arama

İdlib

  • paylaş
  • paylaş
  • Muhammed Aşula

Suriye iç savaşı, başladığı ilk günden bu yana, her geçen yıl daha karmaşık bir hal aldı. Bu savaş terör örgütlerinden tutun beyaz kasketlilere kadar birçok açıklanmayan hikaye barındırıyor. Suriye topraklarında birçok farklı ülkenin askeri birlikleri bulunuyor. Hepsinin desteklediği farklı gruplar mevcut ve bu gruplarla hibrit bir savaş sürdürmeye çalışıyorlar. Savaşın başından beri uluslararası arena da dahil olmak üzere Esed rejimi yoğun bir baskı altındaydı. Ancak son dönemde rejim; tabiri caizse vites artırmasıyla beraber hem kazandığı topraklar olsun hem de 8 yıldır takındığı kararlı tavrını devam ettirmesi olsun ibreleri kendine çevirmiş vaziyette. Bunun en son örneği İdlib kentinin en büyük ilçesi Maarratünnuman’ın Ekim 2012’den sonra geri alınması oldu.

Bu yeni gelişme aslında birçok yeni sonuca gebe. Ancak bu sonuçları değerlendirmeden önce İdlib kentinin önemini anlamak gerekir.

Astana mutabakatı (Eylül 2017) sonucu çatışmasız bölge haline getirilen kent, birçok sivili barındırıyor. Toplam kent nüfusu 3 milyon olarak belirtiliyor. Ancak çatışmasız hale getirilmesi ile birçok muhalif grup ve terör örgütü kente konuşlandı. Adeta bir son kale olarak görülen kentin, kesin olarak bilinmese bile onbinlerce savaşçı barındırdığı tahmin ediliyor.

İdlib

Türkiye Cumhuriyeti’nin nüfuz bölgesine dahil olan kentte; Türk ordusunun gözlem ve kontrol noktaları bulunuyor. Türkiye ılımlı muhalif grupların güçlenmesini istiyor. Çünkü bir yandan ABD’nin o bölgenin kontrolünü kürt kökenli bir devletle sağlatmak istemesi, diğer yandan İran ve Rusya’nın Akdeniz’e açılan kapılarının kapanmaması için ilk günden beri rejimin yanında yer alması çıkarlarına uymuyor. İlk günden köprüleri attığı rejimle asla komşu olmak istemeyen Türkiye, olası bir terör örgütü temelli bir kürt devletiyle de asla komşu olmak istemeyecektir. Barış Pınarı Harekat’ı bunun en büyük kanıtıdır.

Peki nasıl oldu da Astana mutabakatı ile korunan şehir Rusya-İran-rejim üçlüsünün saldırısına uğrayabildi? Son dönemde Rusya ve İran ile ılımlı bir dış politika ilişkilerine sahip olan Türkiye, niye Suriye denkleminde onlarla karşı karşıya gelmiş durumda? Öncellikle Rusya ve rejimin gerçekleştirmekte olduğu İdlib’in geri alınmasına yönelik askeri operasyon teröristleri temizlemek başlığı altında gerçekleştiriliyor. Diğer sorunun cevabı ise çıkar çatışması. Rusya, Suriye’de rejimden yana iken Türkiye ve rejim tarafları asla aynı masaya oturmuyor veya oturtulamıyor. Rejim ile aynı masaya oturulamayacağının en son örneği Barış Pınarı Harekatı başladıktan sonra terör örgütü olan ve kendilerini Demokratik Birlik Partisi ismiyle tanımlayan kürt kökenli taraflarla rejimin anlaşmaya çalışması oldu. Rusya ve İran kararlı ve sıfır tavizle savaşın ilk gününden beri her türlü desteği rejime verdi ve vermeye devam ediyor. Böyle bir durumda Türkiye’nin onlarla karşı karışıya gelmemesi mümkün değil.

Uluslararası kamuoyunda kent bir Halep kadar değer taşımıyor. Çünkü muhalif güçlerin birçok fraksiyona bölünüp kendileriyle bile anlaşamadığı bu dönemde; kimin ne amaçları, idealleri ve bunları gerçekleştirmek için nasıl yöntemleri olduğu çok karışmış vaziyette.

Türkiye Cumhuriyet’i Milli Savunma Bakanlığı, 28 Ocak 2020 tarihli açıklamasında gözlem ve kontrol noktalarına gerçekleşecek olası bir müdahalede karşılık vereceğini açıkça belirtti. Bu açıklama son kale İdlib’e müdahale yapılabilmesinin önünü açıyor gibi yorumlanabilir. Türkiye’nin nasıl bir yol haritası izleyeceği gizemini koruyor. Ancak kentin merkezine doğru ilerleyen rejim güçleri, Türkiye’ye doğru olacak ve milyonlarca insanı barındıracak bir göç dalgasına sebep olacaktır. Halihazırda Türk kamuoyu içinde çok ciddi tartışmalara sebep olan Suriyeli sığınmacı konusunun, yeni bir göç dalgası ile kamuoyunun tepkisini yükseltmesi çok olası görünüyor.

İdlib

Sonuç olarak İdlib Suriye İç Savaşı için kırılma noktalarından biri olacak. Olası rejim kontrolüne geçmesi durumu savaşın sonuna gelindiğinin en büyük göstergesi olacaktır. Diğer olasılık olan İdlib’in rejim güçlerini püskürtmesi ise rejime dönen ibrenin fraksiyonlara bölünmüş muhalif gruplara geri dönmesi anlamına gelebilir. Türkiye Cumhuriyet’i için zorlu bir süreç olacağı kesin.