Nedeniyle Aforoz Edilen: Baruch Spinoza

Bir filozof olan Spinoza, Aydınlanma döneminin ve Rasyonalizm düşünce akımının önde gelen düşünürlerindendir. Onun felsefi düşüncelerinden bağımsız olarak, yalnızlığına ilişkin kısmına değinmek istemekteyim. Yahudi bir ailede doğan ve Yahudi kültürü içinde yetişen Spinoza, Yahudi cemaatine mensup olan babasının ölümünden sonra, aynı cemaat tarafından aforoz edilmiştir. Aforoz sebebi olarak ”aykırı düşünceleri ve şeytani eylemleri” sebep olarak gösterilmiştir. (1) Aforoz edildiğinde 24 yaşındadır.

Aforoz edilmesi de, Yahudi dinine mensup herkes tarafından dışlanması anlamına geliyordu. Zira onu resmen ”şeytani” bir figür olarak ilan ettikten sonra, inananların ondan kaçması, onu dışlaması da en olası unsurdur. Baruch Spinoza, felsefi düşünceleri nedeniyle yalnızlığa itilmiş bir birey oldu ya da diğer bir ifadeyle kalabalıklar içinde yalnız olan bir başka insan. Yalnızlık içinde, başyapıtını yazmaya (Ethica) ve fikirlerini aktarma konusundaki çabasından kopmadı. Sonuçlarını bildiği halde, düşüncelerinden vazgeçmemiştir Spinoza.

Spinoza ve Schopenhauer

Aforoz edilme sürecinin ardından kendi isteğiyle münzevi bir yaşama kaymış olan Spinoza, felsefi düşüncelerini ve felsefesini ciddiyetle ele alabilmek için de yalnızlığını benimsemiştir.

Hayatının büyük bir kısmını dışlanmış olarak geçiren, mercek yontma işiyle geçimini sağlamaya yönelen bir yandan da insanı mutluluğa ulaştırmayı amaçlayan başyapıtını yazmaya koyulan Spinoza‘nın aforoz edilmesi dikkate değerdir. Çünkü onun yaşamına, düşüncelerine dolayısıyla da eserine tesir etmiştir. Aforoz neticesinde olan dışlanmışlığını, yalnızlık olarak benimsemesi onun hayatında ele alınması gereken bir nokta olmuştur.

Kendi İsteğiyle Kalabalıklar İçinde Yalnız: Arthur Schopenhauer

Arthur Schopenhauer‘un yalnızlığı, Spinoza ile ortak özellikler barındıran cinsten olmasa da ilgimi çeken bir şekilde yalnızlığı tercih etmesi nedeniyle, burada onun üzerinden yazımı devam ettirmek istedim. Bunu yapmak için de onun felsefi düşüncesinin fazlaca yüzeysel ve özet olacak biçimde aktarmak gerekmektedir.

Schopenhauer‘a göre yaşam acılarla ve sefaletle doludur. İnsan sürekli giderilmesi gereken ihtiyaçlara sahiptir, giderirse haz duygusu gidermezse/gideremezse acı duygusu doğar. Ancak her giderme kısa sürelidir, dolayısıyla giderdikten sonra noktalanmaz ve tekrar bir isteği arzularız. Bu döngü de sonsuzca olacağından ve her daim giderme imkanı olmayacağından, giderilmeyen istekler acı doğuracaktır. Schophenhauer işte bu döngüden kurtulmak için, istenç’e (arzularımıza) boyun eğmemeyi, onlardan kaçınmayı uygun görüyor. Bunun için de Buda felsefesinden esinlendiği münzevi bir hayat yani bir nevi keşiş yaşamını öne sürüyor.

Spinoza ve Schopenhauer

Schopenhauer yalnızlığı felsefi bir temelle dayandırmaktadır. Dolayısıyla da kendi isteğiyle kalabalıklardan, hatta arzulardan, kaçınmıştır. Onun yalnızlık üzerine olan düşünceleri daha çok arzu (istenç) odaklı olsa da, insanın kendi içine kapanmasının ve kendini dinlemesinin yüce olduğunu savunanlardandır.

Peki Sonuç?

Spinoza ve Schopenhauer ekseninde yalnızlık üzerine yazmış olduğum bu yazıda amacım, yalnızlığa dair bir bakış açısına değinmekti. Yalnızlık istemli olsun ya da istemsiz olsun, değerli bir unsur olarak da değerlendirebilir. Bu iki insandan ziyade, tarihsel süreç içinde yaşamış ve yalnızlık neticesinde kendi varoluşunu anlamlandırma çabasında büyük yollar kateden nice insanlar vardır. Seçtiğim iki örnek ile, kalabalıklar içinde yalnız olmanın her daim kötü olmayacağını aktarmak istedim. Ara sıra kalabalıktan kaçıp, kendimize vakit ayırmamızın etkisi yabana atılmayacak cinstendir.

Dipnot

(1) Söz konusu pasaj Spinoza, Sevinç ve Cesaret – Henidik adlı dergiden alınmıştır.

“Kalabalıklar İçinde Yalnız Olmak: Spinoza ve Schopenhauer”  yazımızın sonuna geldik. Başka yazılarda görüşmek üzere. Bizleri Instagram ve Twitter hesaplarımız üzerinden takip edebilirsiniz. Diğer içeriklerimize de göz atmayı unutmayın!


Mert Can Ay
Ege Üniversitesi Kimya bölümü öğrencisi. Lisans eğitiminin yanı sıra düşünmekten ve düşlemekten hoşlanan, kendi çapında da felsefeye, edebiyata ve sanata dair merakı neticesinde düşüncelerini aktaran birisi. [email protected]