İstanbul Boğazını İskender mi Açtı?

Ahmedî’nin “İskendernâme ”si klasik edebiyatın büyük efsanevi kişiliklerinden biri olan İskender’in hayatını ve fetihlerini konu edinen ve döneminin felsefi, edebi ve ilmi seviyesini başarıyla aksettiren son derece önemli bir eserdir. Ahmedî’nin en tanınmış eseri olan İskendernâme, Türk edebiyatında yazılmış ilk manzum İskender hikâyesi olması bakımından da ayrı önem taşır.

Dünya, devletler ve hükümdarlar tarihine yöneltilmiş bu dikkat içerisinde efsanevi kahraman İskender, Kur’an’daki Zülkarneyn kıssasıyla ilişkilendirildiği için sadece güç ve iktidarın değil, aynı zamanda yeryüzünde adaletin, hakkaniyetin ve tevhid mücadelesinin temsilcisi gibi görünmektedir. Dolayısıyla mesnevide İskender “ideal hükümdar”, onun kurduğu devlet “ideal devlet” modelidir.

İskender’in klasik edebiyata yansıyan tipi Makedonyalı Büyük İskender (The Great Alexsandre), Kur’an’da Kehf suresinde ismi geçen “Zülkarneyn” ve Hızır’la birlikte “âb-ı Hayat’ı arayan İskender kişiliklerinin birbiriyle karışmasıyla oluşmuştur. Bu karışıklığın doğmasına sebep olan durum her iki tarihi kişiliğin hayat hikâyelerinin kesişim noktalarıdır. Kur’an’da Kehf suresinde anılan kahramana “Zülkarneyn/çift boynuzlu” sıfatının Doğu’nun ve Batı’nın hâkimi oluşundan dolayı verildiği düşünülür yine “Büyük İskender” de Doğu ve Batı’ya seferler yapmıştır.

Ahmedî’nin “İskendernâme ”sinde iki İskender’in varlığından söz edilir. Her ikisi de cihan hâkimidir. Mesnevide, Kur’an’da ismi geçen Zülkarneyn unvanlı İskender’in hikâyesi anlatılır, bununla beraber yine de her iki kahramanın kimlikleri ve kişilikleri birbirine karışmış durumdadır. Mesnevide hikâye edilen İskender de Makedonyalıdır, Feylekus (Philiphis) un oğludur. Yeryüzünde Allah’ın bir halifesi gibi hareket eder. Allah’a bağlılığı tamdır. Dört büyük danışmanı Arestu/Aristo, Bukrat/Hipokrat, Sokrat, Felatun/Platon ona yol gösterir. Bu büyük hocaların yanı sıra Hızır da yanından eksik olmaz ona geleceğe dair bilgiler verir, çeşitli hikmetler öğretir. Hikâyenin sonunda İskender kendisinden daha önce yaşamış olan Büyük İskender’in kabrine gider onun kendisine hitaben bıraktığı mesajı alır.

Evliya Çelebi de İskender ve Kaydafa’dan bahseder. Seyahatnâme sahibine göre Hz. Adem ’den 5075 yıl sonra İskender dünyaya hakim olur. Bir tek İstanbul, Makedonya ve İzmir’in hükümdarı olan Kaydafa’yı alt edemez.

Bu duruma çareler arar. Maiyetinde olan Hızır’ın yönlendirmeleri ve yardımıyla yedi yüz bin işçi çalıştırarak Karadeniz’i Makedonya üstlerinden keser. Üç yıl süren ve her aşaması Hızır tarafından belirlenen bu müthiş çalışmanın sonunda Kaydafa’nın tüm şehirleri su altında kalır. Hiç kimse kurtulamaz. Bu olaydan sonra Karadeniz ve Akdeniz birleşmiş olur.

Kadın Hükümdar; KAYDAFA

Kaydafa,  ilk olarak Taberi tarihinde anılmıştır. İskender-i Zülkarneyn ’in ilk manzum hikâyesinin yer aldığı Firdevsi “Şehnâme”sinde de geçmektedir. Kadın hükümdar Kaydafa. Magrip Sultanı Kaydafa, karakteri, basireti, akıl ve vicdani hasletleriyle İskender’in rakibi olan tüm sultanlardan farklı bir görünüm arz etmektedir.

Efsaneye göre İzmir civarındaki “Kadife Kale” ismini Kraliçe Kaydafa’dan almaktadır. Ayrıca eski İstanbul’un İskender tarafından Kaydafa’nın elinden alınarak kurulduğuna dair söylenceler de vardır.

iskender

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde, İstanbul Boğazı’nı ve Cebelitarık Boğazı’nı İskender-i Zülkarneyn ve onun ordusunda bulunan Hızır Aleyhisselam’ın açtırdıkları anlatılmaktadır. Ayrıca, Üsküdar ile Sarayburnu arasında çok mamur bir şehrin olduğu ve bu şehrin sular altında kaldığı da aktarılır.

Seyahatname ’de şöyle anlatılır;

Âdem (As.) ‘ ın dünyaya gelişinden 5079 yıl sonra yeryüzünde İskender-i Kübra padişah oldu. Bütün hükümdarlar ona itaat ettiler. Fakat Yunanlıların Makedonya ve İzmir’ine sahip Kaydafa, İskender’e itaat etmeyip, kuvvetli bir hasım oldu. İskender, Kaydafe’ye bir türlü galip gelemiyordu. Sonunda İskender, seyahat maksadıyla gizlice Kaydafa’nın ülkesine ayakbastı. Kaydafa’nın divanına girdi. Onun hal ve hareketini araştırırken, Allah’ın hikmeti, Kaydafa’nın askerleri İskender’i tanıdılar. Onu yakalayıp Kaydafa’nın huzuruna getirdiler. Kaydafa, daha önce İskender’in resmini yaptırmış olduğundan, onu hemen tanıdı ve hapse attırdı. İskender, uzun zaman hapiste kaldı. Sonra Kaydafa, İskender’i hapisten çıkarttı. Kendisi ile savaş etmeyeceğine ve kılıç çekmeyeceğine dair İskender’e yemin ettirip onu serbest bıraktı.

İskender, oradan Elbruz Dağı eteğinde hükümet merkezi olan Irak’a geldi. Bütün bilginleri toplayıp bir görüşme yaptı. Vezirleri: ‘Padişahım, Kaydafa denilen o kadının ne haysiyeti ola! Denizler gibi asker ile üzerine gidip vilâyetini harab edip, halkını kılıçtan geçirip, ciğerlerini kebap edelim’ dediler.

İskender onlara: ‘Kerim olan verdiği sözünde durur. Kaydafa beni hapisten çıkardığında, üzerine asker göndermemeye ve kılıç çekmemeye söz verip yemin ettim. Buna bir çare verin ki, Kaydafa’dan intikam alalım.’ diye cevap verdi.

O anda hemen Hızır (As.): ‘Ey İskender! Eğer Kaydafa’dan intikam alalım dersen, savaş yapmaya bile lüzum yok. Hemen Karadeniz’i Makedonya yakınından kesip, Akdeniz’e akıtalım. Kaydafa’nın bütün ülkesini suya boğar ve intikamını alırsın. Böylece ettiğin yemin ve verdiğin sözünde de durmuş olursun.’ dedi. İskender’in bütün bilginleri: ‘Allah’ın ilhamı ile en güzel çare bu ola.’ diyerek karar verdiler. Derhal bilginler, hocalar ve mühendisler Karadeniz ile Akdeniz’in yüksekliğini ölçtüler. Karadeniz daha yüksek idi. Yedi yüz bin, dağ deviren işçi toplandı. Karadeniz’in suyunun kesilmesine başlandı. Bütün bu işlere Hazret-i Hızır bakıyordu. Zira Hazret-i Hızır, İskender-i Zülkarneyn ‘in ordusunda asker idi.

iskender

İskender ile karanlıklara varıp, âb-ı hayatı (hayat suyu = ölümsüzlük) içmek Hızır’a nasip oldu. Hâlâ zinde durumdadır. Hazret-i Musa ile arkadaş olduğuna dair Kur’an-ı Kerim’de ayet vardır. Hâlâ deniz işlerinde memurdur. Karadeniz’in Akdeniz’e karıştırılmasına sebep, Hızır Nebî olmuştur. Bu çalışma, üç sene sürdü. Neticede boğaz açıldı ve Kaydafa’nın şehirlerinden Makedonya’yı, Eski İstanbul’u, Yoruz Kalesi’ni ve yedi yüz kadar şehri su basıp askerinden bir kişi bile kurtulamadı.

O asırda Karadeniz ile Akdeniz arasında binlerce köy ve kasaba ve büyük şehirler vardı. İstanbul’un Sarayburnu ile Üsküdar arasında Makedonya şehri vardı. Yedi yüz çeşmeli büyük bir şehir idi. Suda kaybolmuş, İskender-i Kübra da böylece Kaydafa’dan intikam almıştı. Sarayburnu’nda Makedonya şehrini hemen onarmaya başladı. Büyük İskender, Makedonya’yı hükümet merkezi yaptı. Sonra yine Allah’ın emri ile Akdeniz’in Septe Boğazı (Cebelitarık) olan yeri de açıp, Akdeniz’i okyanusa akıttı. Yunanca ‘da Okyanus Denizi derler. Arap dilinde Muhit Denizi (Bahr-i Muhit) denir.

iskender

Ahmedî’nin İskendernâme ’sinde bu olay şöyle anlatılır;

İskender ülkesine geri döndüğünde gece gündüz içine düştüğü bu durumdan çıkış yolu arar. Verdiği sözden dönmek Hükümdar’a yakışmaz ancak, yeryüzünde kendisine tâbi olmayan bir memleketin var olması da kendisi açısından kabul edilemez bir durumdur. Sonunda kendisini bu durumdan sıyrılmanın yolunu keşfeder. Kaydafa’nın ülkesi deniz kıyısında ve deniz seviyesinin biraz altındadır. Mesnevi’de “Rum yüksekte Mağrip alçakta” şeklinde ifade edilir bu durum. Aynı zamanda iyi bir mühendis olan İskender, bunu kullanmayı düşünür. Planlarını yapıp ülkedeki herkesi seferber eder. Gece gündüz çalışıp bir boğaz kazarlar ve Kaydafa’nın tüm ülkesi bir gecede sular altında kalır. Ülkede sağ kalan olmaz.

Soñra fikri buña irdi kim vara

K’ola bir yol bulına anda kim vara

Oradan garba su-y-ıçun ide yol

Tâ ki bahruñ suyın ayırup ala

Oradan Kaydâfa mülkine sala

Bir mühendisdi Sikender kim cihân

Cev cev olmışdı kıyâsından ayân

.Hem mesâhatda ana cirm-i zemîn

Ne kadardur cev cev olmışdı yakîn

Bir yiri bulup kıyâs itdi dürüst

Kim oradan ol su anda vara cüst

Pes memâlikde ser-â-ser her ki var

Ol araya cem’ itdi şehriyâr

İrte gice dimedin pîr ü cüvân

Ol arada işlediler çoh zamân

Bir zamân işleyicek oldı temâm

Ol ki İskender Bogazıdur be-nâm

Çün gerekce yiri kazup deldiler

Ayırup deryâyı ana saldılar

Rûm yüce Magrib alçahdur ayân

Lâ-cirem su ol yaña oldı revân

Çün revân olmaga bula su mecâl

Olur anı girü döndürmek muhâl

Bahrdan olup revân deryâ-yı âb

Eyledi Kaydâfanuñ milkin harâb

Gark oldı cümle ol şehr ü diyâr

Fikr-ile gör meger k’itdi şehriyâr      

                  (Ahmedi, b.4766-4778)

İstanbul Boğazı’nın nasıl oluştuğuna dair kesin bir kanıt olmamakla beraber çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Bunlardan biri ise İstanbul Boğazı’nın olduğu yerde çok eski çağlarda büyük bir akarsu olduğu şeklindedir. Bugünkü haliç ve çeşitli koy görünümleri bu akarsuyu besleyen kollar veya kolların birleşme noktalarıydı. Buzul çağı bitip sular yükselince bu akarsu suyun ağırlığı ve yoğunluğu ile çöktü ve Karadeniz’den Akdeniz’e açılan bir boğaz oluştu.

iskender

Diğer bir görüşe göre kutsal kitaplarda da geçen Nuh Tufanı ile ilişkilendirmedir. Günümüzden 12.000 yıl önce başlayan buzul çözülmeleriyle birlikte ortaya çıkan sular, İstanbul Boğazı’nın güneyindeki engelin ardında birikmeye başladı. En sonunda bu engeli aşmayı başaran sular büyük bir hızla Karadeniz’e akmaya başladı. Toplam yükselmenin 150 metreyi bulduğu düşünüldüğünde tatlı su gölü olan Karadeniz tuzlu su ile birleşerek deniz halini aldı. Tufan tezine inanan bilim insanlarına göre verimli tarım arazileri ve birçok alanın sular altında kaldığı bu durum kuşaklarca Nuh Tufanı olarak anıldı ve günümüze dek ulaştı. Boğazın altında bazı bölgelerde batık yerleşim bölgeleri olduğuna dair emareler zaman zaman basında da yer almaktadır. Nitekim Marmaray yapılırken çeşitli tarihi eserler ve tarihi yapılar ortaya çıktığı bilinmektedir.

KAYNAKÇA

AHMEDİ, İskendernâme (Haz. : Dr. Yaşar AKDOĞAN) www.kulturturizm.gov.tr e-kitap)

Melike GÖKCAN TÜRKDOĞAN (Yrd. Doç. Dr. Karadeniz Teknik Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü.)

Yedikıta Dergisi (9.sayı, Mayıs 2009) Hızır İstanbul boğazı Evliya Çelebinin kerametleri


Osman Seyrek
Önce çevreni güzelleştir sonra dünyayı. Düşünen, araştıran, endişelenen ve bunları dile getiren 1992 doğumlu sıradan bir insanım.