Kadından Kentler Kitap İncelemesi

Kadından Kentler Kitap İncelemesi

On altı kentte, on altı kadın hayatının hikaye olarak sunulduğu yapıt: Kadından Kentler. Murathan Mungan’ın kaleminden çıkan bu kitap bir çırpıda bitirilecek eserlerden olmamakla beraber; her hikayeden sonra soluklanacağınız bir köşe başı olarak hayatınızda iz bırakacaktır. Mutsuz ama hayatımızda sık sık karşılaştığımız kadınların hiç görülmemiş hikayeleri olan eserde; kadınların ruh hali, düşünceleri ve yaşantıları okuyucuya eksiksiz anlatılmıştır. Mungan, birbirinden bağımsız olarak yazdığı on altı kadın kahramanı kitabın sonunda Esenler Otogarı’nda bir araya getirerek; statü ve farklı yaşantıları harmanlamanın en etkili halini sunmuştur: Yaşamın direkt kendisini. Kadından Kentler kitap incelemesi sizlerle.

Murathan Mungan: Kadından Kentler

Kadından Kentler, 10 Nisan 2008’de yayınlanan, on altı kentte geçen on altı hikayeden oluşan ve Metis Yayınları aracılığıyla çıkan öykü kitabıdır. Kitabın tanıtımı ise; 23 Nisan’da Santralistanbul’da gerçekleşen özel gecede yapılmıştır. Sunumu Kenan Işık tarafından yapılan gecede gelinlik, dansöz kıyafeti giyen cansız mankenler, bavul ve komodin gibi hikâyeye fon oluşturacak nesneler hikâye kadınlarının yanında yer aldı. Ayrıca salonun girişinde otogar sahneleriyle dolu bir film gösterildi ve önünde türlü kadın ayakkabıları bulunduruldu. Mungan’ın hikayeleri birçok oyuncu tarafından parçalar şeklinde okunarak tanıtıldı.

Kadından Kentler Kitap İncelemesi
Kadından Kentler Kitap İncelemesi

Kadınlar mutsuz mu bilmiyorum ama Türkiye’de geleneksel toplum modelinin dışına çıkmaya başladığınızda bir türlü yalnızlıkla bedellendiriliyorsunuz. Size kadın olarak ekonomik özgürlüğünü kazanman, bireyselleşmen gerekiyor deniliyor. Öte yandan hem geleneksel aile yapısı içerisinde varlığını sürdüreceksin, hem hayatını kazanacaksın, akıllı olacaksın, kimlik kazanmaya, birey olmaya başladığında aslında bu kadınlara ait bir yarılma başlıyor. Erkeklere ait bir sorun da bu. Geleneksel toplumsal sistemler modern çağın gerekleri ve kimlikleri ile örtüşmüyor. Kitapta kadın olmaktan çok, “olmak” meselesi var.

Murathan Mungan

Kadından Kentler: Tanıtım

Kadından Kentler Kitap İncelemesi
Kadından Kentler Kitap İncelemesi
  • Sezen Aksu: Kordonboyu’nda Ömer Çavuş Kahvesi
  • Bennu Yıldırımlar: Trabzon Burması
  • Türkan Şoray: Samsun Sigarası, Tütün Balyaları, Tamaron
  • Macide Tanır: Burası Ankara İl Radyosu, Şimdi…
  • Nedret Güvenç: Sinop’a Gelin Giden
  • Derya Alabora: Kanat Turizm’in Değerli Yolcuları…
  • Suzan Avcı: Hayat Hanım, İlk Tayin
  • Arsen Gürzap : Annemin Çektiği Fotoğraflar
  • Jülide Kural: Diyarbakır Surlarında
  • Müjde Ar: Lüks Terzi’nin Kızları
  • Başak Köklükaya: Gümüşhane, Çok Uzak
  • Ayla Algan: Tantunicinin Karısı

Birinci Bölüm: İzmir, Kordonboyu’nda Ömer Çavuş Kahvesi, Ocak – Şubat 2004

Aileden öğrenilmiş yaşamı devam ettirmek için; kendi benliğinde bireysel ve kolektif yaşamın içinde diğer insanlarla mücadele eden Nurhayat; yaşamın öğretilen verilerini sistematik olarak sürdürmek değil de farkına varmak olarak kabullenişinin miladını Ömer Çavuş Kahvesi’nde yaşamıştır. Nurhayat için; yaşamın yeni sorusu yörünge değiştirmiştir: Emin olmak nedir? Hayat doğrularını tesadüflerle mi doğurur?

Belki de kelimeleri yetmiyordu sezdiklerine… Emin olmak ne demekti? Bir kadın ne zaman emin olurdu? Zaman en çok ne zaman bilinirdi?

Murathan Mungan, Kadından Kentler, S.15

İkinci Bölüm: Adana, Adana Sıcağında Erguvanlar, 2003

  • 2.1: Eşinden ayrıldıktan sonra işine yoğunlaşan Emine için yeni rota İstanbul’dan Adana’yadır. Birkaç günlük iş seyehati için hazırlanırken aldığı beklenmedik telefon ise planlarını istemsiz olarak değiştirmesine sebep olmuştur.
  • 2.2: Emine için; Adana’da işlerinin arasına aldığı- almak zorunda bırakıldığı- çocukluk dostu Gülsüm ve yeni hayatına ayak uydurma süreci kısa bir zaman ayrılıp rutinine dönmesi gereken mecburiyet halini almıştır.
  • 2.3: Gülsüm, Emine’nin gelişiyle elindeki fırsatları sunacak bir vitrine dönüşmüş ve bağlı kaldığı değerlerden sıyrılışını anlatmaya fırsat bulmuştur. Fakat Emine ve Gülsüm’ün birleşmesi geride bırakılan yaşamın tozlu aynası olarak ortaya çıkmıştır.

Hayatı aksiliklerin yönettiğini inanan insanlarda görülen, beklenmedik durumlara karşı sürekli önlem alarak yaşamanın çeşitli hallerini sergileyip duruyordu gündeliğin akışında; bu yüzden günü hep bir ajanda dakikliğinde yaşıyordu. Hayat hep bitirilmesi gereken işlerden sonra başlayacak bir şeydi onun için ve bir türlü istediği gibi başlamıyordu.

Murathan Mungan, Kadından Kentler, S..18

Üçüncü Bölüm: Trabzon, Trabzon Burması, Temmuz 2003 – Mart 2004

Adli tıp doktoru olan Sevgi, yaşamının birçok alanında karşılaştığı ölü bedenlerin en yenisinde kendi varlığına denk gelmiştir. Köklerinin bulunduğu topraklarda, Trabzon’da görevini yapan Sevgi, gittiği intihar vakasında yaşadığı sarsıntıyla; görmemek için toprağın altına gizlediği gerçeklerle yüzleşir.

Kızları yükselsin elbet, ama onların erişebilecekleri bir yere kadar yükselsin istiyorlardı. Kendilerini güvensiz, itilmiş hissetmek istemiyorlardı. Kızlarının da kendilerine ihtiyacı olsun istiyorlardı… Bütün hayatlarını akrabaları için yaşamışlardı.

Murathan Mungan, Kadından Kentler, S. 44

Onun gözünde hayat, ancak ölüm morunun dindiriciliğini keşfettiğinde sakinleşti. Çalkantıları duruldu, gündeliğin acelesi dindi. Gözleri yenilendi. Dünyayı kabullendi.

Murathan Mungan, Kadından Kentler, S. 45

Dördüncü Bölüm: Bursa, Yakası Beyaz Kürklü Taba Rengi Kaban, Ekim 2004

Esme’nin ayrılıklarının ardından geride bıraktığını sandığı birlikteliğinin sancılarının; kızlarını almaya gelen eski eşi Engin’in üstünde, zamanında Esme’nin hediyesi olan yakası beyaz kürklü taba bir ceketle görmesiyle bocalayışının öyküsü. Engin’in kendine seçtiği yaşamın mutluluğu ve başka bir kadının getirilerinin yansımasını izliyor oluşunun Esme üzerinde bıraktığı derin pişmanlıkların derlemesi.

..yüksek sesle ağlamaya başladı. Bu yaptığını da, tıpkı filmlerde gidenin ardından kapıyı kapadıktan sonra arkasına yaslanan kadınlar sahnesi gibi bir klişe olduğunu aynı iç sıkıntısıyla fark etti. Peki ne yapacağım ben? dedi. Ne yapacağım?

Murathan Mungan, Kadından Kentler, S. 63

Beşinci Bölüm: Samsun, Samsun Sigarası, Tütün Balyaları, Tamaron, Ocak- Şubat 2006

Ölü bedenlerin başkalarında can bulan ruhlarının hikayeleri, soluk kesici gerçekliğiyle kapınıza çıkageldiğinde; ne için yolda olduğunuzu ve yolun varlığının gerçekliğini yüzünüze vurur. Bambaşka hayatların izdüşümü olan iki kardeşin payına aynı acıyı bölüşmek düştüğünde anlamıştı Şengül, bazen hiç tanımadığınız bir ölü, ansızın hayatınızda yer kaplamaya başlar.

Sanki hiç gülmemiş, gülmek istememiş, zaten istese de gülemezmiş gibi her şeye küs bir yüz bu. Tekinsiz. Kunt. İçini söylemeyen. Kendini ele vermeyen. Ne hissettiğini hiçbir zaman bilemeyeceğiniz..

Murathan Mungan, Kadından Kentler, S.71

Altıncı Bölüm: Amasya, Amasya’daki Teyze, Ekim 2004

Bazı insanları ne kadar tanırsanız tanıyın, geriye size hep bir yabancı kalır. Şehirlerin sığınılan durakları ve can alıcı yerleri vardır, mazilere çarpan dalgaları hatta köşebaşları bir tanıdığa çıkan sokakları.

Her insanın ansız savrulduğu bir durak vardır hayatında, enkazdan bozma olsa da sağlam duruşlu duraklar. Nihal, hayatında var olmuş olan herkes için; Yeşilırmak kıyısındaki o savruk kadındı, enkazdan bozma o duraktı.

Birikmişlerin fazlalığı insanı kendi geçmişinden bile uzaklaştırır.

Murathan Mungan, Kadından Kentler, S.99

Yedinci Bölüm: Ankara, Burası Ankara İl Radyosu, Şimdi.., 2005 – Ocak 2006

Yaşamın gebe olduğu ölümün doğurduğu anılarla yüz yüze gelince farkına vardığı seneleri birkaç saniye soluklanmak isteyecek kadar ağır yükleniyordu insanlar. Sarsılana kadar tükendiğini bile anlamadığı yolda, her solukta geriye bakarak varlığını ispatlamaya çalışıyordu kendine. Yol buydu zaten; varacağın yerin olmayışıyla süregelen.

Nazan’ın eşikten attığı adımın evin salonuna değil geçmişine açıldığı; mirasçıların kendi aralarında muhabbet edişleri yerine ruhuna kulak vererek adımladığı evin soluk renginden arınışının iz düşümüydü o kısacık zaman.

Ama tuhaftır, ne zaman hayat kırsa beni, dönüp gizlendiğim, saklandığım, yepyeni gözlerle gördüğüm yer orası oluyor, beni orası onarıyordu. Hayatımın molalarını ben hep orada, yani burada, bu evde aldım.

Murathan Mungan, Kadından Kentler, S..107

Sekizinci Bölüm: Sinop, Sinop’a Gelin Giden, Ocak – Ağustos 2003

Güneşin yeniden açması kimsenin eski sevincini, neşesini yerine getirmemişti. Seher, bize ayıp olmasın diye canlı davranmaya çalışıyorsa da, yürürken ayaklarını sürümeye başlamıştı bile. Bize gösterebileceği her şeyi göstermiş, gösterisi sona ermişti.

Murathan Mungan, Kadından Kentler, S.136

Dokuzuncu Bölüm: Afyon, Kanat Turizm’in Değerli Yolcuları, (2007) Şubat 2008

Gece karanlığında yolcularının çoğunluğunun uyukladığı bir otobüsün Afyon’da durmasıyla başlayan hikayenin sonu kestirilemeyecek kadar esrarengiz ve bir o kadar yanıltıcıdır. Afyon otogarının Deli Mecnun’undan söz edilerek başlayan hikaye, Meltem’in yolculuğunun rotasını sadece İstanbul’a değil geçmişine de çevirmesine sebep olur. Bazı kalıpların hatta önyargıların satır aralarından sızdığı hikaye; hayatın duvar aralarından fışkıran uslanmaz sarmaşıklarıyla betimlenebilir.

Mecnun’sa hiçbir şeyin farkında değildir. Aramaktan başka çaresi kalmamışların ümidini, yolcu yüzlerinde her geçen gün biraz daha kaybolan bakışlarla sürdürür. Bazen ortalıktan kaybolur, bir süre görünmez hiçbir yerde, sonra gene çıkar ortaya. Aşk gibi. Tıpkı aşk gibi.

Murathan Mungan, Kadından Kentler, S.141.

Onuncu Bölüm: Kırşehir, Hayat Hanım, İlk Tayin, Kasım 2005 – Haziran-Ağustos 2007

Yaşama yedi baharın rengini katmış, saza söze gelmez bir kadının hikayesiyle başlayan iki hikaye sarmal şeklinde birbirini tamamlayarak devam etmiştir. Hayat Hanım’ın hikayesinin ardı sıra gelen Tülay’ın hayatını tanımasına şahitlik edeceğimiz üç bölüm; iki ayrı çizginin aynı noktadan teğet geçişini anlatmaktadır.

En son hangi vilayete gittiysem mezarım orada olsun. İsterse bir gün önce gelmiş olayım, fark etmez! Demek ki benim canımı hak ediyor demektir orası. Azrail’e can teslim etmek kolay mı? Mezarım orada dursa da, ruhum gene oradan oraya gezip duracaktır nasılsa! Çürüyen etin yurdu mu olur?

Murathan Mungan, Kadından Kentler, S.161.

Geriye kalan altı bölümün her birinin hikaye içerikleri birbiri içerisinde doğrudan bağlantılı olduğu için; kalan bölümlerden altı çizili cümleler bırakacağım sizlere. Murathan Mungan’ın kaleminden çıkma yeni bir boyut için biraz merak biraz da merak güdüsünü taze tutmak için teşvik sayılabilecek bu yazımla sizlere de keyifle okunacak satırlar bırakıyorum.

On Birinci Bölüm: Erzurum, Annemin Çekildiği Fotoğraflar, 2006, Ağustos-Eylül 2007, Ocak 2008

Hesaplaşmaların bütün zorluğu ve sorunu başlayana kadardı. Sonrasında atılacak ilk adımla birlikte önceki bildiklerimizden vazgeçmeyi getiren zorlu bir süreç kendiliğinden işlemeye başlar; bu durum başta insanın kendi içindeki taşlar olmak üzere birçok şeyi zalimce yerinden oynatır, değiştirirdi. Yaşama ilişkin bu ağrılı bilgi, geçmişteki benzer deneyimlerinden ötürü pek de uzak sayılmazdı ona. Alınan her dönemecin ardına geçmişin bıraktırdıkları yığılır kalırdı.

Murathan Mungan, Kadından Kentler, S.174.

On İkinci Bölüm: Diyarbakır, Diyarbakır Surlarında, (2005) Ocak 2008

Yüzlerinde saklayamadıkları geleceğe inançsız bir ifadeyle…

Murathan Mungan, Kadından Kentler, S. 222.

On Üçüncü Bölüm: Kayseri, Lüks Terzi’nin Kızları, Temmuz 2007 – Şubat 2008

“Kadının kimisi eza seviyor,” diye başlıyor söze. ” Cımbızla kaşı alınırken gözüne yürüyen yaştan bile zevk alır. Böyleleri gider burnunun direğini sızlatan erkeği bulup onu sever.” “Peki sen nasıl erkek seversin?”

Murathan Mungan, Kadından Kentler, S. 233.

On Dördüncü Bölüm: Gümüşhane, Gümüşhane, Çok Uzak, Temmuz 2007

Belki başkasının başından geçmiş bir hikaye gibi uzaktan uzağa anlatırsa, çocukluğunun ocak başlarındaki ninelerden dinlediği uzak diyarların masalları gibi anlatırsa, içini yıkayıp durultur gibi anlatırsa, bin bir zahmetle yaşadığı yılların içinden bir bir geçip buraya, bu ana gelebilecek, olan bitenin hakikat olduğuna inanabilecekmiş gibi geliyor. Anlattıkça kurtulacak kaç yılın sancısından, yükünden; içinin taşlığı durulup dinecek, güneş alacak.

Murathan Mungan, Kadından Kentler, S. 256.

On Beşinci Bölüm: Mersin, Tantunicinin Karısı, Temmuz 2007

Ben iyi bir kadın değilimdir aslında. Bilirim, kalbim kötüdür. Ama o anda birdenbire iyi bir kadın oldum, bir şeylerden utanacağım tuttu, başımdan geçenleri eksiksiz, yalansız bir bir anlattım ona. ‘Bak benim mazim bu,’ dedim.

Murathan Mungan, Kadından Kentler, S. 277.

On Altıncı Bölüm: İstanbul, Esenler Otogarı, Temmuz 2007 – Şubat 2008

Zar zor hatırlıyor insan, ama gene de görünce seviniyor. Her şey ne çabuk hatıra oluyor.

Murathan Mungan, Kadından Kentler, S. 286.
Kadından Kentler Kitap İncelemesi
Murathan Mungan. Kadından Kentler Kitap İncelemesi

‘Kadından Kentler Kitap İncelemesi’ adlı yazımızın sonuna geldik. Bizleri Instagram ve Twitter hesaplarımız üzerinden takip edebilirsiniz. Diğer içeriklerimize de göz atmayı unutmayın!