arama

Hukuk Eğitimi ve Düzeni Üzerine

  • paylaş
  • paylaş
  • licenvidriera

Çok yönlü olmak, insanın her hâlini görebilmek, her sistemin işleyişini anlayabilmek, adaletin her sistem içinde nasıl sağlanabildiğini öğrenmek benim için bu eğitimin başlıca gerektirdiklerindendir. Her ne sebeple veya inkılapla ilgili olursa olsun batının kanlı emperyalizmi üstünde refah içinde yükselirken yaşadığı çıkar çatışmalarını önleme ve adaleti kendilerine göre tesis etme çabalarının etkisinin bizim gibi coğrafi olarak bağımsız ve tarafsız bir ülkenin fakültelerinde baskın olarak hissedilmesi adalete olan tek yönlü bir bakıştan ibarettir. İşlerin bunlarla yürümesi bir tek bunların anlatılagelmesi zorunluluğunu dayatmaz. En azından hiçbir hukuk fakültesinde bir sovyetoluğun ya da bu çok ütopik olduysa bir hocanın verdiği sosyalist kamu hukuku diye ders var mıdır? Türk hukuk tarihini ne kadar ciddiye aldık? Madem bu batı hukuku ve adaleti dünyada  olanın en iyisi ve bize en uygunu, neden bir Alman kendisinden aldığımız ve dolandırıcılığa çok açık olduğu için kendimize göre değiştirdiğimiz, derme çatma işlevsiz bir kanunu okuyunca bambaşka bir kanun olduğunu düşünür? Neden bu koca 4 senede anca 3 ülkenin vizyonuna sahip olabildik ? Ki bu soruyu hiç düşünmeyen hukukçu(!) çığı artıyor. Adalet yok ama hep hak yenilmesinden dolayı mı yok? Eğitimsizlikten adaletsizlik doğmaz mı? Çok yönlü olamamaktan? Sabit fikirli ve kalın kafalı olmaktan? Peki hayatımızın her noktasına tesir eden kanunlarımızın sürekli ithal edilmesi durumundan rahatsızlık duymayan büyük bir hukukçu yığını olması… Kanunların ithal edilmesi ülkenin bütçe hesaplarına yansımadığı için belki de kimse bu kadar şikâyetçi değil ancak adalet bunun bedelini çöken toplumsal ahlâk ile ödüyor.

Hukuk

PEKİ HUKUKÇUNUN ÜZERİNE DÜŞEN NEDİR?


“Hukuk, halkın ruhundan kendiliğinden (dil gibi) doğduktan sonra kodifiye için belli bir hukukçu sınıfınca deyim yerindeyse tespit edilir” der Savigny. Peki bizim hukukçularımız isteseler böyle bir kodifikasyon yapabilecek yetkinliğe sahipler mi? Hukukçularımız gerçekten hukukbazlar mı yoksa sadece kanun memurları mı? Onlarca asırlık gelenekleri üzerine yeterince çalışmamış ve savaşta bütün beyin gücünü kaybetmiş yeni bir ülkeye idareten başka toplumların hukukları entegre edilmiş olabilir. Bu entegrenin diğer devrimlerden yola çıkılarak bir devrim sayılması yanlıştır. Tarihsel gelişimde büyük ve önemli bir kesit atlanmıştır. Geleneklerine uzaklaşan ve Çağdaş, modern diye kendini adlandıran hukukçuların gelenekleri üstüne çalışmaması tarihsel akıla karşı yapılmış etnosenterik bir tembellik yahut ihanettir. Nitekim yabancı dil bilip yabancı ülke mevzuatından çeviri yapan bir akademisyen hukukçunun mesleğindeki ilerleyişi entellektüel bir tembelliktir. Bilim ve teknik nerede olursa olsun alınıp getirilebilir ancak kanunlar böyle değildir. İklimleri vardır ve yerlerini yadırgarlar. Hukukun, menfaatlerin, adaletin ve doğrunun modernliğinden bahsetmek dünyanın düz olduğunu iddia edenlere kızanların beyinlerindeki aynı salaklıktır. Türkiye bir gün de Medeni Kanunun kabulü ile modernleşme sürecine girmedi. Her alanda yapılan inkılaplar için herkesin kendi üstüne düşeni yapması ile bu sürecin başlangıcı sağlandı. Ancak hukukçularımız bu süreçte başarılı olamadılar. Hem yenisini oluşturmak hem dışarıdan gelenleri takip etmek konusunda sürekli dışa bağımlı kaldılar. Nasıl bilimin modern teknikleri ile ülkede yerli üretime başlandı ise hukukçular, hukukun modern teknikleri ile yerli üretimi yapamadılar.


etiketlerETİKETLER