Kaddafi Sonrası Süreçte Türkiye – Libya İlişkileri

GİRİŞ

Libya’daki UMH, Hafter ile olan savaşında Türkiye’den yardım istemiş ve Türkiye’yi kendi topraklarına davet etmiştir. Türkiye’de bu çağrıya olumlu yanıt vererek siyasi ve askeri adımlarda bulunmuştur. Bu yazımızda, Türkiye’nin BM tarafından tanınırlığı olan bu hükümet ile ne gibi politikalar izlediğini ve ne gibi çıkarları olduğunu işledik. Akdeniz’e çok geniş bir kıyısı olan Libya, Türkiye ile de denizden komşu olup Türkiye’nin Akdeniz hedeflerinde önemli rol oynamaktadır. Bugün Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarından doğan haklı adımlarından, Mavi Vatan aşkından ve Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne olan garantörlükten kaynaklanan Kıbrıs Türklerinin haklarının korunmasında öncü rol oynayan Türkiye, Libya ile stratejik bir ortaklık düzenlemiş ve Libya’nın meşru hükümeti ile anlaşmalar sağlamış ve sağlamaktadır.

Yazıya başlamadan önce söylemek isterim ki, ilgililerin daha fazla bilgi edinemek maksadıyla kaynakçada adı geçen çok değerli komutanlarımızın ilgili kitap, makale ve de tüm videolarını izlemelerini özellikle tavsiye ederim. Böylelikle konu hakkında daha fazla ve oturmuş olarak bilgi sahibi olabilirsiniz.

Bu yazıyı okumadan önce Libya ile olan ilişkileri ve Libya’daki durumu daha iyi anlayabilmek maksadıyla bu yazının 1. bölümü olan Dünden Bugüne Libya yazısının okunmasını ve bu yazıya öyle başlanmasını tavsiye ederiz. 

1) TÜRKİYE’NİN AKDENİZ POLİTİKASI VE UMH İLE ANLAŞMA

Türkiye’nin, Libya’nın BM tarafından tanınırlığı olan ve Libya devriminden sonraki, devrimin devam hükümeti olan resmi hükümet, UMH (Ulusal Mutabakat Hükümeti) ile ilişkilerini anlatmadan önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Akdeniz’deki durumunu, çıkarlarını ve M.E.B. yani Münhasır Ekonomik Bölge nedir, Türkiye’nin M.E.B. ile çıkarları ne olacaktır bunu anlatmamız gerekmektedir.

Münhasır Ekonomik Bölge ile birlikte bir ülke uluslararası anlaşmalara uygun olarak 12 mil içerisinde sahip olduğu deniz alanında kendi iç hukukunu uygular. Bu sınır içerisinde kendi M.E.B.’ini ilan etmiş bir ülke istediği gemiyi durdurabilir, soruşturma ve kovuşturma açabilir, ayrıca da bu bölgedeki tüm balıkların, deniz dibindeki varlıkların sahibi olabilir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Ege’de kıta sahanlığı sorunu varken Akdeniz’de M.E.B. sorunu vardır.

Akdeniz’de 2010 yılında bulunan hidrokarbon yatakları tüm dünyanın gözünü buraya çevirmesine sebep olmuştur. ABD’li şirketler Noble ve Exxon Mobile, İtalyan ENI ve Fransız Total şirketleri GKRY ile yaptıkları anlaşmalar neticesinde bölgede arama tarama faaliyetlerini gerçekleştirmeye başlamışlardır. Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden bağımsız olarak yapılan bu çalışmalar hem Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni hem de Türkiye Cumhuriyeti’ni kızdırmış ve akabinde Türkiye, KTC’den ruhsat alarak Fatih ve Yavuz sondaj gemilerini Akdeniz’e indirmiştir. Nitekim bu faaliyetlerin, bölge ülkeleri arasında yapılacak anlaşmalar ile güçlendirilmesi gerekmekteydi.

Bu bölge ülkeleri ile yapılacak olan anlaşmayı Yunanistan bizden çok daha önce yapmış ve kendi M.E.B.’ini ilan etmişti. Yunanistan 2002 yılından itibaren başta Mısır ve diğer kıyıdaş ülkeler Lübnan, Suriye ve İsrail ile Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmaları yapmaya başladı. Tabiki Yunanistan’ın tek taraflı yaptığı bu anlaşmalar, Türkiye ve Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını çiğnemekteydi.

Yunanistan’ın tek taraflı olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin aleyhine yaptığı bu faaliyetler ile Türkiye’ye, İskenderun ve Antalya Körfezine sıkıştırarak Meis Adası ve çevresinde 9 km bir alan bırakılmıştır. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti’nin ise o bölgedeki sınırı +1500 km idi ve bu 9 km’lik sınır kesinlikle kabul edilemezdi. Buna göre Türkiye’nin yapması gereken kendi M.E.B.’ini ilan etmek olup, ilan edilmeyen süre boyunca sadece balıklardan 400 Milyon $ gelir kaybedilmekteydi. Bunun için ise Türkiye’nin Libya, Suriye ve Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile anlaşması ve M.E.B.’i ilan edilmesi gerekmekteydi.

Atlantik sistemi daha 20. y.y. bitmeden bu Akdeniz’deki gelişmeler için planlarını yapmış ve 21. y.y.’da hedeflerine erişmek için kademe kademe bu tedbirlerini gerçekleştirmeye başlamış olup bu tedbirlere Annan Planı, Kumpas Davaları ve Akdenize açılan bir sözde Kürdistan koyulabilir. Türkiye, tüm bu gelişmeleri önlemek ve kendi öz savunmasını sağlayabilmek amacıyla “Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Libya Devleti Ulusal Mutabakat Hükûmeti Arasında Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası”nı imzalamış ve Atlantik Sistemine karşı büyük bir zafer elde etmiştir.

“Mavi Vatanı ve Kuzey Kıbrıs’ı korumak Atatürk’e en büyük sadakattir.”

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz.

Bu harita ile Türkiye, Akdeniz’de gaz arama ve çalışmalarını sürdüren AB ve ABD’ye Türkiye asla ikinci Sevr Anlaşmasını dayatamayacaklarını ilan etmiştir. Ve Akdeniz’deki bu haklarını korumak amacıyla 1. hamle olarak, askeri hazırlık seviyesi yükseltildi yani “Mavi Vatan” tatbikatı yapıldı. Sonra mart ayı içerisinde Fatih Sondaj Gemisi gönderildi. Ayrıca uluslararası hukuki anlaşma olarak A-B-C-D alanlarını kıta sahanlığı olarak ilan etti. 3 Kasım, Atmaca Füzesinin denenmesiyle donanmada dışa bağımlılığın azaltıldığı ilan edildi ve 250 km menzilli, üstün yetenekli, en önemlisi milli, müdahale edilmesi çok zor bu füze ile Türk Deniz Kuvvetlerinin ateş gücü özgürlüğü sağlanmıştır. Deniz Kurdu Tatbikatı yapılmış, Kıbrıs’ta deniz üssü ve hava üssü inşalarına başlanmıştır. Yani Türkiye tüm bu faaliyetler ile dünyaya, kendi öz haklarını sonuna kadar savunacağını ilan etmiştir.

Sonunda Türkiye, Cumhurbaşkanı ve UMH ile imzaları attıklarını ilan ederek Türkiye’nin 18.6 millik bir alanda ancak Yunanistan ve Mısır arasına girerek bütün dengeleri değiştirmiştir. Böylelikle artık Yunanistan, GKRY, Mısır, İsrail dörtlü ittifakının içine Libya’yı da çekmesine engel olunmuştur.

2) TÜRKİYE VE UMH

Kaddafi 2011 yılında devrildikten sonraki süreçten itibaren Türkiye, Libya ile olan ilişkisini daha çok insani yardım ilişkisi üzerinden yürütmüştür. Ancak ilk uluslararası ölçekli resmi anlaşmalar 2012 ve 2013 yılındaki anlaşmalara dayanır. 2012 yılında, iç savaş nedeniyle yarım kalan Libyalı polislerin eğitimlerinin Türkiye’de yapılması kararlaştırılmış; dönemin Emniyet Genel Müdürü Yardımcısı Ahmet Pek, konu hakkında ”Libya’da bulunmamızın iki amacı var: Birincisi eğitim alanında işbirliği, ikincisi Türkiye’nin hibe ettiği araç gereç ve teçhizatın teslimatı” demiştir. 2013 yılına gelindiğinde bu ilişkiler daha da derinleştirilmeye başlanmıştır. 2013 yılında yani devrimden 2 yıl sonra, 2. İç Savaştan ise 1 yıl önce Libya’daki meşru hükümet ile dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakanı R. Tayyip Erdoğan imzalı “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Hükümeti Arasında Askeri Eğitim İş Birliği Mutabakat Muhtırası” imzalanmıştır.

2019 yılına gelindiğinde ise biraz önce bahsettiğimiz “Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Libya Devleti Ulusal Mutabakat Hükûmeti Arasında Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” imzalanmıştır. Türkiye’nin Akdeniz’deki haklarının ve Kıbrıs Türklerinin Akdeniz’deki haklarının korunması amacıyla yapılan bu faaliyetler, Türkiye’nin Libya’da aktif rol oynamasına ve meşru Libya hükümeti ile bu anlaşmanın yapılmasına mecbur bırakmıştır. Akabindeyse Türkiye, meşru hükümet UMH’ye silah ve askeri yardım yapmıştır.

Deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına yönelik anlaşma konusunda DKK Tümamiral Cihat Yaycı’nın şu sözlerine de kulak vermemiz gerektiğini düşünmekteyim:

Doğu Akdeniz’de karşılıklı kıyıları bulunan iki kıyıdaş devlet olarak Libya ve Türkiye’nin denizcilik alanında ilişkilerinin geliştirilmesi oldukça önem arz etmektedir. Uluslararası hukuka göre, karşılıklı kıyıları bulunan Libya ve Türkiye’nin hakkaniyet ölçüleri çerçevesinde bir an evvel deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşma yapmasının her iki ulusun menfaatinedir. Bu konuda uluslararası mahkemelerin önemli mesnet ve emsal oluşturan kararları ile BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin ilgili hükümleri kapsamında; Doğu Akdeniz’de hakkaniyet ilkesi temelinde deniz yetki alanları sınırlandırmasının, Türkiye ile Libya arasında yapılması gerekmektedir. Uluslararası hukuka tümü ile uygun böyle bir sınırlandırma anlaşmasının gerçekleşmesi hem Türkiye’nin hem de Libya’nın meşru hakkı olduğu gibi menfaatinedir. Böylece Libya, Yunanistan ile yapacağı antlaşmaya nazaran daha fazla bir deniz yetki alanına sahip olacaktır.

Cihat Yaycı

Türkiye Libya’daki bu süreci siyasi ve askeri olarak 2 koldan yürütmeye çalışmıştır. Siyasi kolla Trablus ve Tobruk arasında bir ateşkes sağlanması çalışılmıştır. Böylelikle hukuki yollar ile Trablus hükümetininin hakları bu şekilde aranmaya çalışılsa da ne yazık ki bu amaç başarısız olmuştur.
Askeri olarak ise Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülmesinin ardından Libya’ya tezkere kabul edilmiş olup söz konusu tezkerenin amacı Akdeniz’deki çıkarlarımızı korumak olup, Yunanistan-Mısır ittifakını denklemden çıkaran anlaşmadan sonra, anlaşmanın geleceğini korumak ve Akdeniz’de sağlam temeller kurarak yolumuza devam etmekti. Çok doğal olarak Türkiye’nin kendi çıkarlarını korumak amacıyla anlaşma sağladığı UMH’nin düşmesi, Akdeniz’deki çıkarlarının tümden kaybedilmesine yol açabilirdi. Bu sebeple askeri ekipman, silah ve asker desteği sağlanması amacıyla Libya’ya tezkere çıkarılmıştır.

Çıkarılan tezkerenin ardından 8 Ocak’ta Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan, Libya’ya ilk etapta 35 askerin gönderildiğini ve şu an ki görevlerinin koordinasyonu üstlenmek olduğunu bildirdi. Erdoğan, “Asker savaşmayacak. Daha sonra gidecek askerler de orada herhangi bir çatışmaya girmeyecek” dedi. 1 hafta sonra Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ise değişen sayılarda personelin Libya’da danışmanlık görevi yaptığını ve Libya’da bir savunma-güvenlik işbirliği ofisi kurulduğunu söyledi. Ayrıca Libya’da bir eğitim işbirliği timinin olduğunu aktardı.

Buna göre TSK’nın ilk planda UMH güçlerine ağırlıklı olarak eğitim ve donanım desteği sağlaması bekleniyor. Ardından üç kuvvetten (Kara-Hava-Deniz) de Libya’ya intikal sağlanması beklenmektedir ki şu ana kadar UMH’ye çok sayıda ZPT ve İHA/SİHA satışının yapıldığı, bunların haricinde de temel yardımların sağlanacağı biliniyor. Ayrıca Libya’ya Suriye’den Özgür Suriye Ordusu güçlerinin aktarıldığını da bilmekteyiz.

SONUÇ

Türkiye, Yunanistan ve GKRY’nin Akdeniz politikalarına tepki olarak Libya ile gerekli anlaşmaları yapmış ve bunun karşılığında Libya’da UMH’ne ahlaki bir duruş olarak siyasi ve askeri destek göndermiştir. Tüm bu faaliyetler Türkiye’nin gerek Akdeniz’e olan kıyısı gerek ise Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne olan garantörlük hakkından yapılmaktadır. Tüm dünya Akdeniz’de kendi çalışmalarını sürdürürken, Yunanistan-GKRY-Mısır-İsrail de Akdeniz’de dörtlü ittifak kurmuşken Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ana vatanı olan Mavi Vatan’a destek çıkmaması, arkasını dönmesi, görmezden gelmesi beklenemez, düşünülemezdir. Akdeniz’deki Türkiye Cumhuriyeti’nin yapacağı tüm faaliyetler, tüm Türk milletinin onursal hak ve namus meselesi olup, bu sulara başka milletlerin egemenlik kurması beklenemezdir.

Unutulmamalıdır ki; her siyasi isim ve otorite, hükümetler, partiler, siyasi kurum ve kuruluşlar geçici, ancak ve ancak devletler kalıcıdır. Bize dedelerimizden kalan bu devlet ise bizden de çocuklarımıza miras kalacaktır. Bu sebeple varımızı yoğumuzu ortaya koymak, okumak ve öğrenmek, çalışmak ve daha fazla çalışmak zorundayız. Öğrenmemiz gereken şeylerden biri de bu yazının asıl konusu olan Mavi Vatan olup, bu konu için her zaman en doğru adımların atılmasını istemek en önemli hak ve sorumluluğumuzdur.

“Gençler; 21. Y.Y. bütün dünyada deniz yüzyılı olacak ve deniz şu an insanlığın son cephesi. Her ülke denizlerine muazzam bir yöneliş çalışmasına girdi. Sizin nesillerinizin en çok uğraşacağı aklan olan denizler olacak. O yüzden Mavi Vatanı anavatan kadar sevin. Yükseklerde tutun. Onun için bedel ödemeniz gerekirse de gözünüzü kırpmadan bunu ödeyin.”

Emekli Tümgeneral Cem Gürdeniz.

KAYNAKÇA

AA, “Libyalı Polisler Türkiye’de Eğitilecek”, 15/01/2012

BBC, “Doğu Akdeniz- Kıbrıs açıklarında doğalgaz arama krizi nasıl başladı, hangi ülke ne istiyor?”, 10/07/2019

BBC, “Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti: Türkiye ile askeri ve güvenlik işbirliği anlaşması onaylandı”, 20/12/2019

Bir Parça Tuhaftık, “Günün Özeti”, 08/01/2019

Bir Parça Tuhaftık, “Günün Özeti”, 15/01/2019

Bir Parça Tuhaftık, “Günün Özeti”, 18/01/2019

CNN Türk, “Düğmeye basılacak! TSK Libya’ya gidiyor”, 04/01/2020

Bağcı, Hüseyin- Sena Alkan, (CNN Türk), İşte Türkiye’nin Akdeniz’deki şah mat hamlesi!

Domazeti, Riad. “Libya’da Hafter Darbesine Türkiye Freni”, İNSAMER, 08.07.2019.

Gürdeniz, Cem- Atilla Uğur, (Oğuzhan Uğur), MEVZULAR 30 (Atilla UĞUR- Cem GÜRDENİZ)- Doğu Akdeniz, Kıbrıs Gerçekleri, Mavi Vatan

Gürdeniz, Cem- Atilla Uğur, (Oğuzhan Uğur), MEVZULAR 35- Atilla UĞUR- Cem GÜRDENİZ, Libya Hamlesi, KTC, İlk Hedef Akdeniz, Tıkalı Kanal

Milletler Arası Andlaşma, (05/06/2013), Resmi Gazete, (Sayı : 28668 (Mükerrer))

Stratejik Ortak, “Türkiye ile Libya’nın İmzaladığı “Mutabakat Muhtırası” Ne Anlama Geliyor?”, 28 Kasım 2019

Türkiye Cumhuriyeti ile Libya Devleti Ulusal Mutabakat Hükümeti Arasında Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun (07/12/2019), Resmî Gazete, (Sayı: 30971),

Yaycı, Cihat, “Doğu Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasında Libya’nın Rolü ve Etkisi”, Güvenlik Stratejileri, 2011, Cilt 7, Sayı 14.


Kutlay Ünlü
BUÜ, Tarih Bölümünde okuyorum. Ortadoğu coğrafyası başta olmak üzere, Tarih ve Uİ alanları, Libya ve Kuzey Afrika, Doğu Akdeniz konularında araştırma yapmayı, incelemeyi, yazılar hazırlamayı seviyorum. Nitekim alanımda özel bir ihtisas sahibi olmamam, sadece araştırmalarımı başkaları ile paylaşmayı seven biri olmam sebebiyle okuyuculara, yazılarımda gösterdiğim kaynakları da araştırarak okumalarını tavsiye ederim.