İskender Pala: Bir Aşk Adamı

iskender pala

8 Haziran 1958 Uşak doğumlu İskender Pala, hemşehrileri tarafından“Uşak Halk Kahramanı” seçilmeden, divan edebiyatının daha geniş bir kitle tarafından anlaşılması için yaptığı çalışmalardan “Divan Şiirini Sevdiren Adam” olarak anılmadan önce; gönüllere taht kuran, aşk gibi tarif edilmesi zor, yaşanıp anlatılması daha da zor olan bir duyguyu kağıda ustalıkla geçirip bizlere aktaran, aşkı öğreten İskender Pala okuma hayatına Peyami Safa’nın eserleri ile başlamış, ilk okuduğu kitapların 9.Hariciye Koğuşu ve Yalnızız eserleri olduğunu söylüyor. Liseyi Kütahya’daki Kütahya Lisesi’nde bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu(1979). 1979-1982 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Seminer Kütüphane Memurluğu yapan İskender Pala burada geçen yıllarını şöyle anlatıyor:

Şimdi size bir kütüphanede çalışıyor olmanın binbir faydasını sıralamam abes olabilir; ancak benim için ne olduysa işte o zaman oldu, bilimsel okumanın lezzetini o zaman kavradım. Artık elyazmalarının âherli dünyasını, ebru ciltlerin mikleplerini, ortaçağ Türk sanatının dizilip gelen rik’alarını, siyakatlarını anlamaya başlamıştım. Güllerin ve bülbüllerin, ebrûların ve gamzelerin, gazellerin ve kasidelerin kırkıncı kapısından girme zamanıydı o. Önümde bir medeniyet duruyordu ve şimdi ne Troya kentini keşfeden Schliemann, ne Tut-enk-Amon nam Firavun’un mumyasını çözen Champollion; ne mikrobu keşfeden Pasteur, ne de arzın cazibesi kanununu keşfeden Galileo Galilei benim kadar mutlu olamazlardı. O medeniyet aynasında hüsn-i ta’lillerin fıstıkî feracelerine bürünmüş güzellerinin ve onların müraat-i nazîrlere bulaşmış ateşi etrafında kelebekler gibi dönen derbeder şairlerin nefeslerini duyabiliyor; saraylar ve konaklarda, sokaklar ve dükkanlarda, tekkeler ve medreselerde, mesire ve sayfiyelerde hangi âhenkle yaşayıp, ne tür vezinlerde güldüklerini yahut ağladıklarını, sevindikleri yahut üzüldüklerini anlayabiliyordum.

İskender Pala

Türk klasik şiiri meğer benim için bir tarz-ı hayat imiş; beni öyle buldu. Hâlâ şiir yazamam, ama şiirin has behçesindeki seyranın yolunu yordamanı iyi bilirim. Bunu, Fuzulî’den, Bakî’den, Nef’î’den, Yahya’dan, Nailî’den, Galib’den, Nedim’den öğrendim. Galib Dede “Birdenbire bul aşkı, bu tuhfe bulanındır.” diyordu ve ben, tam da onun dediği bir hediye gibi birdenbire aşkımı bulmuştum.

İskender Pala

1982 yılında “Aşkî, Hayatı, Edebî Şahsiyeti ve Divânı” konusunda doktora çalışmasını tamamladı. 1982-1984 Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Deniz Lisesi Komutanlığı’nda teğmen olarak, 1984-1986 yılları arasında üsteğmen olarak görev almıştır. Ayrıca, Osmanlı deniz tarihiyle ilgili araştırmalarda bulunmuş ve bir kısmını kitaplaştırmıştır. Asker olarak geçen yıllarında şöyle ifade etmiştir:

Üniversite yıllarından sonra yanlış bir karar ile asker olmuş, gülle bülbülle sohbet ederken birdenbire üniformayla postalla uğraşmaya başlamıştım. Onbeş yıl sürecek bu dönem içinde okumayı ve yazmayı asla bırakmadım; hatta dönem dönem okuyup yazmayı bir teselliye bile dönüştürdüm. Anladım ki Divan şiiri için yazdıkça daha çok yazmak gerekiyordu; ve daha çok yazmak için de daha çok okumak… Tarih, medeniyet tarihi, sosyal bilimler, felsefe, sosyoloji, sanat vs. Ne bulursam okuduğum yılların semeresini hiç durmadan yazmam gereken yıllarda gördüm.

İskender Pala

14 yıl 7 ay görev yaptıktan sonra 1996 yılında TSK’dan ihraç edildi. Ocak 2016 ayında Başbakan Ahmet Davutoğlu’nın Başdanışmanı olarak görevlendirilen İskender Pala Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Kültür ve Sanat Politikaları kurulu Başkanvekili olarak görevlendirilmiştir. 3 çocuk babasıdır, İstanbul Kültür Üniversitesi öğretim üyesidir. Bu yıllar boyunca aşkla yoğrulmuş, sevgiye yürümüş ve bizlere de aynısını şöyle öğütlemiştir:

“Ey yolcu! Sevgiye yürü ki hakikate eresin!”

gül

Aşk onun gözünde en kutsal, en masumdu. Aynı zamandatek bir cevap veremeyecek kadar da aşk içindeydi” belki de. Kitaplarındaki aşıklar ıstırap içinde sevgililerine; sevgiye, aşka açken yanlarında sizi de sürükler, aynı ıztırabı paylaşmanızı, yaşadıkları azabı vuslata kadar sizin de çekmeniz için yaşadığı tüm duygularını öyle bir betimler ki kafanızda resimler açığa çıkar, tüm taşlar yerlerine oturur. Aslında sizi kendinize buldurur, tüm gerçekliği ortaya serer.

“İşte onun içindir ki biz, yaşadıklarımızı çok defa eski şairlerin beyitleri arasında görüp, bu yolda yalnız olmadığımızı anlayarak teselli bulmuşuzdur. Hiçbir şey ilk değildir, son da olmayacaktır”

Ah mine’l-Aşk

Bize bizi anlatır. Hatta bize kendimizi sorgulatır, vurucu tespitleriyle kafamızı allak bullak eder:

” Aşkta ölçü, yok olmaktır. Aşkta âşık yoktur, sadece maşuk vardır. Onun için aşk, tek kişiye aittir. Çünkü aşkta , âşık kaybolmuştur, artık kendinde değildir, idraken âcizdir. Bu noktada maşuk da âşıktan ayrı değildir. “

“Kalptir ki sevgi ile aşk arasında nice korkakları cesur, nice cimrileri cömert, nice hödükleri nazik, nice düşükleri asil, nice yaşlıları genç eylemiştir. Ve elbette nice ince fikir sahiplerinin de akıllarını almıştır. Aşk bir sonuçtur; olmak veya ölmek için… “

İskende Pala

Daha önce de değindiğimiz gibi o Divan Şiirini Sevdiren Adam‘dı. Peki neden böyle dendi, niye hatıralarımızda öyle bir unvanı var dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü o yapılmayanı yapmış, geçmişimizi, belki de en zoru yaparak anlaşılması güç olan ama bizim şiirlerimiz olan Divan Edebiyatı’nı bizlere anlatmaya, açıklamaya çalışmıştır

Mende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı var
Âşık-i sâdık menem Mecnûn’un ancak adı var

Ve İskender Pala’nın kitaplarından birkaç alıntıyla yazımızı bitirelim:

-“Seven, sevgiliyle olmaktan menfaat uman değil, menfaatini sevgiliyle olmaktan umandı çünkü.”
(Aşka Dair)

-“Sevgiliden korkmak, korkunun en yüksek derecesi; sevgiliden umut etmek umudun en yüksek kertesidir. Sevgilisi olmayan biri, yaşadığını sansa da yürüyen ölüden ibarettir!
(Od)

-“Öyle ki, Kays da delirerek yüce makamlara erişti. Onunkisi öyle bir delilik idi ki, binlerce akla bedel gösterildi.
(Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk)

-“Aşk,sarmaşık demektir. Çünkü insanın en mutlu olduğu anlar, aklın gönül içinde eridiği; yani aşka kendini teslim ettiği anlardandır. “(Kitab-ı Aşk) 

Kaynakça:
www.iskenderpala.net
turkedebiyati.org
Aşka Dair, Prof.Dr.İskender Pala
Kitab-ı Aşk, Prof.Dr.İskender Pala