Lilith

Kadın ve Kadın Hakları Üzerine

İnsan türü içerisinde tarihsel süreçte, kadın statüsü kimsenin olmak istemeyeceği bir konuma sahiptir. Bunu bize gösteren nedir; şahit olduğumuz şiddet olayları, toplumda layık görülen roller, hayatımızdaki inançlar, ideolojilerimiz, meslek hayatlarımız ya da kader mi? Ne şekilde adlandırırsak adlandıralım bir gerçeği örtmekte yetersiz kalırız: eşitsizlik. Hukuki veya başka konulardaki eşitsizlik olsun, bir insan olarak, kadının nasıl bir geçmişe sahip olduğunu inceleyelim.

kadın
Mutfakta köleliğe hayır.

Kadın-erkek arasındaki güç ve itibar dengesinin bozulmaya başlaması, Marx ve Engels’ın öne sürdüğü gibi avcı-toplayıcı çağında oluşmuş olabilir. Eğer ilk toplulukları komünal atfedersek görev dağılımında – fizyolojik olarak da o dönemde makul sayılabilir- kadına evde kalıp ailenin yavrularına bakma sorumluluğu verilerek Engels’ın ifade ettiği “antagonizma” baş göstermiştir. Cinsiyetler arasındaki eşitsizliği kapitalizme bağlayan Engels şöyle der: “Başlangıçta zenginlik bir bütün olarak genslere aitti.” Yani erkekler aileden uzakta geçim için uğraşırken kadın içeride pasif kaldı. Bu da erkeğin tek başına zenginleşmesine yol açtı. Kadın da servetten faydalanabilirdi fakat onun üzerinde hak sahibi değildi. Devamında Engels, özel mülkiyetin artmasından sonra soyun anne tarafından geçişine, yani “analık hukukuna” bir darbe indiğini söyler. Çünkü erkek, sahip olduğu serveti çocuklarına devretmek isterdi. “Analık hukukunun alaşağı edilişi, dişi cinsinin dünya tarihsel yenilgisi oldu.” -Engels

eski kadın

İnsan kolonileri devlet kurmaya başlayınca geride kalan kadınların yenilgisi resmi hale geldi. Elbette dünyanın her yerinde bu şekilde olmak zorunda değildi ancak devletlerin çoğunda bahsedildiği gibi olabilmekteydi. Dinlerin yükselişe geçmesiyle beraber kadınlara da farklı anlamlar yüklenmeye başladı. Bunlardan en kayda değer olanı ise Lilith’tir. Talmud’un 1. babında ve Yeşaya’nın 34. bölümünde Lilith ismi zikredilir. Hikâyeye göre Âdem’le aynı topraktan yaratılan Lilith, Âdem’in emirlerine itaat etmez ve cennetten kaçarak İblis’le birlikte olur. Tanrı Âdem’e, hüznü dinsin diye ve yaratılanın daha itaatkâr olması adına onun kaburga kemiğinden Havva’yı yaratır. Buna benzer hikayeler Antik Yunan’da da kendini gösterir. Tanrıça Athena’nın kibri ya da lanetlenen Arakne’nin öyküsü sadece birkaçıdır. Freud da ilkel kabilelerden bahsederken kabilelerin çetin kuralları üzerinde durur. Örneğin bir anne, belli bir yaşa gelmiş oğluyla aynı odada bulunamaz; ona yemeğini getirince yemeği kendisi yediremez, sadece önüne indirebilir. Diyalogları anne-oğul gibi değil resmi bir havada olmak zorundadır.

Oy kullanan kadın

Elbette ki dünya tarihi, bir noktada yoğunlaşan negatif tepkimelerin bir patlaması olacağına hazırdı. Avrupa ve ABD merkezli büyük çaplı bir örgütlenme başladı çünkü kadınlar, diğer işçilerle beraber çalışmalarına rağmen ücretleri düşük tutuluyordu ve sorumlulukları oldukça fazlaydı. Feminizmin doğuşu da bu döneme denk gelmişti ve o dönemde dünyanın tüm işçilerini tek bir çatı altında toplayıp eşitlik iddia eden sosyalizm de feminizmi destekliyordu. Bolşevikler’in Rusya hâkimiyetini ellerine geçirirken ve sosyalistler: “Devrim, emekçi kadınlar olmadan düşünülemez.” derken neden onlar da yapmasınlar ki? Feminizm de kadınların omzuna fazlaca iş yüklendiğini söylüyordu fakat yine de yeterli değildi.

Çağ atlamış bir dünyada seçme, seçilme hakkından ve hukuki bazı haklardan yoksundu kadınlar. Süfrajet bu hakların arayışına verilen isimdi. Clara Zetkin, Sylvia Pankhurst ve daha niceleri günümüzde Avrupa ve ABD’de kadınlara özgür yaşam sunan öncülerdi. Orta Doğu ne yazık ki kadınlarını pasifize etmekteydi. Burada bir parantez açarak Türkiye’yi istisna kılmak lazımdır. Çünkü Batı’nın aksine biz Türk kadınları bu hakları elde etmek için savaş vermedik ve yüzyıllar sonra gelen bu hakları bir kahramana borçluyduk: Mustafa Kemal Atatürk. O, ülkenin bulunduğu kötü durumu kadınların ahlaksızlığına, lanetine bağlamadı. Toplumun her kurumunda kadınların olmasıyla ülkenin küllerinden doğacağına inandı. Bir kez daha ona minnettarlıkla teşekkür ederek parantezi kapatıyorum. Dilerim onun çizdiği yolda hakkıyla yürüyebiliriz.

Mustafa Kemal Atatürk

Otağ oluşumu olan tarih sayfamızı takip etmenizi tavsiye ederiz.

8 Mart: Dünya Kadınlar Günü adlı yazımıza göz atmanızı tavsiye ederiz.

Kaynakça:

Karl Marx, Das Kapital
Friedrich Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni Sigmund Freud, Totem ve Tabu