fbpx
GenelHayat

İstanbul 3 Günde Nasıl Gezilir?

İstanbul’da yaşadığı halde bu şehri keşfedememiş milyonlar ve İstanbul dışından gelip “Bu şehri nasıl gezmeliyim, nerden başlamalı, nerelere gitmeliyim?” diye düşünen yerli yabancı turistler, işte sizler için 3 günde tamamlanacak bir İstanbul seyahat planı. İlk gün tarihi-kültürel bir rota izleyerek tarihi yarımadanın (Fatih) muhakkak görülmesi gereken yerlerini, eserlerini geziyoruz. Yorucu geçen ilk günün ardından bol bol deniz havası alıyor ve İstanbul’un Anadolu yakasına da uğrayarak aynı gün içinde iki kıtayı da tanımış oluyoruz. Galatadan İstiklale, Taksim Meydanından Gezi Parkına dek Beyoğlu’nun kült yerlerini keşfediyor ve İstanbul’un karmaşası içinde kayboluruz. Üçüncü ve son günümüz ise doyurucu ve daha az yorucu geçiyor. Emirgan Korusunda güzel bir kahvaltı, sahil gezintisi, Ortaköy’de kumpir keyfi ve nihayetinde Dolmabahçe’de bitirilen bir gün…

Kendinizi Amerika’yı keşfetmek için yola koyulan denizciler gibi düşünün. Ne olacağını, nereye gideceğinizi ve ne göreceğinizi tam olarak bilmiyorsunuz lakin maceralı bir yolculuğun tam ortasında, engin ufuklara yelken açmış ilerliyorsunuz. Üç günlük bir maceraya hazır mısınız?

1. Gün

İstanbul gezimizin birinci gününü tarihi yarımada dediğimiz Fatih bölgesine ayırıyoruz. İlk durağımız, Sultanahmet Meydanı’nda olmasına rağmen pek bilinmeyen Türk ve İslam Eserleri Müzesi. Bu müzenin önemi, Türk-İslam tarihini kronolojik bir şekilde ve derli toplu anlatmasından ileri geliyor. Her devlet, kendine ayrılan salonlarda tanıtılıyor ve döneme ait tarihi eserler etkileyici bir biçimde sergileniyor. Eğer Müze Kartınız yoksa giriş için 42 TL ödemeniz gerecektir.

Müzeden çıktıktan sonra, Türk-İslam medeniyetinin en göz alıcı eserlerinden biri olan Sultanahmet Camii’ni karşımızda buluyoruz. Caminin içine girdiğimizde ilk iş olarak kubbeyi boydan boya kuşatan çinileri ve süslemeleri inceliyoruz. Nereye baksak bir işleme, nereye göz gezdirsek bir sanat eseri görüyoruz.

İstanbul

Cami turumuz bittikten sonra, Sultanahmet Meydanı’nı boydan boya katederek Yerebatan Sarnıcı’na gidiyoruz. Meydanda Dikilitaş (Theodosius Dikilitaşı), Yılanlı Sütun ve Örme Dikilitaş’ı görüyoruz. Yerebatan Sarnıcına ulaştığımızda yer altına inen merdivenlerle devasa bir alana giriyoruz. Tabi ki bu alanın çok sınırlı bir kısmı ziyaretçilere ayrılmış. Suların üzerine kurulmuş platform, bizi iki adet Medusa başına ulaştıracak. Bu Medusa başları, sarnıcın en ilgi çekici yerleri. Ayrıca yürürken etraftaki suları mutlaka inceleyin, bol bol balık göreceksiniz. Giriş ücreti öğrenciler için 5, yetişkinler için 10 TL, ne yazık ki burada müze kart geçerli değil.

İstanbul

Sarnıç ziyaretimizden sonra Meydan’a geri dönerek Ayasofya’ya yöneliyoruz. Sinesinde yüz yılları saklayan bu eşsiz yapı, aynı anda hem kilise hem de cami özelliklerini bünyesinde barındırıyor. Hristiyan kültürüne ait freskler, mozaikler ve semboller, İslami ögelerle yan yana bulunuyor. Özellikle üst kattaki tasvirlerden çok etkileneceksiniz. Müze Kartı olmayanlar için kötü haber, Ayasofya’ya giriş ücreti 72 TL.

Ayasofya’yı ardımızda bırakarak Topkapı Sarayı’na yöneliyoruz. Osmanlı İmparatorluğu’nun en kudretli sultanlarına ev sahipliği yapan bu tarihi yapıda kendimizi kaybediyoruz. Gezmesi epey vaktimizi alacak kocaman bir alan. Saray; Divan-ı Hümayun, Arz Odası, Kutsal Emanetler, Bağdat, Revan, Kara Mustafa Paşa Köşkleri, Harem ve Zülüflü Baltacılar Ocağı gibi bölümlerden oluşuyor. Müze Kartınız yoksa Harem bölümü hariç olmak üzere giriş ücreti 72 TL. Harem ve Zülüflü Baltacılar Koğuşu’na ise 42 TL karşılığında girebiliyoruz; ne yazık ki bu bölümde Müze Kart geçerli değil. Sarayın girişinde sol tarafta kalan Aya İrini kilisesi de görülmesi gereken yerlerden. Buranın giriş ücreti 36 TL ve Müze Kart geçmiyor.

Saray gezisi bizi epey yorduğundan biraz soluklanıyoruz. Daha sonra İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne giriyoruz. 19. yüzyıl sonlarında kurulan müze, imparatorluk coğrafyasının çeşitli yerlerinden gelen eserlerden oluşuyor. Bildiğim kadarıyla şu an müzenin bazı kısımları tadilatta olduğundan normalde ziyarete açık olan alanın çoğu kapalı durumda. Müze Kartı olmayanlar için giriş ücreti 36 TL.

İstanbul

Yoğun bir gün geçirdiğimizden dinlenmeyi hak ettik. Müze’den çıktıktan sonra kendimizi Gülhane Parkında buluyoruz. Dilerseniz burada, dilerseniz parkı boydan boya geçerek ulaşacağınız Sarayburnu sahilinde oturup dinlenebilirsiniz.

Sarayburnu sahiline ulaştığınızda kayalıklara oturup çekirdek çitleyen insanların arasına karışabilir yahut soldaki yolu takip ederek deniz kıyısındaki çay bahçesine gidebilirsiniz. Sahilin hemen yanında bir Atatürk anıtı göreceksiniz. Bu anıt, görünüşünden de anlayacağınız üzere gayet eski. 1926 yılında buraya yerleştirilen heykel, ilk Atatürk heykeli olma özelliğine sahip.

Bu noktada ilk günü bitiriyoruz. İkinci güne Asya tarafından başlayacak ve serin bir deniz yolculuğu yapacağız.

2. Gün

Yeni güne İstanbul’un Anadolu yakasında, Kız Kulesi’nin tam karşısında bulunan Üsküdar’da başlıyoruz. Bir kıtadan diğerine geçmek yalnızca birkaç dakikamızı alıyor. İstanbul’un neresinde olursanız olun, Marmaray’a ulaştığınız takdirde Kocaeli sınırlarına kadar rahatça gidebilmeniz mümkün. Üsküdar Marmaray durağından indiğimizde kendimizi deniz kıyısında bulacağız. Sahil şeridi boyunca denizin tuzlu kokusunu teneffüs ederek yürüyoruz. Bir süre sonra, karanın Kız Kulesi’ne en yakın olduğu bir noktada oturma alanları göreceksiniz, buralarda oturup bir şeyler içerek manzaranın tadını çıkarabilirsiniz ama fiyatların normalden biraz daha yüksek olduğunu hatırlatmalıyım.

İstanbul

Burada geçirdiğimiz keyifli dakikaların ardından tekrar yürüyüşe koyuluyoruz. Sıradaki hedefimiz vapur vasıtasıyla Avrupa yakasına, Eminönü’ne dönmek. Bunun için iki seçeneğimiz var: Birincisi Marmaray durağına yakın olan vapur iskelesi ki her zaman kalabalık ve gürültülüdür, ikincisi çoğu kimsenin bilmediği ve biraz daha uzakta bulunan arabalı vapur iskelesi. Ben ikincisini tercih edenlerdenim. Kız Kulesi’ni ardımızda bırakarak sahil şeridi boyunca uzun uzun yürüyoruz. Yaz mevsiminde geziyorsanız, bir yanda kayalıkların üstünde balık tutanlar, denize atlayanlar, diğer yanda koşu yapanlar, bisiklet sürenler görmeniz mümkün. Hoş bir yürüyüşün ardından arabalı vapur iskelesine ulaşıyoruz, ismine takılmayın, binmek için arabanız olması gerekmiyor. İstanbul Kartımızı (Akbil) basıp kendimizi vapura atıyoruz. İstanbul’da yapabileceğiniz en güzel gezintinin tam ortasındasınız. Sessiz, huzurlu, rahat bir yolculuk ve hoş bir manzara…

İstanbul

Eminönü İskelesinde yolculuğumuzu noktalıyoruz. Hazır buraya gelmişken Meydan’ı keşfedebilir, çevredeki çarşılarda dolaşabilirsiniz. Şimdi, Galata Köprüsünden Karaköy’e geçiyoruz. Yorucu bir tırmanış yapacağız, çünkü burdan sonrası dik yokuşlardan oluşuyor. Galata Kulesi istikametine giderek Beyoğlu’nun ara sokaklarına dalıyoruz. İsterseniz Kule’nin önündeki uzun sırayı bekleyip içeri girebilirsiniz. Giriş ücreti öğrenciler için 5, yetişkinler için 10 TL ve Müze Kart geçerli değil. Eğer Kule’ye çıkarsanız İstanbul’un denize yakın olan her noktası ayaklarınızın altında olacaktır fakat pek kısa bir süre için.

İstanbul

2. günümüzün son durağı İstiklal Caddesi. Her milletten insanın olduğu, her dilin konuşulduğu, gürültülü, kalabalık ve karmaşık bir yer. Caddeyi boydan boya geçerken çeşit çeşit müzik sesleri, yer yer toplanmış insanlar ve çok sayıda sokak sanatçısı göreceğiz. İstiklal Caddesi, İstanbul’un keşmekeşini gözler önüne seren sayılı yerlerden. Cadde’nin sonunda karşımıza Taksim Meydan’ı çıkacak. Meydan’ın biraz ilersinde de Gezi Parkı bulunuyor. İsterseniz bol bol fotoğraf çekin, isterseniz ağaçların arasında huzurlu bir gezinti yapın.

3.Gün

Son günümüze mükellef bir kahvaltıyla başlıyoruz. Emirgan Korusundaki Pembe, Sarı, Beyaz Köşklerden birinde 40-45 TL arası bir ücretle açık büfe kahvaltı yapabilirsiniz. Doyasıya yedikten sonra üzerimize çöken ağırlıktan kurtulmak ve aldığımız kalorileri telafi edebilmek için açık havada yürüyüşe çıkıyoruz. Emirgan’ın çiçeklerle örülü zemininden karşımızda uzanan deniz manzarasını seyredalıyoruz. Yavaş adımlarla deniz kıyısına iniyor ve Bebek sahilinde yürümeye başlıyoruz.

“Ne duruyorsun be, at kendini denize / Geride bekleyenin varmış, aldırma / Görmüyor musun, her yanda hürriyet / Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol / Git gidebildiğin yere” diyen Orhan Veli misali, kendimizi Boğaz’ın hırçın sularına bırakasımız geliyor. Martı çığlıklarının vapur seslerine karıştığı şu İstanbul Boğazı, sanki bir yudum su olmuş da içilmeyi bekliyormuş sanıyoruz. Bu coşkun duygular içinde yürüyor, yürüyor, yürüyoruz ta ki bıkana dek. Ardından bir otobüse atlıyor ve Ortaköy’e yollanıyoruz.

Ortaköy’e gelmişken kumpir yememek olmaz. Birbirinden farklı onlarca kumpircinin arasından birini seçip oturuyoruz. Kumpirimizi yedikten sonra adet olduğu üzere bol bol fotoğraf çekip Beşiktaş tarafına yöneliyoruz. Dilerseniz kıyı hattı boyunca yürüyerek, dilerseniz bir otobüse binerek Beşiktaş’a kolaylıkla gidebilirsiniz.

Son durağımız Dolmabahçe Sarayı. Burası, Osmanlı’nın son dönem saraylarından biri olmasının yanı sıra, cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün son nefesini verdiği yer olması sebebiyle de ayrı bir öneme sahip. Geziler rehber eşliğinde yapılıyor ve saray hayatını tüm gerçekliğiyle hissediyorsunuz. Büyük Türk’ün hayata gözlerini yumduğu odaya geldiğinizdeyse tüyleriniz diken diken oluyor ve bir anlığına geçmişe seyahat ediyorsunuz.

Giriş ücretlerine gelecek olursak çok pahalı olduğunu söyleyerek söze başlayabiliriz. Selamlık kısmı yetişkinler için 60, öğrenciler için 30 TL. Harem kısmı yetişkinler için 40, öğrenciler için 20 TL. Her iki kısmı da ziyaret edecek yetişkinler 90, öğrenciler 45 TL ödeme yapıyorlar. Ne yazık ki burda da Müze Kart geçerli değil. Ayrıca saat 16.00’dan önce burda olmalısınız çünkü bu saat itibariyle saray kapanıyor.

3 günlük İstanbul gezimizin sonuna geldik. Avrupa ve Asya’nın birleştiği bu devasa şehir, artık sizin avuçlarınızda. Bundan böyle herkese “Ben İstanbul’u tanıyorum ve onu yendim” diyebilirsiniz.

Yazar hakkında

ODTÜ Tarih Bölümü Hazırlık öğrencisiyim, tarihi ve siyasi meselelerle yakından ilgileniyorum.
Benzer yazılar
GenelPolitika

Cem Uzan: Kurtarıcı mı, Palyaço mu?

GenelTarih

Atatürk: Türklerin Babası

GenelTarih

Bir Büyük Mülkiyeli: Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey

GenelSpor

NBA ilk hafta: Bir garip sezon başlangıcı!

Abone ol ve son haberleri kaçırma

2 Yorum

Bir yorum bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir