Halk İçin Halka Rağmen: İdeal Milliyetçilik Anlayışı

Halk İçin Halka Rağmen: İdeal Milliyetçilik Anlayışı

Günümüzde Türk milliyetçiliği içinde birtakım fraksiyonlar muhalif duruma düşmüştür. Özellikle seküler milliyetçilik güden kesimler iktidarın karşısında keskin bir kutup olarak yer almaktadır. Seküler milliyetçiler, siyasal İslamcı bir anlayışın peşinden pervasızca giden öteki “milliyetçi” gruplardan farklı olmak üzere belki de güdülmesi en zor anlayışlardan birini kendine şiar edinmiş durumdalar: Halk için halka rağmen…

Padişah düşmanınızdır. Yedi düvel düşmanınızdır. Bana bakın, kimse işitmesin, millet düşmanınızdır.

İsmet İnönü

Halka Rağmen İfadesi Ne Anlama Geliyor

Halka rağmen ifadesi halkı aşağılamak, düpedüz küçümsemek anlamına kesinlikle gelmemektedir. Seküler, muhalif milliyetçilerin Türk halkına olan sitemlerini ifade ettikleri bir deyişten öte değildir. Nitekim “halka rağmen” ifadesinin hemen öncesinde “halk için” ifadesi gelmektedir ki bu ifade Türk milliyetçilerinin halkı yükseltme, halk için çalışma ve kendilerini buna adama arzusundan gelmektedir.

Ne Yaptı Bu Halk? Ne Var Sitem Edecek?

Yalnızca milliyetçiler değil tabi ki de, ülkemiz muhaliflerinin genel olarak halkımıza sitemi mevcuttur. Hatta bu sitem bazen küskünlüğe, öfkeye ve gittikçe zarar verme arzusuna dönüşebilir. En sonunda kendilerini elleri kolları bağlı hisseden muhalifler, -bunlara milliyetçiler de dahil- “bu halktan da, bu memleketten de bir hayır gelmez” psikolojisi ile ülkeyi terk etme hayalleri kurmakta, iyiden iyiye bencillik noktasına varan bir bireyselciliğe kaymaktadırlar. Bu durum için böyle düşünen muhaliflere kızmamız da doğru değildir. Bunun nedeni muhalif kesimin ülkenin olumsuz gidişatını halka bağlaması; halkın, bu olumsuzlukların hükümetten sonraki suçlusu olduğunu düşünmeleridir. Bunun nedeni başlı başına demokrasi ile ilgilidir.

Demokrasinin doğru bir sistem olup olmadığı bu yazının konusu olmayacaktır. Lakin bu durumu doğrudan sistem demokrasidir. Bu demokrasinin hatalı bir sistem olduğu anlamına gelmez.

Öte yandan yazımın başındaki alıntıladığım söz bu durumu çok iyi özetleyecek niteliktedir. İsmet İnönü saf bir Türk milliyetçisi midir bu elbette tartışılır ki keza bu lafı bir ideolojik söylem olarak dile getirmemiştir. İsmet İnönü, bu sözü orduda oluşan karamsarlık havası üzerine emrindeki subaylara söylemiştir.

İdeal Türk Milliyetçiliği Nasıl Olur?

Ben şahsen ideal Türk milliyetçiliğinin kesinlikle seküler zemine oturtulmuş, orducu, aydın ve tam bağımsız Türk devletini savunan bir fraksiyon olması gerektiğini savunmaktayım. Bu gereklilikleri başlık başlık açıklamak istiyorum.

-Seküler Milliyetçilik

Din denen olgunun her alanda etkisini göstermesi zamanla ağır bir yozlaşmaya yol açar. Din güçlendikçe aynı zamanda dinsizlik de ayyuka çıkmaktadır. Bu gerçeğin yanında dinden kendini belli bir anlamda soyutlamış Türk milliyetçisi, olaylara daha gerçekçi, modernist, akılcı bir gözle bakabilir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucuları da keza seküler Türkçüler, milliyetçilerdir. Seküler milliyetçiliğin irticayı, siyasal İslam’ı boğması için Kemalizm ile sıkı sıkıya bir ilişkiye girmelidir ki bu mevzu da iki üç cümle ile geçiştirilebilecek bir mesele değildir. Belki de başka bir yazının konusudur. Aşağıdaki görselde de görüldüğü gibi Ulu Önder Atatürk’ün benimsediği 6 ilkeden biri olan milliyetçilik, irtica yılanının boynuna saplanan oklardan biridir.

milliyetçilik

Kısaca şöyle söyleyebilirim: Milliyetçiler uzun vadeli adımlar atmak için çağdaş olmak zorundadır. Bu sekülerlik tamamen dinsizlik anlamına gelmez. Din bireyin kendi tercihidir. Bu ideolojiye kendini adayanlar, dinin hükümlerine göre değil, modern dünyanın gerekliliklerine göre hareket etmelidir.

-Tam Bağımsız Türkiye İdeali

Özellikle sosyal medyada gözlemlediğim üzere kendi başına ayrı bir fraksiyon olan seküler Türk milliyetçiliği de onlarca fraksiyona bölünmüş. Açık açık Avrasyacılık yapıp, Rusya, İran ve Çin üçlüsünün adeta sözcülüğüne bürünenlerin karşısında, saf bir Amerikancılığa soyunmuş “Türk” milliyetçileri görmek mümkün. Çözüm, kurtuluş yolu kesinlikle başka milletlerin savunuculuğunu yapmak, uluslararası arenada onların piyonu haline gelmek değildir. Türk genci başka hiçbir milleten kati suretle medet ummamalıdır. Aksine tam bağımsız bir vatan üzerinde yaşama arzusuna sahip, hürriyetçi olmalı, bu motivasyonla davasını sürdürmelidir.

Anadolu topraklarında, bundan yıllar önce Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde, kurtuluşu mandada, başka bir milletin boyundurluğunda arayanlar çıkmış ve sapkın davalarında başarısızlığa uğramışlardır.

-Orducu Türk Gençliği

Türk gençliği ordusunu sevmelidir. Bunun oldukça basit birkaç sebebi vardır. Bunun ilki ve tüm sebeplerin üstünde bir sebep olan ülkemizin coğrafyasıdır. Maalesef Türkiye coğrafi olarak “kurtlar sofrası” olarak nitelendirebileceğimiz bölgede yer alıyor: Orta Doğu denilen bataklıkta. Kan ve barut kokusunun eksik olmadığı, terör örgütlerinin binbir yönden geldiği bu coğrafyada ordumuza sahip çıkmak hepimizin asli görevlerinden biridir.

Bunun yanında Türk ordusu milliyetçi bir motivasyonla faaliyetlerini icra etmektedir. Elbette ordumuz hiçbir ideolojinin esiri değildir. Türk Silahlı Kuvvetleri bir ideoloji ile tanımlanamaz şüphesiz. Lakin Türk askerinin temel motivasyonlarından biri de elbette Türk milletinin çıkarlarını koruma arzusudur.

Son Olarak

Burada belirttiğim ifadeler tamamen benim şahsi fikirlerimdir. Tüm milliyetçi camia adına verdiğim herhangi bir beyan bulunmamaktadır. Bu yazımdaki görüşlerim hayal ettiğim ve “ideal” olan Türk milliyetçiliği ile ilgilidir. Nitekim ideal Türk milliyetçiliğinin tanımı, nasıl olması gerektiği kısa bir yazıyla anlatılacak kadar kısa bir husu değildir. Yazıma ayırdığınız değerli vaktiniz için teşekkür eder, esenlikler dilerim.
“Ne mutlu Türk’üm Diyene!”

Kaynak(lar)


Emre ÇAKICI
11. sınıfa giden, okumaya ve bilgilendirmeye çalışan bir Türk genci. 3 yıldır çeşitli konularda blog yazıyor. iletişim: [email protected]