Altın Çağ

Gerçek Türk ve Altın Çağ Saçmalığı

Milliyetçilik, hem çok basit bir şey gibi görünen, niteliği çerçevesinde etno-sosyal bir kimliğe sahip olmanın yettiği düşünülürse, hem de çok derin mevzular barındıran ilginç bir meseledir. “Ben Türkçüyüm.” demek nispeten yeterlidir. Bunun taraftarlığını da yaparsanız… İşte emeksiz, zahmetsiz milliyetçiliğinizi çevrenizin önüne serebilirsiniz.

Bu tutum, zahmetsiz olduğu kadar işlevsizdir de. Bu çeşit bir inanç, savunulan düşünce ne olursa olsun, nutuğun yanında mantığın eksik kalışıdır. Bu da söz cambazlığı ile bir fikir oluşturmak anlamına gelir ki genelde bu sözlerin “düşünülmesi” yeterlidir, fazlasına gerek yoktur.

Türk Olmanın Esasları (?)

Yıllardır çevremizden gördüğümüz milliyetçiliğin kalıpları vardır. Birinin Türk olması için yapması gereken davranışlar, sözler ve tavırlar. Eğer ki birine Türk diyeceksek bu kalıpların dışına çıkmamalıdır. Çıkarsa, “kanı bozuktur” üstü kapanır, tekfir edilir. Kafada yaratılan bir Türk tanımı, kişinin ahlakı ile birleştiğinde ortaya çıkan bazı “kanı bozuklar” ile aynı sıfatı paylaşmak istemeyenler bugünün kurgusuyla oluşturdukları nitelikler ile dünün ve yarının Türklerini dışarıda bırakırlar. Gökalp‘in de dediği gibi:

Türklük post değildir, istediğinizin sırtına giydirip, istediğinizden çıkaramazsınız.

Altın Çağ

Türk, çalabilir, çırpabilir, tecavüz edebilir… Türk, terörist olabilir. Bu davranışlar onu uygulayanın Türklüğüyle uzaktan yakından alakası yoktur. Bizlere, Türkçülere, düşen görev ise onları “Onlar kanı bozuklar, bunlar Türk değil!” diyerek neyfetmek değil, “Türkler arasında niçin bu gibi fikr-i batıl hadiseler yayılıyor?” demektir, bunun sebebini iyice tahlil ettikten sonra çözüm arayışlarına başlayıp bunları uygulamaktır.

Saf Yiğitler

“Gerçek Türk” kavramının hezeyanını açıkladıktan sonra bir de “Türklerin Altın Çağı” hezeyanına geçelim. Bilirsiniz Orta Asya hikayelerini, her şey çok güzel giderken Ulu Kağan, bir Çinli prensese aşık olur ve onunla beraber olmak için koca bir devletin sonuna sebep olur (!).
Osmanlı’nın çöküşü ise yüce padişahlarımızın sebebiyle değil birkaç Yahudi‘nin, içimize sızmış olan İngilizlerin, Mason loncalarının sebebiyle olabilir ancak. Başka türlüsü mümkün değildir çünkü (!).

“Gerçek Türk” sıfatını yakıştırdığımız o Kağanlar, Yiğitler, Sultanlar nasıl olur da bu mükemmeliyet ile bir devletin sonunu getirirler? Bu derece yüksek mertebeye erişen, bu derece mükemmel olan biri nasıl olur da kötü bir sonla karşılaşabilir? Bunun açıklaması da ancak saflık ile yapılabilir. Kompleks bir düşünceye, zihne sahip oldukları için o basit insanların, basit entrikalarına kafaları basmaz. Bu nedenle kandırılırlar, arkadan vurulurlar ve kötü sona ancak bu şekilde ulaşabilirler (!).

Geçmişimizde bir “Altın Çağ” aradığımız ve hatta bulduğumuzu sandığımız için geleceğimizde de o günleri aramak yeni bir şey değil elbette, Orhun Kitabeleri‘nde de Türklerin eskiden çok daha iyi olduğu, Türk’ün özüne dönmesi gerektiği anlatılır. Bu nedenle bugünde yaşayıp geçmişi geri istediğimiz için geleceğe odaklanamaz ve en sonunda yine o “karanlık çağda” kalmaya devam ederiz. Bize düşen geçmişteki çağları tarayarak onları geri istemek değil. Bizlerin tek isteyebileceği ve yapabileceği bugünden başlayarak geçmişte erişemediği o yüksek mevkiyi kazanmayı hak eden Türk için çalışmak, çalışmak, çalışmak… Çünkü Atatürk‘ün de söylediği gibi:

Yalnız tek bir şeye ihtiyacımız vardır, çalışkan olmak. Servet ve onun tabii neticesi olan refah ve saadet yalnız ve ancak çalışkanların hakkıdır.

Gerçek Türk

Gerçek Türk ve Altın Çağ Saçmalığıbaşlıklı yazımızın sonuna geldik. Başka yazılarda görüşmek üzere. Bizleri Instagram ve Twitter hesaplarımız üzerinden takip edebilirsiniz. Diğer içeriklerimize de göz atmayı unutmayın!