George Orwell 1984 Kitap İncelemesi

George Orwell 1984 Kitap İncelemesi

Esenlikler arkadaşlar. Elimden geldiğince sizlere farklı konularda farklı bilgiler sunup, kültür alışverişi yapalım istiyorum. Bu nedenle bugünümü kitap incelemesine ayırdım ve bu kitabı birçoğunuzun duyup gördüğünüzden eminim. Kitabın adı tabii ki başlıktan da anladığınız üzere George Orwell’in yazmış olduğu kült eser 1984. Nedir bu 1984? George Orwell 1984 Kitap İncelemesi yazımızda bunu beraber inceledik

George Orwell 1984 Kitap İncelemesi

Kitabın Adı Neden 1984? 1984 Yılında Mı Geçiyor?

Öncelikle kitabı gören hatta okuyan birçok insan ”acaba kitap 1984 yılında mı geçiyor?” düşüncesine kapılıyor. Maalesef bunun teknik olarak mümkün olması mümkün değil çünkü yazarımız 1950 yılında gözlerini hayata yumuyor. Peki neden bu tarihi kullanmış?

Bu soru sadece bizim değil hem yazar hem de yakın dostu olan Julian Symons’ın da kafasını kurcalamış. George Orwell dostuna: ”Kitabımın yazımını 1948 yılında tamamladığım için, 1948’in son iki rakamının yerlerini değiştirmeye karar verdim.” diyerek açıklamıştır. Ve böylece kitabın adı 1984 olmuştur.

George Orwell 1984 Kitap İncelemesi – Kitabın Konusu Nedir?

Her şeyinizin denetlendiği bir devlette yaşadığınızı düşünün. Düşündüklerinizden, düşünmediklerinizden, hatta uykuda sayıkladığınız kelimelerden, yazdıklarınızdan, çizdiklerinizden, attığınız adımlardan ve hatta atmadıklarınızdan bile sorumlusunuz. Kitabımızda sizi denetleyen ”Big Brother – Büyük Birader” var. Ve bu Büyük Birader için çalışan çeşitli ajanlar, düşünce suçu işlersiniz diye sizi her an tutuklayıp buharlaştırarak yok edecek olan düşünce polisleri var. İşte George Orwell kitabında böyle bir dünya tasarlamış. Aslında bana göre bir alarm kurmuş. Geleceğimiz için hepimizi çok önceden uyarmış, yazımı okudukça neden böyle dediğimi çok daha iyi anlayacaksınız.

Ütopya mı Karşı Ütopya mı?

Bu terim yani ütopya (utopia) ”aslında olmayan, tamamen düş dünyasında tasarlanmış ideal toplum” anlamına gelmektedir. Platon’un Ütopyası, Thomas More’un Ütopyası, Farabi’nin Erdemli Şehir kitabı bunun için örnek gösterilebilir. Fakat bana göre 1984 kitabı tam bir karşı ütopyadır.

Karşı ütopyada her şeyde tam bir kaos ortamı hakimdir. Hayal edilen o huzurlu ortam yoktur. Yerini otorite ve ölümler almıştır. Aslında ölümler bile gizli saklıdır. Güç tamamen otoritenin elindedir ve nefes almaktan bile suçlu sayılabilirsiniz burada. Ütopyaya baktığımızda ”suç ” kavramı bile yoktur oysa. Ütopyada herkes, istediği zaman istediği yere göç edebilen bir kuş kadar özgürdür. Oysa Orwell 1984 kitabında hislerden bile ceza alıp yok edileceğiniz bir ortam inşa etmiştir.

”Korkunu asla belli etme. Öfkeni asla belli etme! Gözlerindeki ufacık bir kıpırtı seni ele verebilir. ”

1984,George Orwell

Büyük Birader ve Parti

Büyük Birader! Seni her yerden izler, gözleri her daim üstündedir. Ortada bir parti var. Partiye deli gibi tapan insanlar. Fakat Büyük Birader kimdir? Gören olmuş mudur? Onu bilen hiç kimse yok. Yalnızca onun ”yenilmez, gücü her şeye yeten, sonsuz bilgiye sahip” olduğuna inanıyorlar. Nefret Haftası adını verdikleri bir haftada ona karşı olanlara inanılmaz bir kin kusuyorlar. Ve bu coşkuya katılmayanları da düşünce suçlusu sayıyorlar. Zaten katılmayanlar da yok gibi.

Tele ekrandan izleniyorsunuz. Çalışırken, evinizdeyken bile. Parti bunun gerekli olduğunu düşünüyor çünkü Büyük Birader öyle buyuruyor. Kimse bundan rahatsız olmuyor, kimse bunu yadırgamıyor mu diyebilirsiniz. Yadırgayanlar elbette oluyor ama gece ansızın buharlaştırılıyor.

George Orwell 1984 Kitap İncelemesi – Proleterler

Kitapta oldukça azınlık bir kısımda olan proleterler var. Kitabımızın ana karakteri Winston kurtuluşun onlarda olduğuna inanıyor çünkü proleterler Büyük Biraderi pek umursamıyor. Aslında ben kitabı okurken proleterlerin de el birliğiyle parti tarafından oluşturulduğu kanısına vardım. (Kitabı okumayan arkadaşlar olacağı için neden böyle düşündüğümü tüm detayıyla anlatmıyorum.)

Eğer dediğim gibi değilse, bu insanların da pek düşüncesi olduğunu düşünmüyorum. Sadece, biraz daha ”özgür” yaşayan, en azından istediği zaman dışarı çıkabilen, istediği tarafta durabilen, sabahları spor yapmak zorunluluğu olmayan, tele ekranları olmayan ” özgür” ama düşünemeyen insanlar. Tamamı neredeyse fakir, işçi sınıfı. Yine de o kaos ortamında ufacık bir özgürlük görünce insanın içinde kelebek uçuyor demek ki. Demek ki karnını doyuracak gibi oluyor ufak bir ekmek kırıntısı…

“Bir umut varsa, proleterlerde.”

1984, George Orwell

Partiye Bağlı Bakanlıklar

GERÇEK BAKANLIĞI: Partililerin kullanımıyla ”GERBAK”. Adının ”Gerçek Bakanlığı” olduğuna bakmayın. Aslında tek bir amaçları var: Geçmişi her şeyiyle değiştirip, kendi bildikleri gibi yeniden yazmak. Sadece tarih anlamda düşünmeyin bunu. Dinlediğiniz bir şarkı, gördüğünüz bir tablo, bir savaş, bir resim, bir müze. Hayatta ”geçmiş döneme dair” ne varsa hız kesmeden Büyük Biraderin istediği şekilde yeniden şekilleniyor. Ve geçmiş hızla yok edilip, insanlar ”sahte bir tarihe” inandırılıyor.

SEVGİ BAKANLIĞI: Yine kısa adıyla ”SEVBAK”. Adı ne kadar da güzel değil mi? Sevgi Bakanlığı! Fakat kitapta anlatılana göre binada tek bir cam bile yoktur. Aksine dikenli tellerle çevrilidir ve binada sizi postallı, silahlı askerler karşılamaktadır. Ve tabii ki 101 numaralı oda. Düşünce Suçlulularının en büyük kabusu da buradadır. Tüm işkenceler bu odada yapılır. Düşünce Polisinin gözlem merkezi buradadır. Robot sistemi gibi buradan izlenirsiniz ve yaptığınız en ufak bir hatada enselenir, anında hücreye kapatılırsınız.

VARLIK BAKANLIĞI: Evet ”VARBAK”. Devlet olur da ekonomisi olmadan olmaz değil mi? Varlık Bakanlığı devletin Ekonomik Bakanlığıdır. Devletin ekonomisi buradan soruluyor. Aslında bakarsanız, kitaba göre binalar eskilikten yıkılıyor, insanlar kahve ve şeker bulamıyor. Yoksulluk almış başını gitmiş fakat nasıl oluyorsa her zaman devlet – savaşta olmasına rağmen- sürekli ama sürekli bir şeyleri başarıyor ve de üretimde bir şeyleri aşıyor. Ve bunlar tele ekrandan sürekli yayına giriliyor.

BARIŞ BAKANLIĞI: ” BARBAK. ” Görevi tabii ki barışı sağlamaktır. Şaka şaka. Bu ülkede barışa yer yok. Barış Bakanlığının biricik görevi savaşmaktır! Bu yüzden de devlet sürekli ama sürekli bir savaş halindedir. Savaşın sonucu her zaman devletin lehinedir. Ne olursa olsun kazanılmıştır, koşullar iyidir, moraller tavandır. Çünkü tele ekrandan bunlar yayınlanmıştır. Büyük Birader öyle emretmiştir ve Barış Bakanlığı en nihayetinde hiç olmayan savaşın kazananı bile sayılmıştır. Bu arada Büyük Biraderin partisinin vazgeçilmez bir temasını da hatırlatalım :” SAVAŞ BARIŞTIR.”

George Orwell 1984 Kitap İncelemesi – Aile ve Erotizm

Bu ülkede erotizme ve sekse asla yer yok! Herhangi bir karşı cinse karşı asla bir şey hissedemiyorsunuz. Biriyle evlenmek istediğinizde bunu partinin onaylaması gerekiyor. Onay almanız içinde şehvetli sevişmeler yapmayacağınızı, herhangi bir sevgi beslemediğinizi, tek amacınızın ”parti” için çocuk yapmak olduğunu ispat etmeniz gerekiyor. Bu şekilde bir ispat yapabilirseniz onay alıyorsunuz.

Aileniz varsa nefret haftasına ve idam sahnelerine hep beraber gidiyorsunuz. Çocuklarınız tıpkı ajan gibi bir hal alıyor. Ve sizinle bağları daha çocuk yaşta koparılıyor. Çünkü onlar için bağlanılacak yegane şey partidir. Ve aile parti için rakiptir. Bu nedenledir ki çocuklarınız sizi herhangi bir hareketinizden dolayı polise şikayet edebilecek kadar düşman kesilebiliyor ve bunu normal görebiliyorlar.

Düşünce Suçu, Düşünce Polisi

Elbette her şeyin olduğu gibi düşünmenin de bir bedeli var burada. Düşünmenin bir bedeli var dediğime aldırmayın, düşünebilen bir avuç insan kaldı aslında. Hepsi buharlaştırılıyor, yok ediliyor. Geçmişleri yakılıyor, hiç yaşamamış sayılıyor. Düşünce polisleri sizi bakışınızdan, söylediğiniz bir sözden, uykunuzda sayıkladığınız bir kelimeden dolayı ansızın alıp ”işkence odasına” götürebiliyor. Çeşitli işkencelere maruz kalıyorsunuz, sebebi düşünmeniz. Biraz sorgulamanız. Burada düşünmeye yer yok. Azınlıktasınız ve azınlık olarak kalacaksınız.

101 Numaralı Oda

Düşünce Suçluları yakalandıkları zaman buraya getiriliyorlar. Ve buraya girmemek için yalvarıyorlar. En sevdiği insanları satıyorlar. O kadar ağır işkencelere maruz kalıyorlar ki yapmadıkları cinayetlerin altına imzalarını atıyorlar, satmadıkları uyuşturucu işlerini üstleniyorlar. Suikastleri kabul ediyorlar, seri katil oluyorlar. Yeter ki o işkencelerden bir kez olsun ayrı tutulalım diyorlar. Ama bir kez fişlendiler ve oradan kurtulamıyorlar. Oradan kurtulmanın yolu Büyük Biraderin öğretilerini her koşulda kabul etmek. Bunu zorlayarak, işkencelerle kabul ettiriyorlar. Ve sonunda sizi Büyük Biraderi sevmiş birisi olarak, öğretilerini kabul etmiş olarak buharlaştırıyorlar. Ölseniz bile Büyük Birader’i severek ölün istiyorlar.

Bu kitap geçmiş dönemde yazılmış olmasına rağmen gelecek nesillere birer ”çağrı” kitabıdır. Güncelliğini koruyor olması, içeriğinin günümüzde yaşanıyor olmasından kaynaklanıyor. Çünkü Dünyamız tam da şu an bu durumu yaşıyor. Yalan ve doğrular birbirine karışmış durumda ve çok yakında düşünebildiğimiz için de bu dünyada suçlu sayılacağız. Çünkü bırakın hükümetleri etrafımızdaki insanlar bile artık düşünmekten aciz. Ben ise ”düşündükçe bozulacak ezberimiz” diyorum. Ve bu kitabı şiddetle okumanızı öneriyorum. Keyifli günler arkadaşlar.

George Orwell 1984 Kitap İncelemesi yazımızı beğendiyseniz daha fazlası için bizleri Instagram ve Twitter hesaplarımız üzerinden takip edebilirsiniz. Diğer içeriklerimize de göz atmayı unutmayın.