arama

İsrail Devleti’nin Kuruluşu

israil
  • paylaş
  • paylaş
  • Kutlay Ünlü

Bir önceki Yahudilerin Tarihi adil yazımızda Yahudilerin binlerce yıllık tarihinden ve Filistin topraklarındaki durumlarından bahsetmiştik. Şimdi de İsrail Devleti’nin kuruluşundan bahsedeceğiz. Hazırladığımız bu makalede tarih sahnesine çıkışlarından itibaren büyük problemler teşkil eden Yahudilerin; önce bugünkü topraklarıyla İsrail Devleti Yahudilerin öz toprakları mıydı yoksa sonradan gelip yerleşerek suni bir devlet mi kurduklarını inceleyecek, son bölümümüzde de bu devlet sonrası gelişen çok muhtelifli olayları birçok yönüyle ele alarak işleyeceğiz.

1) İsrail Devleti’nin Kuruluşu

Yahudiler Osmanlı topraklarında o zamanki tarihlerine kadar en iyi dönemlerini yaşamışlardır. Ticari hayatta sıkça yer bulan Yahudiler, askeri, ticari ve de tıp gibi alanlarda da Osmanlı ile birlikte uyum içinde çalışmışlar hatta dinlerini yaşamakta da dünyanın geri kalan bölge ve ülkelerine göre kıyaslanınca büyük özgürlükler bulmuşlardır. Ancak 18. Yüzyılda Osmanlı Devleti’nin gerilemesiyle birlikte birçok uluslararası güç devreye girerek Filistin bölgesinde ticari ve siyasi faaliyetlerde bulunmuşlar akabinde zaman zaman Osmanlı engelleme faaliyetlerinde bulunsa da Filistin’e büyük bir Yahudi göçü başlamıştır. Bunun sebebi yazının ilerleyen bölümlerinde de görüleceği üzere bir Yahudi devleti kurulmak istenmeseydi.

1.1) Dünyada Antisemitizm ve Siyonizm Faaliyetleri

Siyonizm kelimesi, Kudüs’ün yanı başındaki Siyon Dağından geliyordu. 1523’te Filistin topraklarında 4000’den az Yahudi bulunmakta olup bu sayı 1570’te 5000’e çıkmıştır. Yahudiler’in toparlanmasına yönelik ilk adım 1180’lerde Rusya ve Doğu Avrupa’daki antisemitizmin nedeniyle başladı. Bu antisemitist hareketlerin temel sebebi, Fransa’da başlayan Fransız Devrimi’nin milliyetçilik hareketleriyle önce Avrupa’da sonra dalga dalga yayılan Yahudi nefret politikasıydı. Akabinde tabiki aliyah adı verilen Yahudi göç dalgası başladı.

Aliyah üç temel döneme ayrılarak incelenebilir, bunlar; 1881-1903 arası ilk göçler, 1904-1918 arası Siyonizmin çekirdek kadrosunu oluşturan ikinci göç, 1919-1923 arası Filistin’deki yerleşimleri sağlayan üçüncü göç dalgası olup bu göçleri Filistin’deki nüfus değişimlerini anlamak için önemlidir.
Yahudi düşmanlığını ortadan kaldırmak için hiçbir çaba sarf edilmiyordu. Madem ki Yahudi düşmanlığı kaldırılamıyordu o halde Yahudiler’in ayrı bir toprağı ve devleti olması gerektiğini lüzum gören Herzl, görüşlerini 1896’da siyasi Siyonizmin ideolojik tabanını atan Yahudi Devleti adındaki kitapta toplamıştır. Herzl çıkardığı bu kitaptan sonra Siyonizmin artık siyasi ve politik temellerini atmış olup en uygun yerin de kendileri için vaad edilmiş topraklar yani Nil’den Fırat’a kadar olan bölgenin olduğunu düşünüyordu. Ancak yaklaşık 1500 yıldır neredeyse uzak oldukları bu topraklarda artık başta Araplar olmak birçok ulus yaşıyordu ve bu plan zoraki bir plan olmaktan başka bir şey değildi.

Theodor Herzl, ilki 1901’de diğeri de 1902’de olmak üzere iki defa doğrudan Abdülhamit’e başvurmuş ve bu görüşmelerde Yahudilere Filistin’de yurt verilmesi halinde Osmanlı borçlarının Avrupa’daki Yahudi bankerler tarafından kapatılacağının teklifini sunmuştur. Ancak bu teklifi kesinlikle reddeden Abdülhamit kanla alınan bu toprakların ancak kanla verileceği şeklinde sert bir dille cevap vermişti. Akabinde bu yolla Filistin’den toprak koparamayacağını anlayan Herzl Osmanlı’nın parçalanmasını beklemenin en iyi yol olduğunu düşünmüştü. Herzl’in 1904’te ölmesinden sonra Siyonist faaliyetler durmamış aynı şekilde faaliyetlerine devam etmiştir.
1908’de meşruiyetin ilan edilmesiyle birlikte Yahudiler ümitlenmiş hatta İttihat ve Terakki iktidarı ilk olarak Yahudilerin Filistin’e göçüne müsamaha göstermişse de sonradan 31 Mart olayından sonra bunun Osmanlı egemenliğindeki Arap ulusların tepkisini çekebileceğinin ve imparatorluğun dağılmasına yol açacağı fikriyle vazgeçmiştir.

İtilaf Devletleri aralarındaki anlaşmazlıklar yüzünden Filistin’e Avrupa denetiminde uluslararası özel bir statü düşünmüşlerdi ve İngiltere, Fransa, Rusya gibi ülkeler burayı kahverengi bölge diye adlandırmışlardı. Fransa ile Britanya arasında 4 Ocak 1916 yılında Sykes-Picot adında bir anlaşma imzalanmıştır ve Lübnan ile Suriye’yi Fransa; Basra, Bağdat,
Filistin’i de Britanya alacaktır. İki taraf arasındaki sorun 1916 yılında nihayete ulaşmış Fransa, Lübnan ve Kuzeybatı Suriye’yi; Britanya Basra ve Bağdat’ı hâkimiyeti altına almıştır.

israil

(Görsel 2: İsmail Şahin, Cemile Şahin, İsmail Şükür, “Ortadoğu’da Emperyalist Güçlerin Gizli Oyunu: Sykes-Picot Görüşmeleri”, The Journal of Academic Social Science Studies, Sayı 38, 2015, s.262, Sykes-Picot Haritası)

  İngiltere, 2 Kasım 1917’de Dışişleri Bakanı Lord Arthur James Balfour’un adıyla bilinen ve Balfour Deklerasyonu denilen Filistin’de bir Yahudi yurdu kurulmasını İngiliz hükümetinin destekleyeceğinin ifade edildiği bir mektubu İngiltere’deki Siyonist Teşkilatları Federasyonu’nun başkanı İngiliz Yahudisi Baron Lionel Walter Rostchild’a göndermiştir. Söz konusu mektup kısaca;

“Saygıdeğer Lord Rostchild, Majestelerinin hükümeti, Filistin’de Yahudiler için bir milli yurt kurulmasını uygun karşılamaktadır ve bu hedefin gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak için elinden geleni yapacaktır. Filistin’deki mevcut Yahudi olmayan toplumların medeni ve dini haklarına ve başka ülkelerde yaşayan Yahudilerin sahip oldukları hak ve politik statülerine zarar verecek hiçbir şeyin yapılmayacağı açıkça anlaşılmalıdır. Bu deklerasyonu Siyonist Federasyonu’nun bilgisine sunmanızdan memnuniyet duyacağım.
Saygılarımla
Arthur James Balfour.” (Arı, s.252.)

Arthur Kostler de bu durumu anlatmak için “Bir ulusun ikinci bir ulusa üçüncü bir ulusun toprağını vaad etti” demiştir. Yahudi Liderlerinin önerileri, Filistin mandasının bir Yahudi Devleti’nin kurulmasına yönelik olması doğrultusunda olup mandater yönetim, Filistin’de Yahudi Devleti’nin kurulmasını mümkün kılacak oranda Yahudi’nin bulunacağı zamana kadar ülke yönetimini elinde tutmaya devam etmeliydi.

Sonunda İngilizler, Yahudi teklifleri doğrultusunda ikna edildi ve 25 Nisan 1920’de Son Remo’da toplanan Müttefikler Yüksek Konseyi, Filistin mandasını İngiltere’ye teslim etti. Yahudilerin Filistin’e olan bağı tanınmakta, Balfour Deklerasyonu garanti altına alınmakta, Filistin’e göç eden Yahudilere kendi kendilerini yöneten kurumları geliştirmeleri için izin verilmekte, mandater ülke Yahudi göçünü kolaylaştırma vaadinde bulunmakta ve yönetime yardımcı olacak bir Yahudi Bürosunun kurulması için hazırlıkların yapılmasını öngörmekteydi. 1918’de toprağın %2.5’ini ellerinde bulunduran Yahudiler’in sahipliğindeki topraklar 1948 Mayıs’ında ancak %6-7’ye çıkmış bulunuyordu.

israil

(Görsel 3: Tayyar Arı, Geçmişten Günümüze Orta Doğu: Siyaset, Savaş ve Diplomasi, Cilt 1, Bursa: MKM Yayınları, 2012, s. 258; Filistin’de Müslüman ve Yahudi Nüfus Karşılaştırması)

Müttefik Devletler Araplara olan bağımsızlık sözlerini ve Yahudiler için yapılan anlaşma ve deklarasyonlardan kopmamak için birtakım çalışmalara girişmişler ve sonuç olarak manda yönetimini uygun bulmuşlar ardından manda yönetiminin İngiltere olarak belirlenmesiyle Yahudiler’in ulus devlet projesine bir adım daha yakınlaşılmış, bu devlet kurulana kadar nüfusun yeterli orana ulaşabilmesi için gereken güvenlik sağlanmıştır.

Filistin’de İngiliz manda yönetimi kurulur kurulmaz çatışmalarında başladığı gözlemlenmiştir. Arap ve Yahudiler arasındaki bu çatışmalarda çok sayıda insan hayatını kaybetmiş olup bu çatışmalarda Araplar, Yahudiler kadar örgütlü hareket etmemişlerdir. Yahudiler, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin temelini oluşturan Hanagah’ı 1920’de ve bazı ayrılıkçı görüşlerle kurulan Stern Örgütünü (İsrail Özgürlük Savaşçıları) 1940’ta kurmuşlardı.

Araplar da bu sırada Yüksek İslam Konseyi ve Yüksek Arap Komitesi gibi bazı örgütler kurmuş olsalarda bunlar Yahudi örgütleri kadar etkili olamamışlardır. Bunun sebebi fikir ayrılıklarından kaynaklıydı.
Araplar, Yahudi göçleri ve Arap topraklarının Yahudilere tahsis edilmesi gibi durumlara tepki olarak 1920, 1921 ve 1929’da 3 ayaklanma yapmışlar ve 1936-39 arasında genel ayaklanmalar göstermişlerdir. Bu dönem görülen çatışmalar için Yahudi önderlerinden olan ve aynı zamanda ilk İsrail başbakanı Ben Gurian saldırgan tarafın kendileri olduğunu ve savunma yapanların Araplar olduğunu söylemişti.

1920’de başlayan ve 1930’da artan çatışmalara karşı İngiltere çözüm bulmak amacıyla 1930’da Lord Passifield’e bir çalışma yaptırmış ve bu çalışmanın sonucunda Passifield Beyaz Kitabı olarak bilinen rapor ortaya çıkmıştır ancak bu raporda Arap-Yahudi işbirliği vardı ve Yahudilere toprak satışını durdurmak gibi öneriler vardı ve sonunda Yahudilerin sert tepkisiyle karşılaşıldı ve akabinde Dünya Siyonist Teşkilatı başkanı Chaim Weizmann istifa etmek zorunda kaldı ve İngiliz Başbakanı MacDonald, Weizmann’a bir mektup yazarak Balfour Deklarasyonuna bağlılıklarının değişmediğini belirtmek zorunda kaldı.

Bu süreç içerisinde Nazi Almanya’sında da Yahudiler’e olan baskı iyiden iyiye artmış ancak Yahudiler’in Filistin’e göçü için gerekli belgelerin ancak çok az bir kısmı Almanya’daki Yahudiler’e ayrılmıştı çünkü Almanya’da ki Yahudiler, Filistin için gereken siyasi önemi taşımıyor diğer bölgelerde ki Yahudiler siyasi çıkarlara daha fazla fayda sağlıyordu. Prof. Dr. Tayyar Arı bu konuyu şu sözlerle yorumlamaktadır:

“Aslında bunlar Nazi soykırımına yönelik olarak Siyonist önderlerin Hitler’le iş birliği yaptığı yolundaki iddiaya temel oluşturacak boyuttadır. Nitekim Naziler’in Avrupalı Yahudiler’i yok etme kampanyası sürerken Amerika’da bulunan Yahudi Örgütleri’nin davranışlarını incelemek üzere 1980 yılında eski Temyiz Mahkemesi hakimi Arthur Goldberg başkanlığında önde gelen Yahudiler’den oluşan özel bir komisyon her ne kadar çalışmasını tamamlayamayarak dağıldıysa da Komisyon kaynakları eğer Amerikan Yahudi örgütleri basiretli davranmış olsaydı, binlerce mi yoksa on binlerce mi Yahudi’nin kurtarılmasının mümkün olabileceği gibi konuların herkesin önünde alenen ele alınmasını istemedikleri için dağıldığını göstermekteydi. Bir taslak raporda “Amerika’daki Yahudi liderliğinin hiçbir safhada kurtarma için toplu seferberlik ilan etmediğinin tartışılacak bir yanı olmadığı” belirtildi. Bu dönemde Siyonist örgüt ve liderleri Avrupalı Yahudiler’in kurtarılmasına ilgi göstermedikleri gibi bu tür çabalara engel olmuşlar ve bütünüyle dikkatlerini göçün Filistin’e yöneltilmesi üzerinde yoğunlaşmışlardı. Yukarıdaki iddiayı haklı çıkaracak asıl gelişme ise Irgun’un bir kolu olan ve 1939-40 ‘da öğütten ayrılan ve liderliğini sonraki yıllarda İsrail’de dışişleri bakanlığı ve başbakanlık yapmış olan Izak Şamir’in yaptığı Stern ya da diğer adıyla LHI’nin Nazilerle iş birliği içinde olduğunun daha sonra ortaya çıkmış olmasıdır. İsrail’de etkili gazetelerden Ha’retz’in köşe yazarı B. Michael, 31 Ocak ve 6 Şubat 1983 tarihinde LHI’nin 1941’de Nazilerle yaptığı bir teklifi yayınladı. Teklifte, LHI’nin “Almanya’nın Avrupa’da ki Yeni Dünya Düzeniyle ilgili yaklaşımına duyduğu yakınlık dile getirilmekte ve Alman Reich’ı ile ilişkiler kuracak, Naziler’in Orta Doğu’daki çıkarlarını koruyacak ulusal ve totaliter bir temel üzerinde bir Yahudi Devleti’nin kurulması için iş birliği öngörülmekteydi.” (Arı, s. 262)

İngiltere 1937’de eski Dışişleri Bakanı Lord Peel’in başkanlığını yaptığı Peel Komisyonu adı verilen ve Taksim Raporu olarak da bilinen Peel Komisyonu raporunda Kudüs ve Beytüllahim’i içine alan geniş bir bölgeyi İngiliz manda yönetimine bırakmayı amaçlıyordu.

Eylül 1937’de Pan-Arap Kongresi Suriye’de toplanmasıyla Taksim Planının reddedilmesi kararı alındı. Weizmann bu kararı doğru bulmuş olsa da Yahudiler Ürdün için bölünen toprakların bir kez daha bölünmesini kabul etmeyerek karşı çıktılar.

İngiltere bundan sonra İngiliz Sömürgeler Bakanı Malcolm MacDonald’a bir belge hazırlattı ve bu rapor 10 yıl içinde Filistin’e bağımsızlık, 5 yıl içinde Filistin’e 75.000 Yahudi’nin göçü ve Filistin’i A, B ve C olarak 3’e ayırmayı öngörüyordu. Ancak bu fikir ne Arap ne de Yahudi kesiminden kabul görmüş sonucunda bir fikir olarak kalmıştır.

2. Dünya Savaşında Yahudiler İngiliz ordusunda gönüllü görev almış ancak İngilizler Yahudi tepkisine rağmen MacDonald Beyaz Kitabını yürürlüğe koymuşlardı. Ancak Arap tarafından bazı önderlerin İngilizler’e karşı savaşmaları için cihad ilan etmesi üzerine İngilizler Yahudi tepkisine rağmen bazı kararlar alarak Yahudiler’e toprak satışını durduracak olan önlemler almış, akabinde Yahudiler sert bir politikayla İngilizler’den hızla uzaklaşmış, İngiltere ile bir sonuca ulaşamayacaklarını anlayarak yüzlerini Amerika’ya çevirmişlerdir. Hatta bu İngilizler’e olan öfkelerini çok daha ileri götürmüşlerdir. 2. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte Hanagah, Irgun ve Stern örgütleri birleşme kararı almışlar ve sıradaki hedeflerini Araplar ile birlikte İngilizler’i de belirlemişlerdir. Akabinde terör eylemleri meydana gelmiştir. İngilizler, Filistin’ olan göçü sınırlamak isteyince Hanagah, Irgun ve Lehi’nin beraber eylemeyle King David otelini havaya uçurdular.

Siyonist örgüt Hanagah, dünya kamuoyunun dikkatini çekmek amacıyla Hitler’in Yahudi katliamından kurtulan 1700’e yakın, kadın ve çocukların da olduğu Mauritus Adasına gitmek için yola çıkacak olan 2 geminin olduğu Hayfa Limanı’nda bir patlama gerçekleştirdi ve buna sanki adaya gitmek istemeyen Yahudilerin kutsal topraklardan çıkmamak için intihar etmiş gibi süs versede bu işin gerçeği ancak daha sonra ortaya çıkmıştır. Bu saldırılar bunlarla sınırlı kalmamıştır. Palmach adlı bir Yahudi komanda grubundan olan üyeler demiryollarını havaya uçurmuş, Stern grubu da Hayfa rafinesine saldırmıştır. Terörist eylemleri benimseyen Yahudilere karşı İngiltere 50.000 olan gücünü 100.000’e çıkarmış, 29 Haziran 1946’da Agatha Operasyonuyla 17.000 askerin katılımıyla 2700 Yahudi’yi tutuklamış ve buna karşılık olarak Yahudiler 22 Temmuz 1946’da art arda saldırılarla İngiliz memur ve subaylar ile Yahudi ve Arapların bulunduğu 92 kişiyi katletmişlerdir.

2) İsrail ve Kuruluşu

Araplar bir süre sonra Arap Birliği çalışmaları başlattı. 25 Eylül-7 Ekim 1944’te İskenderiye/Mısır’da Arap ülkeleri bir araya gelerek Yahudilere toprak satışını yasaklayacak ve Filistin’in bağımsızlığını sağlayacak bir Arap Birliği kurulmasını kararlaştırdılar ve akabinde 22 Mart 1945’te Suriye, Ürdün, Lübnan, Irak, Mısır, Suudi Arabistan ve Yemen devletleriyle bir anlaşma imzalanıp Arap Birliği (Arap League) veya Arap Devletleri Birliği ( League of Arap States: Cami’ at el Düvel el Arabiyya) kurulmuş ve 25 Kasım 1945’te Yüksek Arap Komitesi yeniden kurularak lider olarak Cemal El-Hüseyni getirilmiştir fakat Filistinli gruplar ve Hüseyniler arasındaki ayrışma, örgütün sağlıklı çalışmalar yapmasını engellediği için diğer grupların 29 Mayıs 1945’te toplanıp ayrı bir örgüt olan Yüksek Arap Cephesi’ni kurmasına yol açtı ve bunun yanında ise Arap Birliği de 1946 da bir toplantıda Filistin için Yüksek İcra Komitesi kurulması kararını alıp başına Hacı Emin El-Hüseyni yardımcılığına da Cemal El-Hüseyni getirildi.

Ne yazık ki bu girişimlerde sonuçsuz kaldı. Araplar arasındaki derin görüş ayrılıkları ve çatışmalar hedefe ulaşmalarını engelliyor karar alınamıyordu. Örnek vermek gerekirse; Ürdün Kralı Abdullah, Filistin’in Yahudiler ile Araplar arasında paylaştırılması durumunda Arap kısmını Ürdün sınırları içine alma peşindeydi ve buna Suriye ve Suudi Arabistan karşıydı. Çünkü Suudlar ve Haşimi ailesi birbirlerini düşman olarak görmekteydiler. Ürdün Kralı Suriye, Lübnan ve Filistin’i Ürdün’de toplayıp büyük Suriye planı kurarken, Irak da Suriye, Ürdün, Lübnan ve Filistin’i Irak ile birleştiren “Bereketli Hilal” hayali kuruyordu.

Gerek Arap/Yahudi çatışmalarının gün geçtikçe artması gerekse İngilizlere olan Yahudi terörünün şiddetlenmesi ile İngiltere, Filistin sorununu 2 Nisan 1947’de BM’ye bırakmasına yol açmıştır. Mısır, Irak, Suriye, Lübnan ve Suudi Arabistan 21-22 Nisan 1947’de Filistin’in bağımsızlığını istemiş ve kabul edilmemiş ancak İngiltere’nin talebi üzerine 28 Nisan 1947’de BM Genel Kurulu’nun toplanmasıyla 11 üyeden oluşan bir BM Filistin özel Komitesi (UNSCOP) oluşturulması ve bu komitenin 1 Eylül 1947’ye kadar Genel Kurul’a bir rapor sunmaları kararlaştırılmıştır. Tarafsız oldukları farz edilen Hollanda, İsveç, Çekoslovakya, Yugoslavya, Kanada, Avustralya, Hindistan, Peru, Guatemala ve Uruguay’dan 11 komite azası seçilerek İsveçli Hakim Emil Sandstrom’un başkanlığında Filistin’de 5 hafta geçirilerek hem Yahudi Devleti hem de İngiliz yetkilileri dinlendi. Arap Yüksek Komitesi UNSCOP’u boykot etmişken Arap Birliği UNSCOP ile Beyrut’ta bir toplantı yapmış ve bu toplantıda Arap devletleri taksimi reddetmişlerdi. Ancak Emir Abdullah, UNSCOP karşısında resmi Arap kararını desteklerken Londra’da Bevin ile özel görüşmesinde Arap bölümü Doğu Şeria’da bağlandığı takdirde taksimi kabul edeceğini söylemişti. 1948’de teslim edilen UNSCOP raporuna göre kesin olarak manda yönetimi sona erecekti. 11 azadan 8’i çoğunluk raporu denilen; Filistin’in Yahudi ve Arap devletlerine taksimini, iki devletin birbiriyle iktisadi birlikteliğini, Kudüs ve Beytüllahim’in uluslararası garantörlük altında olması gerektiğini ve Britanya’nın ise 150.000 Yahudi göçmenin gelmesine kadar olan iki sene daha mandaterliğe devam etmesi gerektiğini söylüyordu. Çekoslovakya, Hollanda, İsveç, Kanada, Guatemala, Peru ve Uruguay temsilcilerinin desteklediği çoğunluk planına göre Filistin; Arap Devleti, Yahudi Devleti ve Kudüs Bölgesi olarak 3’e ayırmak düşünülüyordu.

Hindistan, İran ve Yugoslavya’nın azınlık raporuna göre ise BM liderliğinde olacak 3 yıllık bir uluslararası yönetim olacaktı. Ardından, Arap ve Yahudi Devletlerinden oluşan bir Filistin Federal Devleti destekleniyordu.

Truman’ın emirleri üzerine 11 Ekim 1947’de ABD delegasyonu Taksim Planı’nı resmen desteklemeye başlamış hatta ABD daha ileri gidip karşı çıkan Haiti, Liberya, Filipinler, Çin Etiyopya ve Yunanistan’a baskı uygulamaya başlamıştır. Siyonist Lobi faaliyetlerinin ABD’de son derece etkili olması ve Harry Truman’ın seçim desteğine ihtiyacı olması nedeniyle Truman nüfuzunu kullanarak birçok BM azasını dış yardımın kesilmesi ve ambargo tehditiyle olumlu oy vermeye zorladı. ABD baskısıyla Haiti, Liberya ve Filistin gibi muhalefet ülkeler Taksim Planı’na çekimser kalır ya da olumlu oy verirken Yunanistan ve Türkiye ret kararı almıştı.

Bu devletin doğuşunun soğuk savaşa denk gelmesi nedeniyle Sovyetler’de müttefiki olacağını hayal ederek Taksim Planı’na olumlu oy vermişti.

İsrail Devleti’nin 14 Mart 1948’de kurulmasıyla Arap ülkeleri silaha başvurmuşlardır.

SONUÇ

Bugün Orta Doğu’da büyük bir güç unsuru olan, günümüzde Arap Baharı adı verilen Orta Doğu-Müslüman ülkelerindeki her karışıklıktan pay çıkarmayı başaran İsrail, 71 önce kurulmasının arkasında neler olduğunu ve hangi sebepler yattığını inceledik. İsrail 14 Mart 1948’de kuruluşunu ilan etmiş ve ardından gelen savaşlarla Orta Doğu’da deyim yerindeyse yeni bir çağ açmıştır. Uzun yıllardır, emperyalist devletlerin yüzlerce kilometre öteden gelerek işgal etmesiyle acılar çeken Arap Devletleri bugünden sonra yanı başlarında emperyalist devletlerin uzun uğraşlarıyla kurulan bir devlet yüzünden acı çekmeye ve kıvranmaya başlamışlardır. O tarihten sonra İsrail ve Arap Devletleri 3 önemli savaş vermiş ve taraf devletlerin akıbetlerini görmüş bulunmaktayız.

Emperyal devletlerin uzun yıllar uğraş vererek naklettikleri Yahudi nüfusu gerçekten de Filistin’in öz sahipleri miydi? Yüzlerce yıl bu topraklarda devlet kuramayan Yahudiler, yüzlerce yıl sonra dünyanın kendilerine olan nefretiyle bu topraklara devlet kurma çabasına girişmişlerdir. Ancak zoraki çabalar sonucunda zoraki bir devlet kurulmuştur. Yahudi önde gelenleri çatışma günlerini geleceğini bilerek mi silahlı örgütlerini önceden kurmuşlardı? Sıradan bir çatışma değil çok devletli bir savaşa hazırlıklı olan bu silahlı kuvvetler stratejilerini, düşman devletlerinin zayıf halkasını ve nereyi bombalayacaklarını daha savaşa girer girmez kararlaştırmışlardı. Peki gerçekten de Yahudiler kendilerince içten içe hep düşlediklerini söyledikleri bu topraklara bir yurt kurma hayalleri olmuş muydu? Uzun yıllardır bu konuda bir adım atmayan ve bir araya toplanma faaliyeti bile göstermeyen Yahudiler için böyle bir şey söylemek zor. Çünkü ancak iyiden iyiye güç kazandıkları ve artık milliyetçiliğin tavan yaparak yabancıların istenilmediği, kendi canlarının tamamen tehlikede olduğunda bunu düşündükleri kuvvetle muhtemeldir.

Hala sıcak bir gündem olan bu geniş konu, henüz siyasetin etkisinden kurtulamamış olması nedeniyle değerli tarih araştırmacılarımızın değerli araştırmalarına muhtaçtır. Ülkemizde birkaç saygıdeğer tarihçinin bu konu üzerine araştırmaları söz konusu olsada ne yazık ki daha tam manasıyla her ayrıntısı araştırılmadığı için boşluklar, kör noktalar ve ihtilaflı mevzuları vardır. Bu da belki aynı Orta Çağ ve Yakın Çağ tarihçiliği gibi günümüzden çok uzun bir zaman sonra siyasi güdümden kurtularak tarih araştırmacılarımızın değerli ellerinde can bulacaktır. Umuyorum ki birgün bu konuda çözüme kavuşur, coğrafyamızın yakınlığı ile dünyada önayak olabilecek tarihsel eserleri ortaya çıkarabiliriz…

KAYNAKÇA

Aras, İlhan, Filistin İsrail Arasındaki Temel Sorunlar ve Uluslararası Hukuk, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Çanakkale 2010.

Arı, Tayyar, Geçmişten Günümüze Orta Doğu: Siyaset, Savaş ve Diplomasi, Cilt 1, Bursa: MKM Yayınları, 2012.

Avcı, Yasemin, “Tanzimat Reformları ve Osmanlı Yahudi Toplumu”, Kök Araştırmalar, Cilt 2, Sayı 2, 2000.

Fildiş, Ayşe T., “Birleşmiş Milletler’in Taksim Kararı ve İsrail Devleti’nin Yaratılışı”, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 14, Sayı 1, 2012.

Graudy, Roger, Siyonizm Dosyası, Çev. Nezih Uzel, İstanbul: Pozitif Yayınları, 1985.

Gürkaynak, Muharrem, “Osmanlı Devleti’nde Millet Sistemi ve Yahudi Milleti”, Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 9, Sayı 2.

Johnson, Paul, Yahudi Tarihi, Çev. Filiz Orman, İstanbul: Pozitif Yayınları, 2008.

Kasalak, Kadir, “İngilizler’in Filistin Politikası ve Filistin Mandası”, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Ensitütüsü Dergisi, Sayı 3, 2016.

Kızıloğlu, Sedat, “İsrail Devleti’nin Kuruluşuna Kadar Geçen Süreçte Yahudiler ve Siyonizmin Gelişimi”, Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 2, Sayı 1, 2012.

Kölge, Orhan, “İsrail Devleti’nin Kurulması, İsrail Siyasal Sisteminin ve Siyasal Partilerinin İncelenmesi”, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimleri Ensitütüsü Dergisi, Sayı 5, 2015.

Öztürk, Hasan, Modern Orta Doğu Siyasi Tarihi, İstanbul: Bilgesam Yayınları, 2016.

Şahin, İsmail-Şahin, Cemile-Şükür, İsmail, “Ortadoğu’da Emperyalist Güçlerin Gizli Oyunu: Sykes-Picot Görüşmeleri”, The Journal of Academic Social Science Studies, Sayı 38, 2015.

Umar, Ömer O., “Osmanlı Dönemi’nde Yahudiler’in Filistin’e Yerleşme Faaliyetleri”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 12, Sayı 2, 2002.

Ünal, Neslihan, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Yahudi Kadınları”, Tarih Okulu Dergisi, Sayı 29, 2017.

Ünal, Neslihan-Tütüncü, Gülsüm, “İstanbul ve Selanik Yahudi Cemaatlerinin Gelişim Dinamiklerinin Karşılaştırmalı Analizi”, Osmanlı Dönemi Balkanlarda Kültürel ve Sosyal Hayat, Ed. Zafer Gölen, Abidin Temizer, Ankara: Gece Kitaplığı, 2018.

RESİMLERİN KAYNAKLARI

Şahin, İsmail-Şahin, Cemile-Şükür, İsmail, “Ortadoğu’da Emperyalist Güçlerin Gizli Oyunu: Sykes-Picot Görüşmeleri”, The Journal of Academic Social Science Studies, Sayı 38, 2015.

TABLOLARIN KAYNAKLARI

Arı, Tayyar, Geçmişten Günümüze Orta Doğu: Siyaset, Savaş ve Diplomasi, Cilt 1, Bursa: MKM Yayınları, 2012.

  • Ata
    5 gün önce

    Elinize sağlık, çok bilgilendirici olmuş. Cümleler daha kısa olsa anlatım bozuklukları daha az olur ve anlaşılması daha kolay olurdu. Gene de çok faydalı olmuş. Saygılar

    1
    yorum beğen