Hayat Niçin Katlanılır?

Hakikat dediğimiz şeyi elbette hepimiz arıyoruz, kimimiz biliyoruz. Farkında olarak yahut olmayarak. Anadolu köylerinin kahvehanelerinde uzun tıraşlı adamlar, hakikatin ne olduğunu(birçoğu gibi) bilinçsiz bir şekilde biliyorlar. Onlara göre hakikat; günü, kendi menfaatleri karşısında en iyi şekilde öldürmektir. O yüzden saf duygularını, ki genellikle öfkelerini açığa vurmaktan bir ân olsun geri kalmazlar, bilirler ki öz kendileridir ve kendilerinden daha önemli bir husus yoktur.

İstanbul, Ara Güler objektifinden

Filozoflar ise farklı tanımlamalarda bulunur. Søren Kierkegaard der ki: “Hakikatten, ölümden daha fazla korkuyoruz.” Yani bilmiyoruz. Yahut bilmek istemiyoruz. Birçok filozof hakikatin mutlak bir arayış olduğunu, arayışın sona ermeyeceğini savunur. Sokrates ile devam edersek o şöyle der: “Sokrates şifacı değildir. Şifacı olan sadece ölümdür. Sokrates’se uzunca bir süredir hastadır.” Ölümün insanın sonu değil başlangıcı olduğunu, hayatın hastalık, mutlak sonun çare olduğunu söyler bu söz. İnsan ömrünün sınırlı ve hakikatin de arayış olduğunu ele alırsak eğer, hakikatin ne olduğunu bilinçli bir şekilde bulamayacağız görünür.

Bizler bu karmaşanın, bu paradoksun, ki bunun içine bir de -zaman kavramı- eklenir ise durum bilincin anlayamayacağı bir hâle bürünür ve biz kara deliğin soyut anlamında yok oluruz. Bizim için en büyük ödül -anladığımız kadarı ile- yaşadığımız ânı anlamlı kılmak, kılabilmek. Ve eklemek gerekir ki; “İnsan, her yaşın acemisidir.” Biz bu yolda, heyecanımızla, korkularımızla, Edip’in de söylediği gibi -insan olmalarımızla- devam edeceğiz yaşamaya. Kısacası, bir saat yahut bir dakika sonra ne olacak? Sorusunun cevabını bilmediğimiz için yaşayacağız.

Skiffs, Gustave Caillebotte,1877

Hayat niçin katlanılır? Sorusuna cevap vermeden önce “Hakikat nedir?” diye cevapladık kendimizce. Sanıyorum insan hayatının devamlılığı, elverişli ortamda insan ırkı üredikçe sorgulanmadan devam edecek. Niçin ürediklerini, neden soyunun devam etme arzusunun olduğunu düşünmeyecek. Elbet eğer Sokrates gibi düşünmüyorsa. Bu sebepten onu yaşamaya katlanılır kılan şey nedir bilmeyecek. Elbette ki yaşayacak, kimi zaman ölmek isteyecek. İşte bu arzu, hakikate, hakikat arayışına ne kadar benziyor o zaman anlayacak, farkına varmıyor olsa bile. Tolstoy’un o meşhur kitabından uzak, yani teolojik kavramlardan uzak, bu döngüye, bu yazıya son olarak İsmet Özel’in dizesi ile veda edelim isterim; “Ölüyoruz, demek ki yaşanılacak.”


Muhammet Dağlı
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, iktisat son sınıf öğrencisi.